(İZMİR) – İzmir’de Muğla’nın Milas ilçesinde Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerinin acele kamulaştırılmasına karşı düzenlenen eylemler sonrası İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra Işık’ın tutuklaması protesto edildi.
Alsancak semtinde bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi ününde bir araya gelen Tarım Sen ve çevre örgütleri temsilcileri Işık’ın tutuklamasına tepki gösterilerek basın açıklaması yaptı.
“Esra tutuklanırken öbür taraftan keşif icra ediliyor, böyle rezalet görülmemiştir”
Basın açıklamasında konuşan avukat Arif Ali Cangı, Esra Işık’ın tutuklanmasına ilişkin yargılama devam ederken İkizköy’de Işık Ailesinin evi, bahçesi ve hayvan barınakların olduğu alanın keşfinin yapıldığını belirterek “Esra’nın neden tutuklandığı bununla ortaya çıkıyor. Esra tutuklanırken öbür taraftan keşif icra ediliyor. Böyle rezalet görülmemiştir. Bu ciddi bir hukuk skandalıdır. Artık yapılan hukuksal itirazların bir anlamı kalmamış durumda. Biz hukuk varmış gibi hakkımızı aramaya çalışacağız. Ancak İkizköylülerin dayanışmaya ihtiyacı var. İkizköy’ün herkesin dayanışmasına ihtiyacı var. Bu mücadele kaybederse hepimiz kaybetmiş olacağız. Bu mücadele kaybederse hepimizin hukuk güvenliği ortadan kalkmış olacak. Bu mücadele kaybederse yeryüzündeki hayatı sürdüreme daha da zorlaşacak. O nedenle desteğe, dayanışmaya çağırıyorum” diye konuştu.
Akın: Mustafa Varank, mahkemeye öncülük yaptı
DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, İkizköylülerin haklarını savunduklarını belirterek “Akbelen’deki köylüler sadece toprağını savunmuyorlar. Aslında bu ülkenin havasını, suyunu kirletenler karşısında; bu egemen sermaye düzeni karşısında; şirketlerin temsilcisi hâline gelmiş devlet politikası karşısında haklarını savunuyorlar. Şu anda Esra’yı tutukladılar. Ama Esra’nın tutuklanması aslında fiilen Anayasa’nın 56. maddesine göre toprağını, havasını, suyunu savunma hakkını veren insanların haklarını gasp etmek anlamına geliyor. Buradan sesleniyoruz. Özellikle AKP’nin Kars milletvekili, komisyon başkanı Mustafa Varank… Bu vatandaş çıktı, orada iki gün önce bir değerlendirme yaptı. Sözde taşınmış olan zeytinlerin yaşadığını ve aynı şekilde toprağın içerisinde verimli hâle geleceğini söylemeye çalıştı, mahkemeye öncülük yaptı. ‘Gelin, buradaki her türlü çalışmayı yapın’ dedi. Ve arkasından mahkeme baskı altında karar aldı ve gittiler orada keşif yapmaya başladılar” dedi.
“Bu mesele sadece Akbelen’in İkizköy meselesi değil”
Adrese teslim maden ruhsatları verildiğini öne sürerek sözlerini sürdüren Akın, “On gün önce bütün köy halkının ortadan kaldırılmasına sebep olacak 5 bin 93 tane zeytinin yerinden edilmesini sağlayan bir genelge yayımlandı. Buna izin verildi. Bunun arkasından da şimdi orada şirketin ihtiyacına bağlı olarak bir çalışma örgütlenmeye çalışılıyor. Köylüler direniyor, mücadele etmeye çalışıyor ama buradan seslenmek istiyoruz. Bu mesele sadece Akbelen’in İkizköy meselesi değil. Türkiye’nin dört bir tarafında AKP’nin kendi yandaşlarına, uluslararası şirketlere tabiri caizse adrese teslim ruhsat veriyor. Sadece onların ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Bizim ülkemizde mevcut koşullarda, bizim bütçemizle bu memurlar halkın bütçesine uygun olarak görev yapmıyorlar. Tamamen sipariş üzerine şirketlerin görevlerini yerine getirmeye çalışıyorlar” diye konuştu.
“Anayasa’ya göre suç işliyorsunuz”
Adalet, İçişleri bakanları, Muğla Valisi ve Anayasa Mahkemesi üyelerine de seslenen Akın, şu ifadeleri kullandı:
“Artık bu ülkede devlet mekanizması halkın çıkarları, hakkını korumak için değil, fiilen ve açıkça şirketlerin temsilciliğini yapıyorlar. Adalet Bakanı’na, İçişleri Bakanı’na, Muğla Valisi’ne sesleniyorum: Bu hukuksuzluğa ortak olmayın. Oradaki halka karşı yapılmış olan bu düşmanlık politikasına vazgeçin. İnsanlar en demokratik haklarıyla suyunu korumak istiyorlar, toprağını korumak istiyorlar. İsyan ediyorlar ve itirazlarını sonuna kadar sürdürme meşruiyetini Anayasa’dan almış oldukları güçle yapmaya çalışıyorlar. Sizin yaptığınız hukuksuzluk şu andaki mevcut Anayasa’ya göre aslında suç işliyorsunuz. Buna ortak olmayın ve bir an önce bu yapıdan kaynaklanan uygulamaları durdurun. Anayasa Mahkemesi’ne de seslenmek istiyorum. Geçen hafta bu konuyla ilgili tekrar yürütmeyi durdurmak için başvuru yaptık. Acilen bu konuda toplanmazsanız, karar vermezseniz, sizler de elinizde olan Anayasa’yı uygulamak yetkisini kullanmadığınız ve gereğini yapmadığınız için suçlu olacaksınız.”
Işık: Milas bir şirketten büyüktür
Eylemde Esra Işık’ın cezaevinden gönderdiği mektup da okundu. Işık mektubunda şu ifadelere yer verdi:
“Ben toprağımı savundum. Ben onurumuzu savundum. Zehra ninemizin, Hatice teyzemizin ve nicelerinin yolundan yürüyorum. Alnım açık, başım dik. Mücadelemizin bayrağını köylülerime bıraktım. Buradan çıktığımda o bayrağı tekrar devralıp en önde yürüyeceğim. Ben bu toprakların kızıyım. Ben bir köylü kızıyım. Mücadeleden gurur duyuyorum. Buradan yeniden sözüm olsun: Mücadelemizi de, onurumuzu da, haysiyetimizi de satmayacağız. Milas bir şirketten büyüktür. Vazgeçmeyeceğiz.”

