(İSTANBUL) Karıncalar Karadeniz Dayanışması, 2026 yılı maden ihalelerine ilişkin yaptığı basın açıklamasında, sürecin yalnızca çevresel değil doğrudan yaşam hakkına yönelik bir tehdit olduğunu belirterek kamuoyuna çağrıda bulundu. Açıklamada, Madencilik ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından yürütülen ihale süreçlerinin ülke genelinde geniş bir yıkım politikasının parçası olduğu ifade edildi.
Açıklamada, 25 Mart 2026’da açılan maden ihalelerinin doğa ve yaşam alanları üzerindeki etkisine “Yaşam alanlarımızı, toprağımızı, suyumuzu ve geleceğimizi tehdit eden 2026 maden ihalelerine karşı tüm halkı yaşam hakkını savunmaya çağırıyoruz. İhaleye açılan sahalar yalnızca doğayı değil, doğrudan insanın ve hayvanın yaşam hakkını hedef almaktadır.” sözleriyle dikkat çekildi.
“Ormanlarımızın %60-70’lik bölümü maden sahası ilan edilmiş durumdadır.”
Türkiye genelinde ormanlar, tarım alanları ve su kaynaklarının büyük bir bölümünün maden sahası ilan edildiği öne sürülen açıklamada, bu durumun bir kalkınma politikası olarak değil, “yıkım ve sömürgeleştirme programı” olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. “Bugün ormanlarımızın %60-70’lik bölümü maden sahası ilan edilmiş durumdadır. Bu bir kalkınma politikası değil, açık bir yıkım ve sömürgeleştirme programıdır.” Dayanışma, yürütülen faaliyetlerin yalnızca ekonomik bir süreç olarak ele alınamayacağını belirterek, doğrudan yaşam alanlarına yönelik bir müdahale olduğunu “Bu nedenle açıkça söylüyoruz: Bu bir madencilik faaliyeti değil, yaşam alanlarının işgalidir” sözleriyle savundu.
6 Şubat depremlerinin ardından yeniden yaşam kurmaya çalışan bölgelerin de maden ihaleleriyle karşı karşıya bırakıldığı ifade edildi. Bu durumun “yaşam hakkına ikinci darbe” olduğu belirtilerek şöyle denildi:
“Depremin yaralarını sarmaya çalışan kentlerde doğayı acele kamulaştırmalarla altüst etmek, halkın yaşam hakkını ikinci kez yok saymaktır”
Ayrıca madencilik faaliyetlerinin insan sağlığı üzerindeki etkilerine “Madencilik faaliyetlerinin yoğun olduğu bölgelerde kanser vakalarının arttığı bilinmektedir. Bu mesele yalnızca doğa meselesi değil, doğrudan yaşam hakkı meselesidir.” şeklinde vurgu yapıldı.
“Kalkınma değil, yaşamın tasfiyesi”
“Kalkınma” ve “istihdam” söylemleriyle yürütülen politikaların gerçekte farklı sonuçlar doğurduğu “Amaç halkı zenginleştirmek değil; şirketleri büyütmek ve yaşam alanlarını sermayeye devretmektir. Bu nedenle bu bir kalkınma değil, yaşamın tasfiyesidir.” sözleriyle savunuldu.
“Yaşam hakkı pazarlık konusu olamaz, topraklarımız satılık değildir”
Kasım 2026’da Türkiye’de düzenlenmesi planlanan COP31 zirvesine de değinilen açıklamada, çevre politikaları ile uygulamalar arasındaki çelişkiye dikkat çekildi “Bir yanda doğa sistematik olarak talan edilirken, diğer yanda ‘iklim zirvesi’ düzenlenmesi açık bir çelişkidir”, “Tüm halkı, köylüleri, kentlileri, üreticileri ve yaşam savunucularını birleşmeye çağırıyoruz. Yaşam hakkı pazarlık konusu olamaz, topraklarımız satılık değildir” denildi.

