(İZMİR) – İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in tutuklu ve sanıkların avukatlarıyla görüşmelerine ilişkin yasal düzenleme yapılacağı yönündeki açıklamalarıyla ilgili “Bu alanda yapılmak istenen bütün düzenlemeler açıkça hukuk devleti ilkesine aykırı olacaktır. Bu insanlar bir köle değil, bir tecritte yaşamak zorunda değil. Böyle bir yasal düzenlenmenin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağını, bu düzenlenmenin de karşısında olduğumuzu çok net, çok açık bir biçimde ifade ediyorum” dedi.
İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bir televizyon programında tutuklu ve sanıkların avukatlarıyla görüşmelerine ilişkin “mevzuat boşluğu” bulunduğu ve bu konuda yasal düzenleme yapılacağı yönündeki açıklamalarını değerlendirdi.
ANKA Haber Ajansı’na konuşan Yılmaz, şunları söyledi:
“Adalet Bakanı üç gün öncesine kadar İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’ydı. Onun Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde yürütülen birçok soruşturma oldu ve bu soruşturmalarda yüzlerce insanın hala Türkiye’nin birçok cezaevinde tutuklu olduğunu biliyoruz. Savunma hakkının kısıtlanması yönünde bir düzenleme yapılacağı gibi anlaşılan bu sözler aslında savunma hakkının yüz yıllarca süren mücadeleden sonra edinilmiş olan haklarının kısıtlanması yönünde bir çabanın sonucunu ifade eder. Tutuklanan insanlar birer köle değil. O insanların suçluluğu hala kanıtlanmış değil. Bir yargı kararı verilmiş ve bu yargı kararı kesinleşmiş değil. Bu insanlar özgürlüklerinden mahrum bırakılmış ve cezaevlerinde yargılanmayı bekleyen ya da yargılanan insanlar. Bu boyuttan baktığınız zaman orada bulunan insanların savunmaya muhtaç olduklarını ve bu savunma görevinin de avukatlar tarafından yerine getirilebileceğini söyleyebiliriz. Zaten aslolan da budur. Bir avukat, bir müdafi, tutuklu şahıslarla haftanın her günü istediği süre kadar görüşebilir. Aslında bu olması gerekendir. Çünkü tutuklu olan bu insanların hem dava ile ilgili bilgileri alması hem de dış dünyayla olan bağlantısının tek temeli avukatlardır. Siz avukatları bu insanların görüşünden mahrum ederseniz tecrit edersiniz ve o insanların savunma hakkını engellersiniz. O insanların adalete erişimini engellersiniz.”
Böyle bir yasal düzenlenme hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz
Tutuksuz yargılamanın esas olduğunu vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:
“Aslolan tutuksuz yargılanmaktır, tutukluluk istisnaidir. Bugün ülkemizde ne yazık ki tutukluluk genel bir kural, tutuksuzluk ise çok az rastladığımız bir sonuç. Böyle baktığımız zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin artık bir hukuk devleti olmadığı, hukuk devleti ilkesinden uzaklaşıldığını görüyoruz. Çünkü demokrasinin temeli hukukun üstünlüğü. Hukukun üstünlüğün olmadığı yerde demokrasiden bahsedemezsiniz. Eğer hukukun üstünlüğünün temeli ve en önemli öznesini de yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı olarak belirtirsek bugün tarafsızlığını yitiren, neredeyse araçsallaşan, siyasallaşan bir yargıdan bahsediyoruz. Daha üç gün öncesine kadar İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan Adalet Bakanı şimdi siyasal kimliğine bürünmüş bir Adalet Bakanı olarak karşımızda. Adaletin herkes için gerekli olduğunu söyledi. ‘Ben 86 milyonun bakanıyım’ dedi. Evet, 86 milyonun bakanı olmak gerekiyor. Ama tarafsız ama bağımsız olması gerekiyor. Tarafsızlığını ve bağımlısızlığını yitiren yargıç da olsa savcı da olsa avukat da olsa orada hukukun üstünlüğünden bahsedemeyeceksiniz. Bizim bütün mücadelemiz bununla. Bu alanda yapılmak istenen bütün düzenlemeler açıkça hukuk devleti ilkesine aykırı olacaktır. Bu insanlar bir köle değil, bir tecritte yaşamak zorunda değil. Zaten buna benzer birçok uygulamalar yapıldı, yapılmaya da devam ediyor. Böyle bir yasal düzenlenmenin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağını ifade etmek istiyorum ve bu düzenlenmenin de karşısında olduğumuzu çok net, çok açık bir biçimde ifade ediyorum.”
“Var olan bir hukuksuzluğun devam edeceği yönünde bir algı…”
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in televizyon programındaki açıklamalarının tesadüf olmadığını da dile getiren Yılmaz, “Görev süresi içerisinde yapılanlara bakılırsa İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde hatta İstanbul’da 14. Ceza Mahkemesi başkanlığı döneminde yargılamasında bulunulan davalar üzerinden bir değerlendirme yaparsanız, dünkü açıklamasının tesadüf olmadığını görürsünüz. Çok fazla bir şey söylemeye gerek yok. Var olan bir hukuksuzluğun devam edeceği yönünde bir algı oluşturulmuş durumda. O yüzden hukuki anlamdaki mücadelemizi biz her dönemde olduğu gibi bu dönemde de devam edeceğiz. Bizim amacımız; bu ülkede yaşayan her fert kimliği, kişiliği, siyasi görüşü, cinsiyeti, inancı ne olursa olsun, cinsiyetinden bağımsız, siyasi düşüncesinden bağımsız herkesin hukuk önünde eşit yurttaş olarak kabul edildiği, barış içerisinde, özgürce her şeyi ifade edebildiği, hakaret ve nefret dili içermeyen her sözün söylendiği bir ülke. Bunu sağlamak o kadar kolay ki; aslında toplumsal barışın gerçekleştiği her yerde hukukun üstün olduğu her yerde bu söylediğimiz ilkeler yaşama geçirilebilir durumda. Ama ayrıştırırsanız, ötekileştirirseniz sizin gibi düşünmeyenleri, sizin gibi yaşamayanları, sizin gibi söylemeyenleri düşman olarak görürseniz o zaman orada toplumsal adaletten bahsedilmez. Bütün mücadele bununla” ifadelerini kullandı.



