Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
SİYASET

Kamil Aydın: “Tavrımız net ve ortak ortaktır, 1967 sınırları esasında iki devletli bir yapı inşa edilmeli”

MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasında, “Bu yüce çatı altında gün birlik, beraberlik içerisinde şüpheden ve ön yargıdan ziyade birbirimize güveni esas kılarak, ‘Ben yaptım, sen yapmadın. Ben dedim, sen demedin. Şöyle yapmadın, böyle yapmadın’ polemiklerine kapılarak atalete düşmeksizin topyekun bir insanlık dışı işgal ve soykırımın son bulmasına yönelik milletimizle birlikte mücadeleye devam etmeliyiz. Tavrımız net ve ortak ortaktır. O da kısaca 1967 sınırları esasında iki devletli bir yapının inşasıdır” diye konuştu.

(TBMM) – MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasında, “Bu yüce çatı altında gün birlik, beraberlik içerisinde şüpheden ve ön yargıdan ziyade birbirimize güveni esas kılarak, ‘Ben yaptım, sen yapmadın. Ben dedim, sen demedin. Şöyle yapmadın, böyle yapmadın’ polemiklerine kapılarak atalete düşmeksizin topyekun bir insanlık dışı işgal ve soykırımın son bulmasına yönelik milletimizle birlikte mücadeleye devam etmeliyiz. Tavrımız net ve ortak ortaktır. O da kısaca 1967 sınırları esasında iki devletli bir yapının inşasıdır” diye konuştu.

TBMM Genel Kurulu, CHP’nin çağrısı üzerine, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Anayasa ve İç Tüzük’ün ilgili maddeleri uyarınca, “İsrail’in Gazze Saldırısı, Filistin Halkına Yaptığı Soykırım ve Zulüm ile Kıtlık Politikaları ve Bölgede Var Olan Güncel Duruma İlişkin TBMM’nin Bilgilendirilmesi” konulu olağanüstü toplantı çağrı tezkeresi uyarınca bir araya geldi. TBMM Genel Kurulu’nda MHP Grubu adına Erzurum Milletvekili Kamil Aydın yaptığı konuşmada, Erdem Beyazıt’ın “dünyanın en uzun hüznü yağıyor yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne” sözlerini hatırlatarak “İsrail’in Ekim 2024 tarihinden bugüne kanun, kural, kaide, sözleşme ve anlaşma tanımaz bu nobran tavrı ile Gazze’de başlattığı işgal ve soykırım girişimleri artık ayrım gözetmeksizin sivil yerleşim yerlerini, hastaneleri ve yardım noktalarını da hedef almaktadır” dedi.

“İsrail-Filistin meselesi yalnızca siyasi çatışma değil, insan hakları hukuku açısından ciddi boyutlara ulaşmış bir sorundur”

İsrail’in saldırı ve ve toplu imha tehdidi ile sivil halkı göçe zorlaması ve çoğu çocuk, yaşlı ve kadınlardan oluşan binlerce masum sivil insanın ölümüne sebep olduğunu söyleyen Aydın, “Dolayısıyla İsrail-Filistin meselesi yalnızca siyasi bir çatışma değil, aynı zamanda uluslararası ve insan hakları hukuku açısından da ciddi boyutlara ulaşmış bir sorundur. Diğer bir ifadeyle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da ya da yıllardır süregelen askeri operasyonlar, abluka politikaları ve yerleşim faaliyetleri, sivillerin temel haklarını doğrudan ihlal girişimleri yani kısaca İsrail’in Filistin’de uyguladığı insan hakları ihlalleri uluslararası hukukun da ana gündemini oluşturmaktadır” dedi.

“İsrail, şiddet ve vahşeti daha da artırarak topyekün bir soykırım girişimine açıkça devam etmektedir”

Aydın, başta BM kararları, Cenevre ve 1948 soykırımı önleme ve cezalandırma sözleşmeleri olmak üzere alınan kararların İsrail tarafından yok saydığını belirterek “İsrail, şiddet ve vahşeti daha da artırarak topyekün bir soykırım girişimine açıkça devam etmektedir. Bu bağlamda sivil, çocuk, hasta, kadın, yaşlı, yardım ve sağlık görevlisi, gazeteci demeksizin saldırılarını fütursuzca sürdürmektedir. İsrail’in Gazze’ye yönelik hava ve kara saldırıları çoğu kez sivilleri almakta ve yoğun nüfuslu bölgelerde orantısız biçimde gerçekleşmektedir. Birleşmiş Milletler raporları ve bağımsız araştırmalar ayrım ilkesi ve ortaklılık kurallarını ihlal edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Filistin halkı bir yandan barınaksız, okulsuz, hastanesiz hatta aç susuz bırakılarak her türlü insanlık dışı uygulamaya mahkum edilirken öte yandan sözüm ona oluşturdukları yardım merkezleriyle insanlar sinsice bir araya getirilerek toplu hedef yapılmaktadır” diye konuştu.

“BM raporunda Gazze’deki kıtlığın felaket seviyesi olarak bilinen 5. seviyede olduğu kanıtlarla doğrulandı”

Nüfusu yaklaşık 2 milyon 300 bini bulan Filistinlilerin Gazze’deki İsrail saldırıları ve sürgün emirleri sonucu yerinden edilerek 2 milyonun göçe zorlandığına dikkati çeken Aydın, şunları kaydetti:

“Gazze’de uzun süredir devam eden abluka sonucu gıda, temiz su, yakıt ve ilaç gibi yaşamsal ihtiyaçlara erişim çok ciddi biçimde engellenmiştir. Birleşmiş Milletler organları, sivillerin aç bırakılmasını uluslararası hukukta savaş suçu kapsamında değerlendirmektedir. Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’e sivillere insani yardım ulaştırma ve soykırımın önlenmesi kapsamında yükümlülükler getirmiştir. Ancak uygulamada bu kararların yeterince yerine getirilmediği yönünde ciddi eleştirilere tanıklık etmektedir. İsrail’in bugün artık yeni bir savaş konsepti haline getirdiği açlığı ve susuzluğu silah olarak kullanacak kadar insanlıktan yoksun bir hal alması, Birleşmiş Milletler’in de resmi açıklamalarına konu olmuştur. Yapılan resmi açıklamada, ilk defa Orta Doğu’da kıtlık yaşandığı ifade edilmekte ve bu açıklama sonrası bazı BM temsilcisi Batılı devletlerin yetkili isimleri de bunun ahlaki bir skandal olduğunu ve insan eliyle meydana geldiğini açıkça ifade etmiştir.

Ekim 2023’ten bu yana açlıktan hayatını kaybedenlerin sayısının 119’u çocuk olmak üzere 300’ün üzerinde olduğu kaydedilmiş Birleşmiş Milletlerin desteklediği entegre gıda güvenliği aşama sınıflandırması tarafından yayınlanan son raporda, 15 Ağustos 2025 itibariyle Gazze kentindeki kıtlığın felaket seviyesi olarak bilinen 5. seviyede olduğunun kanıtlarla doğrulandığı bildirilmiştir. Öte yandan uluslararası bazı kaynaklar İsrail’in Batı Şeria’da yasa dışı yerleşim merkezleri oluşturduğu gibi benzer bir uygulamayı Gazze’de de açık ve net bir şekilde yapmakta olduğu ifade edilmektedir. Örneğin Zeytin Mahallesi’nde en az bin 500 evin yıkılıp yerine yasadışı yerleşimcilerin yerleşeceği birtakım yapılaşmaya gidildiği görülmektedir.”

“Uluslararası resmi kurumlar bu nobran ve saldırgan tavrı durdurmak için yeterince etkin değil”

Aydın, Gazze’de yaşananların bugün artık dünya kamuoyunda karşılık bulmakla kalmayıp aynı zamanda İsrail müttefiki Batılı ülke yönetimlerinde de yavaş yavaş dile getirildiğini söyleyerek “Özellikle başta İspanya, İrlanda, Belçika, Norveç, Kanada, İngiltere, Fransa olmak üzere birçok batılı ülke Filistin’i tanıma deklarasyonları yayınlamanın yanı sıra kalıcı ateşkesin bir an önce gerçekleşmesini seslendirmeye başlamışlardır. Her şeye rağmen görülen o ki ne Arap Ligi, ne İslam İşbirliği Teşkilatı ne de diğer irili ufaklı uluslararası resmi kurum ve kuruluşlar bu nobran ve saldırgan tavrı durdurmaya yönelik yeterince etkin olamamaktadır” dedi.

“1967 sınırları esasında iki devletli bir yapı inşa edilmelidir”

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve TBMM’nin tek ses ve yürekle Gazze’de yaşananların bir an önce son bulmasını bugün olduğu gibi yüksek sesle dünya kamuoyuna her platformda haykırdığını ifade eden Aydın, şöyle konuştu:

“Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına açıkça ifade etmek isterim ki bunu yaparken herhangi bir bireysel veya siyasi menfaat düşünmeksizin topyekun çarpan yüreklere tercüman olmaktan başka inanç ve motivasyon söz konusu olmamalıdır. Dolayısıyla bu yüce çatı altında gün birlik, beraberlik içerisinde şüpheden ve ön yargıdan ziyade birbirimize güveni esas kılarak, ‘Ben yaptım, sen yapmadın. Ben dedim, sen demedin. Şöyle yapmadın, böyle yapmadın’ polemiklerine kapılarak atalete düşmeksizin topyekün bir insanlık dışı işgal ve soykırımın son bulmasına yönelik milletimizle birlikte mücadeleye devam etmeliyiz. Tavrımız net ve ortak ortaktır. O da kısaca 1967 sınırları esasında iki devletli bir yapının inşasıdır. Bu uzun soluklu mücadele sürecinde ülkemizin tüm resmi ve gayri resmi kurum, kuruluş ve yapılarıyla eşgüdüm ve yakın işbirliği içerisinde ortak tavrımızı sürekli kılma sorumluluğumuz bulunmaktadır. Bu sürekliliği atalete uğratmayı hedefleyen her türlü algı, iddia ve fitneden uzak durmak ayrıca çok önem arz etmektedir. Bunun en tipik örneği İsrail’e yönelik kararlı tavır ve tutumu gevşetme adına ifade edilen ‘Türkiye’de antisemitizm yükselmektedir’ ön yargısıdır. Halbuki Türk milleti dünden bugüne inancı ve sahip olduğu insani ve kültürel değerleri mucibince hiçbir inanca mütecaviz olmadığı gibi, mazlum ve mağdur olanlara da kucak açmıştır. Bunun en belirgin ve bilinen örneği de Endülüs’te Holokosta tabi tutulan Yahudilere 15. yüzyılın sonlarında yurdunu ve yuvasını açarak soykırımlarını önleyen tarihi olaydır.”

 

DİĞER VİDEOLAR