(TBMM) – İYİ Parti Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşçı, Gazeteci Alican Uludağ’ın gözaltına alınmasından tutuklanmasına kadar olan bütün işlemlerin “hukuk devleti ilkesine aykırı” olduğunu belirterek, “TCK 217, gazetecileri susturmak için değildi? Asıl halkı alenen yanıltma suçunu işleyenler; basına, hürriyetine halel getirmeyeceği garantisiyle çıkardıkları yasayı, basını susturmak için kullananlar değil midir? Alican Uludağ’ın gözaltına alınması haksız, tutuklanması hukuksuzdur” dedi.
İYİ Parti Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşcı, TBMM’de yaptığı basın toplantısında, Gazeteci Alican Uludağ’ın gözaltına alınması ve tutuklanmasını değerlendirdi. “Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti niteliğini, demokrasinin işlerliğini ve adaletin tecellisini; 50 binden fazla insanın ölümünden birinci derecede sorumlu bir terör hükümlüsünü özgürleştirmeye endeksleyen bir anlayıştan söz ediyoruz” diyen Taşcı, bu tabloya karşılık “saatler sonra bir gazetecinin gözaltına alınıp tutuklanmasının” kabul edilemez olduğunu ifade etti.
Taşcı, gazetecilik mesleğinde 20 yılı aşkın bir geçmişi olduğunu hatırlatarak, “Benim mahallemden olup olmadığına bakmadan; İlhan Selçuk’tan Mustafa Balbay’a, Tuncay Özkan’dan Murat Ağırel’e, Barış Terkoğlu’ndan Barış Pehlivan’a, Müyesser Yıldız’dan Nedim Şener’e, Ahmet Şık’tan Sedef Kabaş’a kadar pek çok meslektaşımın hak ve hukukunu savundum. Bugün de aynısını yapıyorum” dedi.
Alican Uludağ’a yönelik tepkiler sonrası kendisine yöneltilen “Sen onun kim olduğunu biliyor musun” sorusuna da değinen Taşcı, bunu “iktidarın toplumda açtığı en onulmaz yara” olarak nitelendirdi. Taşcı, “Mahallecilik, kutuplaşma ve kampçılık üzerinden ‘kendinden olmayana her şey müstehak’ anlayışı sistemli biçimde inşa edildi” ifadelerini kullandı.
“Cezaevlerini, gazetecilik yapıyorlar diye üstelik de sadece gazetecilerle doldurmak çok açık bir riyakarlıktır”
Taşcı, Uludağ’ın kim olduğunu “çok iyi bildiğini” söyleyerek “Hemen hiçbir konuda ortak görüşte olmadığım, pek çok yorumuna katılmadığım ancak öznel yorum ile nesnel haberi ayırma konusunda meslek ahlakını koruyan bir gazetecidir” diyerek Uludağ’a yöneltilen isnatların “tamamının gazetecilik faaliyeti” olduğunu vurguladı.
“İYİ Parti’nin gazeteci kökenli tek milletvekili olarak bu sesi yükseltmekle mükellefim” diyen Taşcı, “Evlatlarının önünde uğradığı muamele insanlık dışıdır. İktidar ve ortaklaştığı komisyoncuların, bir terör örgütünün ağırlaştırılmış müebbet hapsa mahkum ele başını özgürleştirmek için birbirleriyle yarıştıkları bir iklimde… Azılı katillerin cezaevlerinden davul zurnalarla salındığı bir iklimde… Cezaevlerini, gazetecilik yapıyorlar diye üstelik de sadece gazetecilerle doldurmak çok açık bir riyakarlık, çok açık bir ikiyüzlülük, ve topluma demokrasinin, hukuk devletinin, adaletin alameti farikası olarak yutturulmaya çalışılan sürecin, kanunsuzluğun ödüllendirilip, anayasal çerçeveye riayet etmenin cezalandırılacağı, suçun ve suçlunun övülüp, Anayasal hak ve hürriyetlerin suçlaştırılacağı, sanıklaştırılacağı, alabildiğine zulümdar bir dönemin habercisi olduğunun da kanıtıdır. Bu çifte standartlar ittifakından adalet bekleyen çok yanılır” değerlendirmesinde bulundu.
Açıklamada, “Azılı katillerin cezaevlerinden tahliye edildiği bir iklimde, cezaevlerinin gazetecilerle doldurulması açık bir riyakarlık ve ikiyüzlülüktür” denilerek, bunun “hukuk devleti ve demokrasi söylemleriyle bağdaşmadığı” savunuldu.
Taşcı, Uludağ’ın ifadeye çağrılması halinde gidebileceğini belirterek, “Evinin basılması, ‘yakalandı’ şeklinde servis edilmesi ve terör suçlarıyla ilgisi olmamasına rağmen Terör Suçları Savcılığı’na götürülmesi, yapılan işlemlerin keyfiyetini göstermektedir” dedi. Uludağ’a atfedilen paylaşımlara da değinen Taşcı, “Cumhurbaşkanına hakaret içermeyen, gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi gereken paylaşımlar bunlardır” dedi.
“Basına, hürriyetine halel getirmeyeceği garantisiyle çıkardıkları yasayı, basını susturmak için kullananlar değil midir?”
Taşcı, soruşturmanın, Uludağ’ın “Casperlar çetesi”ne ilişkin paylaşımlarının ardından başlatıldığını belirterek, şöyle konuştu:
“Asıl mesele budur. Asla sızmasın istenilen neler planlanıyor ki, Ankara’nın, adliye koridorlarını en iyi koklayan muhabirini susturmak ihtiyacı duyuyorsunuz? Bu hikayenin en endişenlememizi gerektiren yeri bu sorunun cevabıdır. Hukuk eliyle ne menem bir operasyona hazırlanılıyor? Ve şunu da sormak zorundayız iktidara; Hani, TCK 217, gazetecileri susturmak için değildi? Hani, TCK 217’nin uygulanabilmesi için; ‘Halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saiki’ olması gerekirdi? Hani, ‘Ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgi’ içermesi gerekirdi ve hani, ‘Haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz’dı? Asıl halkı alenen yanıltma suçunu işleyenler; basına, hürriyetine halel getirmeyeceği garantisiyle çıkardıkları yasayı, basını susturmak için kullananlar değil midir?”

