Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İYİ Parti’nin 4’üncü Olağan Kurultayı… Genel Başkan Dervişoğlu: “İhaneti beka, haini barış güvercini diye pazarlayanların oyunları bozulacak”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Tarihi geçmiş ürünler, fırsat reyonlarında indirimle satılıyorsa, bu iktidarın da son kullanma tarihi de çoktan geçmiş demektir. Emin olun kötülük defolup gidecek. İhaneti beka, haini barış güvercini diye pazarlayanların oyunları bozulacak. Vakti geldi. Teröriste ‘Sayın’ diyenler, ona ‘Kurucu önder’ diyenler, bir daha bu milletin yüzüne bakamayacak, vakti geldi” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Tarihi geçmiş ürünler, fırsat

(ANKARA) – İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Tarihi geçmiş ürünler, fırsat reyonlarında indirimle satılıyorsa, bu iktidarın da son kullanma tarihi de çoktan geçmiş demektir. Emin olun kötülük defolup gidecek. İhaneti beka, haini barış güvercini diye pazarlayanların oyunları bozulacak. Vakti geldi. Teröriste ‘Sayın’ diyenler, ona ‘Kurucu önder’ diyenler, bir daha bu milletin yüzüne bakamayacak, vakti geldi” dedi.

İYİ Parti 4’üncü Olağan Kurultayı, Büyük Ankara Kongre Merkezi’nde toplandı. Kongrenin açılışına konuşan İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, İYİ Parti’yi, adalet ve eşitliğin oluk oluk tükendiği bir eşikte kurduklarını, keyfiliğe, şahsiliğe ve otoriterliğe karşı milli ve cumhuriyetçi bir refleks olarak ortaya çıktıklarını söyledi.

İYİ Parti olarak Türk milleti tarafından, Türk milleti için bu kötü gidişata “dur” demek için kurulduklarını belirten Dervişoğlu, “Gelinen noktada dünya, bir otoriterlik ve keyfilik açmazının pençesindedir. Bir tarafta Latin Amerika’da, Rusya’da, Uzak Asya’da yaşananlar; öte tarafta ise 25 yıldır millet ve devlet bağları aşındırılan, kimlik çatışmalarıyla dengesi bozulan Ortadoğu vardır. Çünkü büyük emperyal güçler ‘Dışarıdan meşruiyet aşılayarak kendilerine bağımlı iktidarlar yarattılar’, ‘Netanyahu gibi azgın ve cüretkâr katiller eliyle kan dökmeyi olağan kıldılar’. Suriye’den Irak’a, Gazze’den İran’a ve elbette Türkiye’ye kadar Iraklaşmak, Lübnanlaşmak ve Gazzeleşmek yolunda emperyalizm artık gizlenme ihtiyacı hissetmeden suç işlemektedir” diye konuştu.

Emperyalizmin suç ortaklarının, iktidara gelmek için verdikleri taahhütlerle, iktidarda kalmak uğruna verdikleri tavizlerle ülkelerini kırılgan, yalnız ve çaresiz bıraktıklarını söyleyen Dervişoğlu, bu uğurda vatandaşlarının özgürlüklerini, canlarını ve mallarını, vatanlarının ise zenginliklerini diyet olarak sahiplerine sunduklarını anlattı.

“Defalarca aynı şeyleri, aynı taahhütler ve tavizlerle yerine getirip, farklı sonuçlar elde ettiklerine inanmamızı istediler”

Hükümetin Terörsüz Türkiye sürecini eleştiren Dervişoğlu, şunları söyledi:

“İktidarın, çeyrek asırlık köhneliği içerisinde, her kritik eşikte yaptığı hayati yanlışların sesini duymak isterseniz, her seferinde koro halinde ‘Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan günler’ şiarına bakın. Sözde ‘iç cepheyi güçlendirmek’ adı altında yürütülen siyasetin sonuçlarına bakın. Bir değil, iki değil, defalarca aynı şeyleri, aynı ajanda içinde, aynı taahhütler ve tavizlerle yerine getirip, farklı sonuçlar elde ettiklerine inanmamızı istediler. Birinci çözüm süreci buydu. Suriye siyasetleri buydu. 15 Temmuz’la sonuçlanan rezalet buydu.

Şimdilerde kurdukları İmralı ittifakı ile yürütülen komisyonculuk projesi de aynıdır. Geldiğimiz noktada, dış politikada ne olmuştur? Lafta İsrail aleyhtarlığı, pratikte ise İsrail için yürütülen bölgesel mıntıka temizliğinde her zaman en önde koşmuşlardır. Bugün İsrail’in etrafındaki ülkelere bakın, Akdeniz’deki gelişmelere bakın, bir zamanlar ‘mavi vatan’ diye propaganda yaptıkları sularda kurulan ittifaklara bakın. Daha beteri var. Burnumuzun dibinde, tam 11 yıl boyunca besleyip büyütülen Suriye PKK’sına bakın. 11 yıl diyorum. 14 yıllık iç savaşın 11 yılında eğitildiler, donatıldılar, militan kazandılar. İktidar ise, kılını kıpırdatmadığı gibi ileride yapılması muhtemel karşı hamlelere de engel olmayı görev bildi. Sonuç: Suriye’de YPG varmış, bunlar da aslında PKK’lıymış. Bak sen! Ne büyük strateji dehalarımız var ya Rabbi! Ne büyük devlet adamlarımız var!

“Bir sabah uyandılar ve dediler ki: PKK’yı affedelim. Öcalan aslında iyi adamdır”

Bir gün, bir sabah uyandılar ve dediler ki: ‘PKK’yı affedelim. Öcalan aslında iyi adamdır. Kürtlerin de tek temsilcisidir.’ Bir de biz yeni fark ettik ama ‘İsrail, PYD ile hareket edebilir.’ Bak sen. Sonra… Bir de şu Anayasa’da Türk tanımı var ya, Türkçe eğitim, üniter devlet ve Cumhuriyet ilkeleri… ‘Siz şimdi bunları tartışın, biz iktidarımızı ebedi hale getirmenin yollarını bulana kadar bu tuzağın içinde oyalanın’ dediler. Alkış tutanlara, el uzatanlara, ıslık çalanlara inat, biz ilk günden beri aynı şeyi söyledik: Bu ülkede bir Cumhuriyet sorunu var, çünkü siz onu perişan ettiniz. Bu ülkede yurttaş eşitliği sorunu var, çünkü siz eşitlikten değil, ayrımcılıktan beslenmektesiniz. Bu ülkede hukuk sorunu var, çünkü siz milli iradeyi gasp edip sarayınıza hapsettiniz. Gazi Meclisi bypass ettiniz.

“Bunların ihanet sözlerine ilk sözün Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi’nden çıkması gerekiyordu”

Bugün geldiğimiz noktada görüyorsunuz. TBMM’de konuşuluyor, tartışılıyor ama bir terör örgütünün siyasi uzantısı bir parti, büyük Türk milletine hem de Meclis’in riyaset makamından utanmadan kafa tutmaya cüret ve cesaret edebiliyor. Bu milletin değerleri Meclis kürsüsünden tartışmaya açıldığında ona karşı, o sözlere karşı bu büyük milleti savunan sadece İYİ Parti olmamalıydı. Bunların ihanet sözlerine ilk sözün Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi’nden çıkması gerekiyordu.”

“İktidarın ‘aile yılı’ diye ilan ettiği bu dönem, toplumsal bir felaket dönemi olarak tarihe geçmektedir”

Ülkedeki ekonomik ve sosyolojik sorunlara ilişkin konuşan Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Belirsizlik, kaygı ve güvensizlik hasıl olduğunda insan sığınacak yerini, evini, en çok da ailesini arar. Fertlerden ailelere, ailelerden de millete uzanan çizgi kendisini ancak bu yolla korur ve güçlendirir. Hiçbiri bir diğerine feda edilecek kavramlar değildir. İktidarın ‘aile yılı’ diye ilan ettiği bu dönem, insanımızın iş bulamadığı, başını sokacağı evden mahrum kaldığı, evlenip yuva kuramadığı toplumsal bir felaket dönemi olarak tarihe geçmektedir. Zincirledikleri sosyolojik felaketin bir diğer halkası da görünürde insani, esasında siyasi ajandalı, liyakatsiz iktidarın basiretsiz göç stratejisidir. Bu noktada size ekonomi anlatmayacağım, dövizler kaldırmayacağım, rakamlar saymayacağım. Kaldı ki bunlara gerek de yoktur. Hepimiz, bizlere reva görüp mahkûm ettikleri politikalar ile bir ülke ekonomisinin nasıl olmaması gerektiğini iliklerimize kadar yaşayarak öğrendik. Artık biliyoruz ki bu sadece bir kriz değil; bilinçli yönetilen bir ekonomi politikasıyla, örgütlü bir yolsuzluk üzerine bina edilmiş yoksulluk ve yoksunluk rejimidir. Bu bir servet transferi rejimidir. Bu rejim, hep veren ama hiç alamayan yetişmiş insanımıza ve orta direğe darbe üstüne darbe vurmaktadır.

“Emeklinin pansiyonlarda kalması, terminallerde, garlarda uyuması artık iktidarın meselesi değildir”

Yap-sat’ iktidarlarında, ‘Yap-işlet-ihya et’ projelerinde, ormanı, denizi, dereleri betonla doldurdukları cennet vatanımızda her yer inşaat ama Türk vatandaşının oturacağı ev yok. İstanbul’da da yok, Antalya’da da yok, Van’da da yok, İzmir’de de yok, Batman’da da yok. Çay-simit hesabıyla iktidara gelen Erdoğan’ın ne çayla ne simitle, ne de bunların lüks hâle geldiği memleketle, muhtaç hâle getirdiği milletiyle artık bir alakası yoktur. Emeklinin pansiyonlarda kalması, terminallerde, garlarda uyuması artık iktidarın meselesi değildir. Deprem olduğunda bile sorumluluklarını kadere sığdırarak kaçan bir iktidar için emeklilerin hâli için de mukadderat deyip geçilmektedir.

Yağmayı kendine hak sayan bir anlayış vardır. Bir yanda yerli yabancı çeteler, bir yanda uyuşturucu, bir yanda fuhuş, diğer yanda yasa dışı bahis ve kumar vardır. İş yoktur, ev yoktur. Sokakta, trafikte asayiş yoktur. Devletin milletine, milletin devletine güveni yoktur. Anayasada yazan haklar sorumluların gündeminde yoktur. Özgürlükler, hukuk, adalet yoktur. İktidarda da utanma duygusu yoktur. Peki ne vardır? Tarihin sözde en muhafazakâr iktidarının zamanında tarihin en yoğun ahlaksızlıkları vardır. Bu ahlaksızlık bedenlerde değil, kifayetsiz muktedirlerin zihinlerinde yer etmiştir. Beytülmalı gevur malı gibi gören, yağmayı kendine hak sayan bir anlayış vardır. Bu sebeple bireyi, aileyi, milleti ve devleti içine çeken sistematik bir çürüme yaşanmaktadır. Markete giriyorsunuz, elinize bir ürün alıyorsunuz, sonra fiyatına bakıyorsunuz, sonra sessizce yerine bırakıyorsunuz. Evet, raflar doludur ama millet alamadığı için doludur. Bereketin en bereketsiz hâliyle doludur. Bu utanılası bir durumdur. Ey milletim, utanacak olan siz değilsiniz. Utanacak olan onlardır. Her seferinde bu utanmazların kulağını çınlatın ki çan sesi gibi çınlasın kulaklarında. Çünkü onlara bu muamele yakışır.

“Bu, ahlaksızlığın enflasyonudur, sonucu ise mutsuzluktur”

Dünyada kriz varsa başka yerde enflasyon niye yok? Söyleyeyim; bu, ahlaksızlığın enflasyonudur, sonucu ise mutsuzluktur. Sağlık ve huzurun yanında mutluluk dilemiyorsa insan neyi amaçlar? Peki bir devlet, Türkiye Cumhuriyeti, ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ sözünü vatandaşlık parolası yapan bir devlet, insanının mutluluğunu amaçlamıyorsa neyi amaçlar? Allah aşkına mesela daha geçen hafta iktidar, bin 500 lira olan ‘Yurtdışı İnternet Alışveriş Limitini’, Çin ile dış ticaret açığı var diye sıfıra indirdi. Buradan soruyorum bu aklıevvellere: TOGG satışı ile aynı döneme denk getirip 2024 yılında Çinli şirketle Manisa’da elektrikli otomobil fabrikası kurmaları için protokol yapmadınız mı? İki yıldır sözleşmeye rağmen bu Çinli şirket tek bir çivi bile çakmadı. Bunun doğrudan zararı 1,5 milyar dolardır. Dolaylı zararı da misliyledir. Fabrika açacağı vaadi ile vergi muafiyetli araçlarını piyasaya sattırdıkları Çin’le dış ticaret açığını 1500 lira limitli yurtdışı internet alışverişi ile kapatacaklar. Telefon kılıfı, şarj aleti, toka, kulaklık, kamera, mikrofon; 50 liraya, 100 liraya alıp yüzü gülen gençleri ithalatçıların sofrasına meze yapacaklar.

“Milyonlarca emekçinin her birinden gasp edilen kime gitti”

Sizin bu düşmanlığınızın sebebi nedir? Dış borç iktidarları döneminde yüz milyarlarca dolar artmış; araba almışız, biri size; telefon almışız, biri size; bilgisayar almışız, biri size. Ama yetmiyor. Hâlâ da diyor ki ‘Her şeyi devletten beklemeyin.’ Kırk çeşit vergi var, kimisi çifter çifter. Yahu sen her şeyi milletten bekliyorsun ya. Üç trilyon dolardan fazla vergi topladınız. Cumhuriyet’in birikimlerini özelleştirip sattınız. Emekliye vermeye, asgari ücretliye vermeye, memura vermeye yetmiyorsa bu kadar vergi nereye gitti, bu kadar harç nereye gitti? Milyonlarca emekçinin her birinden gasp edilen kime gitti, kime?”

“Bu ülke yanlış yönetildiği için bu hâldedir”

İktidarın tek derdinin seçim arifesine kadar idare etmek olduğunu söyleyen Dervişoğlu, şöyle konuştu:

“Bu kürsüden artık şunu açıkça söylemenin zamanıdır: Bu ülkede sorun yanlışların bilinmemesi değildir. Sorun, doğruların bile isteye yapılmamasıdır. Bu ülkede herkes biliyor ki bu düzen yürümüyor, bu sistem işlemiyor. Tek dertleri, her seçim arifesine kadar idare etmektir. Biz idare etmeye gelmeyeceğiz. Biz bu çarpık düzeni değiştirmeye geleceğiz. Şunu herkes duysun: Bu ülkenin toprakları verimsiz, insanı tembel değildir. Bu ülke yanlış yönetildiği için bu hâldedir. Bu millet çalışmadığı için değil, çalıştığı hâlde karşılığını alamadığı için fakirdir ve onun için öfkelidir. Bu gençler vatanını sevmediği için değil, vatanında yer bulamadığı için gitmektedir. Ve biz buna razı değiliz. Biz devleti şahısların oyuncağı olmaktan çıkaracağız. Hukuku güçlülerin sopası olmaktan kurtaracağız. Emeği sadaka değil, hak bileceğiz. Biz itaat edenin değil, hakkını arayanın yanında olacağız. Biz suskunluğu değil, cesareti büyüteceğiz. Bir ülkede eşitsizlikle huzur gelmez, hukuksuzlukla düzen olmaz, Cumhuriyetsiz bir demokrasi tesis edilemez. Bu düzeni yaratanlar gidecek. Bu çürümüşlüğü normalleştirenler gidecek. Bu millete ‘sen çekeceksin’ diyenler çekip gidecek.”

“Gençlerin bavul hazırladığı değil, hayal kurduğu bir Türkiye’yi kurmak için buradayız”

Gençlere seslenen Dervişoğlu, “Size ‘bekleyin’ dediler, ‘sabredin’ dediler, ‘sıran gelecek’ dediler. Ama sizin sıranız hiç gelmedi. Okudunuz, çalıştınız, hayal kurdunuz ama karşılığında belirsizlik buldunuz. İşsizlik buldunuz, torpil buldunuz, kayırmacılık buldunuz. Kendi ülkenizde misafir, kendi vatanınızda yabancı gibi hissettirildiniz. Giderken arkanızdan ‘nankör’ dediler. Oysa siz bu ülkeyi sevdiğiniz için, bu ülkede kalamadınız. Biz buna itiraz ediyoruz. Gençlerin bavul hazırladığı değil, hayal kurduğu bir Türkiye’yi kurmak için buradayız” dedi.

“Kadınların korkmadan yaşadığı, güvencede olduğu, eşit olduğu bir Türkiye’yi inşa etmek boynumuzun borcudur”

Dervişoğlu, kadınlara da seslenerek, “Emeğiniz görünmez kılındı, yok sayıldı. Hayatın yükü omuzlarınıza yıkıldı ama söz hakkı size çok görüldü. Şiddete uğradınız, korunmadınız. Çalıştınız, eşit ücret alamadınız. Evde, işte, sokakta mücadele etmek zorunda bırakıldınız. Biz kadını istatistik değil, insan bilen bir anlayışla geliyoruz. Kadınların korkmadan yaşadığı, güvencede olduğu, eşit olduğu bir Türkiye’yi inşa etmek boynumuzun borcudur” diye konuştu.

Emeklilere seslenen Dervişoğlu, “Bir ömrü bu ülkeye verdiniz, alın teri döktünüz. Bugün ise tatili değil, pazarı hesaplıyorsunuz. Torun sevmenin değil, faturaları ödemenin derdindesiniz. Size reva görülen bu hayat kader değildir. Bu bir tercihin sonucudur ve bu tercihi değiştirmek mümkündür” değerlendirmesini yaptı.

Dervişoğlu, çiftçilere, “Toprağı eken sensin, ürünü yetiştiren sensin ama kazanan sen değilsin. Mazot pahalı, gübre pahalı, elektrik pahalı; ürün ucuz. Tarlada alın teri döken kazanmazken, masada oturan kazanmaktadır. Bu adaletsiz düzeni değiştireceğiz. Çiftçiyi destekleyen değil, çiftçiye muhtaç olan bir devlet anlayışını hâkim kılacağız” diye seslendi.

“Çocuklarını şatafat içinde yaşatan iktidar elitleri, bir daha gelmemek üzere kaybolup gidecek”

İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, bu ülkenin kaderine razı olmadıklarını, bu ülkenin potansiyeline inandıklarını dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Türkiye’nin kaybedecek bir günü yoktur. Türkiye’nin kaybedecek bir evladı yoktur. Biz bu yola iktidar olmak için değil, bu ülkeyi yeniden ayağa kaldırmak için çıktık. Ve buradan ilan ediyorum: Bu millet kazanacak. Cumhuriyet kazanacak. Hukuk kazanacak. Adalet kazanacak. Hürriyet kazanacak. Hep birlikte; adalet, eşitlik, özgürlük ve hukuk temelli bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Milletin hakkını, hukukunu, onurunu savunacağız. İnsanımızın endişesiz, mutlu ve güvenli yaşayabileceği bir Türkiye için var gücümüzle çalışacağız.

Çocuklarını şatafat içinde yaşatan iktidar elitleri, bir daha gelmemek üzere kaybolup gidecek. Annelere, babalara pazarda çürük sebze meyve toplatan, bu utanmazlık, milletimizden ağır bir tokat yiyecek. Tarihi geçmiş ürünler, fırsat reyonlarında indirimle satılıyorsa, bu iktidarın da son kullanma tarihi de çoktan geçmiş demektir. Emin olun kötülük defolup gidecek.

İhaneti beka, haini barış güvercini diye pazarlayanların oyunları bozulacak. Vakti geldi. Teröriste ‘Sayın’ diyenler, ona ‘Kurucu önder’ diyenler, bir daha bu milletin yüzüne bakamayacak, vakti geldi. Millet hazinesini yağmalayanlar, her şeyini aldıkları millete hiçbir şey vermeyenler için, hesap vakti geldi! Türk milletinden başka her şeyi, herkesi dert edenlerin devri bitiyor, Türk milletinin vakti geldi! Kötülük yenilecek, çünkü sizlerin, iyilerin vakti geldi!”