Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İzmir’de kadınlar hakları için yürüdü: Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki tahakkümü kabul etmiyoruz

İzmir Kadın Platformu, önderliğinde kadın dernekleri, meslek kuruluşları ve siyasi partiler, 8 Mart’ta savaşa, yoksulluğa şiddete karşı yürüyoruz” sloganıyla yürüdü. Basın açıklamasında, “Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki tahakkümü kabul etmiyoruz. Yoksulluğu reddediyor, baskı ve şiddetinize boyun eğmiyoruz” denildi.

İzmir Kadın Platformu, önderliğinde kadın dernekleri, meslek kuruluşları ve siyasi

(İZMİR) – İzmir Kadın Platformu, önderliğinde kadın dernekleri, meslek kuruluşları ve siyasi partiler, 8 Mart’ta savaşa, yoksulluğa şiddete karşı yürüyoruz” sloganıyla yürüdü. Basın açıklamasında, “Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki tahakkümü kabul etmiyoruz. Yoksulluğu reddediyor, baskı ve şiddetinize boyun eğmiyoruz” denildi.

İzmir Kadın Platformu, KESK İzmir Kadın Meclisi ve Emekçi Kadınlar, “8 Mart’ta savaşa, yoksulluğa şiddete karşı yürüyoruz” sloganıyla yürüyüş yaptı.

Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeki Türkan Saylan Kültür Merkezi önünden başlayıp Penguen Kitapevi önünde son bulan yürüyüşe, çeşitli STK, kadın dernekleri ve siyasi partilerden de destek geldi.

Kadınlar, “Kadın cinayetleri politiktir”, “Kadınlar artık susmayacaklar”, “Nefrete inat, yaşasın hayat” sloganlarıyla, kadınların gündelik hayatta karşılaştıkları şiddet ve sorunlara karşı ses yükselttiler.

“Ücretsiz ve nitelikli kreşler istiyoruz!”

Kadınlar adına yapılan açıklamada, kadınlara esnek, güvencesiz ve düşük ücretli çalışmanın “çözüm” diye dayatıldığı, kadınların sosyal haklarının budandığı belirtilen açıklamada, kadın emeğinin, hem ev içinde görünmez kılındığı hem işyerlerinde ucuz işgücü olarak sömürüldüğü kaydedildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Eşit işe eşit ücret, güvenceli çalışma istiyoruz! Ücretsiz ve nitelikli kreşler istiyoruz! Taşeron ve esnek çalışma değil, güvenceli iş, insanca yaşamaya yetecek ücret istiyoruz! Bakım yükünün kamusal sosyal politikalarla paylaşılmasını istiyoruz! Çocuk emeği sömürüsüne son verilmesini, MESEM’lerin kapatılmasını istiyoruz. İşyerlerinde şiddete, mobbinge ve baskıya karşı caydırıcı yaptırımlar istiyoruz! ILO 190 sayılı sözleşmenin etkin uygulanmasını istiyoruz! Kadınların ekonomik bağımsızlığını güvence altına alan sosyal politikalar istiyoruz. İktidarın 2025’i Aile Yılı ilan etmesiyle başlayan süreç, Aile ve Nüfus 10 Yılı programıyla kadınları geleneksel rollere hapsetmeyi ve bedenimizi nüfus politikalarının aracı haline getirmeyi hedefliyor. ‘Doğum teşviki’ adı altında yarı zamanlı, esnek ve güvencesiz çalışma daha da yaygınlaştırılırken ‘iş-aile dengesi’ söylemiyle kadınlar düşük ücretli, bakım yükü altında ezilen ikinci sınıf bir işgücüne itiliyor. Kürtaj hakkı fiilen engelleniyor, sezaryene kısıtlamalar gündeme geliyor, ‘aile’ söylemiyle LGBTİ+ hakları hedef alınıyor. Tüm bu politikalar kadına yönelik şiddeti artırıyor. Bu tablo ataerkil politikalarla eşitsizliği derinleştiren, şiddeti önlemeyen, failleri koruyan, cezasızlığı politika haline getiren bakanlıklarından yargısına, diyanetinden medyasına örgütlenen kadın düşmanı iktidarın eseridir.

“Gerçekleri mücadelemizle ortaya çıkaracağız”

Rojin Kabaiş’in, Dilan Geyik’in, Fatmanur Çelik ve İkra’nın ölümüne intihar, Bahar Taş’ın ölümüne kalp krizi diyerek üzerini örtmeye çalışanlara sözümüz var. Gerçekleri mücadelemizle ortaya çıkaracağız. Şüpheli ölümler aydınlatılana, failler yargılanana, kadın cinayetleri son bulana kadar susmayacağız. 6284’ü uygulatacağız. Kadına yönelik şiddeti sürekli yeniden üreten bu düzene karşı eşit, özgür insanca bir yaşamı hep birlikte kuracağız. Diyanet hutbelerinde kadınların bedeni, giyimi, miras ve nafaka hakkı hedef alınırken laiklik ilkesi aşındırılıyor. Milli Eğitim müfredatlarında kadın kimliği annelik ve itaat ile sınırlandırılıyor, toplumsal cinsiyet eşitliği çıkarılıyor ve aile temelli programlar öne çıkarılıyor. Üniversitelerde kadın öğrenciler kampüslerde tacize uğruyor, yurtlarda ayrımcılığa maruz kalıyor, giriş çıkışları dahi sorgulanıyor, mücadelesi bastırılmak, topluluklar kapatılmak isteniyor. Bütün bunlar tesadüf değil. Hepsi tek adam rejiminin hem sermayenin ihyası hem iktidarını tahkim için kurguladığı gerici projenin parçalarıdır.

“Savaşın en ağır bedelini kadınlar ve çocuklar ödüyor”

İktidarın emperyalist güçlerle kurduğu ilişkiler ve savaş politikaları halklara yoksulluk, yıkım ve baskı getiriyor, en ağır bedeli ise yine kadın ve çocuklar ödüyor. Bütçe; savaş politikalarına, savunma sanayisine ve sınır ötesi operasyonlara akıtılırken yoksulluk da doğrudan devlet şiddeti de artıyor. Bugün Ortadoğu’da yükselen dumanlar, emperyalist barbarlığın yeni bir vahşet sayfasını aralıyor. Filistin’den Suriye’ye uzanan kanlı hat, son olarak İran’ın bombalanmasıyla derinleşiyor. Türkiye emperyalistlerle girdiği ilişkilerle buna ortak oluyor. AKP iktidarı, ABD ve İsrail’in bölgeyi kana bulayan kadın ve çocukları katleden saldırılarına karşı açık tutum almalı, NATO’dan çıkılmalı, Amerikan üsleri kapatılmalıdır.

Bugün Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında işçi ve emekçi kadınlar olarak; grevlerde, direniş çadırlarında, sokaklarda mücadeleyi büyütüyoruz. Rojava’dan Filistin’e Afganistan’dan İran’a Latin Amerika’ya kadar emperyalist saldırganlığa ve gerici otoriter rejimlere karşı direniyoruz. 8 Mart’ta bir kez daha ilan ediyoruz: Sömürü düzeninizin, savaşın ve gericiliğin bedelini kadınlar ödemeyecek. Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki tahakkümü kabul etmiyoruz. Yoksulluğu reddediyor, baskı ve şiddetinize boyun eğmiyoruz.”