Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İYİ Partili Olgun’dan rapor eleştirisi: “Sorun norm eksikliği değil, uygulama iradesinin zayıflığıdır”

İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunu eleştirerek, “Öncelikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması konusunda, yeni bir Anayasa ihtiyacından söz edilmesi milletle alay etmekten başka bir şey değildir.  Anayasa’nın 90. maddesi açıkça temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmelere kanun üstü norm niteliği tanımaktadır. Anayasa’nın 153. maddesi ise Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının bağlayıcılığını düzenlemektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ihlal kararları sonrası yargılamanın yenilenmesine imkan vermektedir. Sorun norm eksikliği değil, uygulama iradesinin zayıflığıdır” dedi.

İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, Milli Dayanışma, Kardeşlik

(TBMM) – İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunu eleştirerek, “Öncelikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması konusunda, yeni bir Anayasa ihtiyacından söz edilmesi milletle alay etmekten başka bir şey değildir. Anayasa’nın 90. maddesi açıkça temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmelere kanun üstü norm niteliği tanımaktadır. Anayasa’nın 153. maddesi ise Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının bağlayıcılığını düzenlemektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ihlal kararları sonrası yargılamanın yenilenmesine imkan vermektedir. Sorun norm eksikliği değil, uygulama iradesinin zayıflığıdır” dedi.

İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Balıkesir’de F-16 uçağının kaza kırıma uğraması sonucu şehit olan Hava Pilot Binbaşı İbrahim Bolat’a Allah’tan rahmet dileyen Olgun, 26 Şubat 1992’de Hocalı’da hayatını kaybedenleri de andı. Hocalı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu belirten Olgun, “Hafızamızda, vicdanımızda ve adalet anlayışımızda yaşamaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Olgun, metnin hukuki ve siyasi belirsizlikler içerdiğini savundu.

Raporda somut önerilerin yer almadığını öne süren Olgun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması için yeni anayasa ihtiyacından söz edilmesini eleştirdi. Olgun, “Öncelikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması konusunda, yeni bir Anayasa ihtiyacından söz edilmesi milletle alay etmekten başka bir şey değildir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesi açıkça temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmelere kanun üstü norm niteliği tanımaktadır. Anayasa’nın 153. maddesi ise Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının bağlayıcılığını düzenlemektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi AİHM ihlal kararları sonrası yargılamanın yenilenmesine imkan vermektedir. Sorun norm eksikliği değil, uygulama iradesinin zayıflığıdır” diye konuştu.

“Türk milletini parçalara ayırıp, sonra birlik çağrısı yapmak ne kadar samimidir?”

Raporun “eşit vatandaşlık” yaklaşımına da değinen Olgun, Anayasa’nın 10 ve 66. maddelerinde eşitlik ve vatandaşlık tanımının açık biçimde düzenlendiğini belirtti. Yeni kavramsal tanımlar üretilmesinin toplumsal bütünlüğü zedeleyebileceğini dile getiren Olgun, “Bu alanda kavramsal muğlaklık yaratacak yeni tanımlar üretmek, önce etnik, dini ve mezhepsel farklılıkları vurgulayıp, sonra bütünleştirici olacağı iddia edilen bir eşit vatandaşlık tanımı istemek, Türk milletini parçalara ayırıp, sonra birlik çağrısı yapmak ne kadar samimidir? Milletimizin taktirine sunuyorum ” dedi.

“Yürütme organının yürüteceği konuda Meclis neden alet edilmektedir”

Süreçte en kritik eşik olarak terör örgütü PKK’nın tüm unsurlarıyla silah bırakmasının gösterildiğine dikkati çeken Olgun, örgütün yurt dışındaki uzantılarının durumuna ilişkin soru işaretleri bulunduğunu söyledi.

Olgun, “Raporda ‘af mahiyetinde algı üretmeyecek düzenlemeler’ yapılacağı ifade edilmekle birlikte, örgüt mensuplarına yönelik müstakil ve geçici bir kanun hazırlanması önerilmektedir. Bu durumun kamuoyunda fiili bir af düzenlemesi algısı doğurması kaçınılmazdır. Ayrıca silah bırakma sürecinin tespit ve teyidine ilişkin mekanizmaların yürütme organı içinde oluşturulacağı belirtilmektedir. Yürütme organının yürüteceği konuda Meclis neden alet edilmektedir. Türkiye’de hukuk devletini güçlendirecek olan şey, yeni metinler değil, mevcut Anayasa’ya ve yürürlükteki mevzuata sadakatle uymaktır. Sonuç olarak ballandıra ballandıra sunulan bu raporda somut hiçbir düzenleme olmadığı, iktidarın bu raporu gerekçe göstererek, tamamen gizli gündeminde olan kanuni düzenlemeleri TBMM ye getirmeyi anmaçladığı anlaşılmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

“Hiç kimse yaptığı haber nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakılmamalıdır”

Gazeteci Alican Uludağ’ın tutuklanmasına da değinen Olgun, tutuklamanın istisnai bir tedbir olduğunu vurgulayarak, basın ve ifade özgürlüğüne ilişkin anayasal güvenceleri hatırlattı. Gazetecilik faaliyetinin kriminalize edilmemesi gerektiğini vurgulayan Olgun, “Bir gazetecinin yaptığı haberler, paylaşımlar veya kamuoyunu bilgilendirme faaliyetleri nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakılması ve tutuklu yargılanması demokratik toplum düzeni açısından son derece ağır bir tedbirdir. Tutuklama, ceza değil, istisnai bir koruma tedbiridir. Ancak son dönemde bu tedbirin ölçülülük ilkesinden uzak biçimde uygulandığına dair güçlü bir kanaat oluşmuştur” dedi.

Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun İstanbul’daki Asliye Ticaret Mahkemelerinin yargı çevrelerini yeniden belirleyen kararını da eleştiren Olgun, mahkemelerin tek merkezde toplanmasının adalete erişimi zorlaştırabileceğini ve yargılama sürelerini uzatabileceğini savundu. Bu tür yapısal değişikliklerin şeffaf ve kanuni zeminde yapılması gerektiğini ifade eden Olgun, barolar ve ilgili paydaşların görüşlerinin alınmasının önemine işaret etti.

“Kuralları seçime göre değiştirmek demokratik değildir”

Olgun, seçim kanununda değişiklik iddialarına ilişkin de seçim mevzuatının demokratik sistemin temeli olduğunu belirterek, yapılacak düzenlemelerin geniş uzlaşı ile hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Yurt dışı sandık bölgelerine yönelik olası değişikliklerin teknik sonuçlar doğuracağına işaret eden Olgun, “Kuralları seçime göre değiştirmek demokratik değildir” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin ihtiyacının seçim mühendisliği değil hukuk devleti ve adil rekabet olduğunu kaydeden Olgun, “Millet iradesiyle oynamaya kimsenin hakkı yoktur” dedi.