(TBMM) – İYİ Parti genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, simit hesabı üzerinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirerek “Ekmek 20 lira olmuş simit 25 lira olmuş. Öyle kafadan simit hesabı da yapamıyorsunuz 3-4 kişilik aile diye artık. Sen Başbakanlığa gelirken elinde bir yüzükle geldin. Bundan fazla ne varsa senin elinde zehir zıkkım olsun. Allah sizi bu memleketin başından inşallah ilk seçimde uzaklaştıracak ve refaha kavuşacaktır” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM’de düzenlenen grup toplantısına katıldı. Dervişoğlu, burada gündeme dair şunları kaydetti:
“Derhal bir enerji tasarruf planı oluşturulmalıdır”
“Dışarıdaki savaş içeride yalnızca güvenlik baskısı üretmiyor. Ekonomiyi daha kırılgan hale getiriyor. Enerji, enflasyon baskısı üretiyor. Petrol fiyatları nakliyeyi çıkmaza itiyor. Ve bütün bu yük, dönüp dolaşıp vatandaşın sofrasına biniyor. Birçok ülke şimdiden tedbir paketleri açıklıyor. Enerji tüketimini sınırlandırmanın yollarını arıyor. Şokları yönetmeye çalışıyor. Peki Türkiye’de ne yapılıyor? Yine seyrediliyor. Yine gecikiliyor.
Yine sorun büyüsün de sonra bakalım deniliyor. Yani iktidar ata biniyor, ‘ya nasip’ diyor. Anlayacağınız, yürütmeden sorumlu bir kabine yok, her biri birer Polyanna kesilmiş, rol yapıyorlar. Buradan iktidara bir kez daha çağrı yapıyorum! Derhal bir enerji tasarruf planı oluşturulmalıdır. Petrol ve doğal gaz hatlarının güvenliği artırılmalıdır. Nakliye şirketleri için vergi indirimleri devreye alınmalıdır. Mazot fiyatlarını dengeleyecek adımlar gecikmeden atılmalıdır. Meselenin ciddiyeti iktidarca halen kavranamamıştır. Yine bir kriz-fırsat sarkacının zihinlere hakim olduğu görülmektedir. Enerji maliyeti yalnızca sanayiciyi vurmaz. Tarlayı vurur. Nakliyeyi vurur. Pazarı vurur. Sofrayı vurur. Aileyi vurur. Yani muhafaza etmemiz gereken her kuruma ve değere sürekli tehditler artmaktadır. Rakamlarla yalan söyleyebilirsiniz, kurumları da bu suça ve günaha ortak edebilirsiniz. Ama hayat yalan söylemez. Tencere yalan söylemez. Fatura yalan söylemez. Pazar filesi yalan söylemez. Devlet yalan söyleyemez!
“Bu, istatistik cambazlığıyla milletin cebinden para çalmaktır”
Mart enflasyonu düşük gelmiş. Kime göre? Neye göre? Kâğıt üstünde büyük oyun kuruluyor. Hesap yöntemi değişiyor. Gerçekler budanıyor. Elektriğin ve doğal gazın enflasyon sepetindeki ağırlığı düşürülüyor. Ardından elektriğe zam geliyor, doğal gaza zam geliyor. Vatandaşın faturası kabarıyor. Sanayi nefessiz kalıyor. Ama hesapta, sanki bunların hiçbiri olmamış gibi davranılıyor. Zammın adı var ama hesapta yeri yok. Bu, halkla alay etmektir. Bu, millete reva görülen bir zulümdür. Bu, istatistik cambazlığıyla milletin cebinden para çalmaktır. Haftalardır söylüyoruz: Tarımda kullanılan mazotun vergisini sıfırlayın. Taşımacılıktaki yakıt yükünü azaltın. Üreticiyi ayakta tutun. Ama iktidar, milletin cebinden çekilmeyi değil, milletin sofrasına çökmeyi tercih ediyor. Bugün, çalışan insan daha maaşını aldığı gün yoksullaşıyor. Emekli, bırakınız ikinci baharını yaşamayı, ay sonunu çıkaramıyor. Esnaf kepenkle, sanayici maliyetle, çiftçi girdi fiyatlarıyla boğuşuyor. Milletin hakikati budur.
“Ayakları yere basmayan çıkışlar, muhalefetin ağırlığını azaltır”
Bu millet bu iktidar tarafından kulluğa mahkum edilmiştir ama bu millet bu zillette katlanmayacaktır. Ama siyaset neyi konuşuyor? Bir yanda iktidar, koltuğunu korumanın hesabını yapıyor. Bir yanda ana muhalefet, içine düşürüldüğü sarmaldan çıkmanın telaşını yaşıyor. Bu arada vatandaşın gerçek derdi yine ortada kalıyor. Biz tam da buna itiraz ediyoruz. Evet, Türkiye’nin hemen seçime ihtiyacı vardır. Bunu açıkça söylüyoruz. Bu iktidar artık yönetememektedir. Ama siyaset ciddiyet işidir. Sonuç alınamayacak hamlelerle milletin umudunu kabartıp sonra o umutları boşa düşürmek, doğru iş değildir. Ayakları yere basmayan çıkışlar, muhalefetin ağırlığını azaltır. Sonuç üretmeyen iddialar, milletin siyasete olan güvenini zedeler. Biz ‘hemen seçim’ diyoruz. Ama gösteri için değil. Gerçek bir ihtiyaç olduğu için erken seçim talebinde bulunuyoruz. Bu ülke artık yönetilemediği için diyoruz. Türkiye’yi seçime götürecek yol, beyhude çıkışların değil, hakikatin yoludur. Milletten hiçbir gerçek saklanmamalıdır. Zaten herkes biliyor ki kral çıplaktır… Size iktidar yaşatmak benim boynumun borcu olsun. Çoğu gitti azı kaldı. Siz bu iradeyi sergileyin, önümüze koyulan engelleri aşmayı bilin ve ben sırtımı her zaman sizin gibi yüce bir dağa dayayım söz veriyorum size iktidar uzakta değildir.
“İktidar da ana muhalefet de kendisine alternatif istemiyor”
Bugün Türkiye’de yalnızca ekonomik adaletsizlik yoktur. Bugün Türkiye’de aynı zamanda derin bir hukuk güvensizliği vardır. Her soruşturmada, her davada, her yürütme tasarrufunda milletin aklına aynı soru geliyor: Burada hukuk mu işliyor? Yoksa siyasi hesaplar mı görülüyor? Tutuksuz yargılama asli olması gerekirken, tutuklama ısrarı bir güç gösterisine dönüşüyor. Üstelik aynı anda mağduriyet alanı da üretiyor. Bir yandan kolayca ‘örgüt’ yaftası yapıştırılıyor, bir yandan toplum yeni yeni fişlemelerle korkutuluyor. PKK’yı, FETÖ’yü, IŞİD’ı acı ile tecrübe etmiş bir ülkede, iktidarın her sıkıştığında yeni ‘örgüt’ işaretlemelerine ihtiyaç duyması ayrıca trajiktir. Tehlikelidir ve en hafif tabirle kötülüktür, fırsatçılıktır. Aylar önce söyledik: İktidar da ana muhalefet de kendisine alternatif istemiyor. Türkiye iki kutuplu bir kavgaya mahkûm edilmek isteniyor. Milletin hakiki derdi görünmez hale getiriliyor. Emeklinin, gencin, çiftçinin, iş dünyasının, esnafın derdi konuşulmaz oluyor. Biz bu oyunu bozacağız. Vallahi bozacağız, billahi bozacağız.
“Düzenleme ihtiyacı ile özgürlük alanını yok etme hevesini birbirine karıştıramazsınız”
Bir başka tehlikeli başlık da sosyal medyada kimlik numarası zorunluluğu tartışmalarıdır. Evet, dijital alan başıboş bırakılamaz. Evet, yalanla, iftirayla, organize kötülükle mücadele edilmelidir. Ama soruyoruz: Vatandaş bu kimlik bilgisini kime verecektir? Sosyal medya platformuna mı verecektir? Kişisel verilerin güvenliği, bizzat Aile Bakanınızın itirafıyla ‘Amerika’nın elinde’ ise bundan sonra o veriler daha kimlerin eline geçecektir? Anonim kalmayı başlı başına suç sayamaz Ya da bunu bir müeyyideye tabi kılamazsınız. Düzenleme ihtiyacı ile özgürlük alanını yok etme hevesini birbirine karıştıramazsınız. Ha buradan söyleyeyim, en büyük krizi kendileri yaşayacaklar, yarattıkları trol ordularını ne yapacaklar? Hepsini iletişim başkanlığı nüfusuna mı geçirecek? Yoksa trollere kopyalanmış vatandaşlık mı verilecek? Malum yapmadıkları iş değil. Milletimizin endişeleri haklıdır. Ülkemizde gazetecilerin yaşadıkları malumdur. Yayın yasağı artık iktidar için bir refleks haline gelmiştir. Basın emekçileri, haber yapmak için değil, sudan sebeplerle yargılandıkları davalarda ifade vermek ya da arkadaşlarına destek olmak için adliye koridorlarında koşuşturmaktadır. İşte mesele tam da budur. Türkiye’de problem çoğu zaman kanunun varlığı değil, kanunun kime nasıl uygulanacağıdır. Fiili çift hukuk düzeni dediğimiz şey budur. Birine ifade özgürlüğü olan, ötekine suç olur. Birine serbest olan, ötekine soruşturma sebebi olur. Birine hukuk olan, ötekine sopaya dönüşür. Biz buna razı değiliz. Türkiye korkuyla yönetilemez. Türkiye fişlemeyle düzeltilemez. Türkiye ancak hukuku gerçekten üstün kılarak toparlanır.
“Ne biçim Cumhurbaşkanısın sen patır patır kararnamelerin altına imza atıyorsun”
Hobi bahçeleri meselesi bile bu ülkedeki yönetim krizinin küçük ama öğretici bir örneğidir. Millet zaten burnundan solurken, 24 yıllık iktidar her gün yeni bir şey yumurtluyor. Sağımız solumuz ateş çemberi. Hayat pahalılığı almış başını gitmiş. Şimdi de hobi bahçelerine sardılar. Soruyoruz: Bunca bahçe yapılırken, alınırken, satılırken neredeydiniz? Elektriğini, suyunu bağladıktan sonra mı aklınıza geldi oraların tarım arazisi olduğu? Millet bir dönüm yer almış, iki göz oda baraka kurmuş. Bahçesinde sebzesini, meyvesini yetiştiriyor. Ağacını dikiyor. İki karış toprakla uğraşıyorlar. Pandemi olunca nefes alacak yer arıyor. Şöyle bakınca tarıma zarar değil, aksine fayda sağlıyor. Siz havuzlu villa ile el kadar bağı Allah rızası için soruyorum birbirinden ayıramıyor musunuz? Ne biçim Cumhurbaşkanısın sen patır patır kararnamelerin altına imza atıyorsun. Bunun dayanağının ne olduğunu merak etmiyor musun? Milleti 20 katlı, 30 katlı, 40 katlı binalara hapsettiniz. Şimdi kalkmış tarım arazilerini koruduğunuzu söylüyorsunuz. Siz zaten ‘Bütünşehir’ yasasıyla bunu yaptınız. Köyü, köy ekonomisini, köy sosyolojisini tarumar ettiniz. Herhangi bir büyükşehrin etrafındaki tarlalara bakın. Tarlalardan buğday başağı yerine fışkıran ucube binalara bakın. Tarım arazilerinin nasıl betona dönüştüğüne bakın.
“Yüzükten fazla ne varsa senin elinde zehir zıkkım olsun”
Bugüne kadar göz yumduğunuz, izin verdiğiniz, acı acı boyadığınız bu tablo, milletin değil, sizin eserinizdir. Ve anlaşılan odur ki, eserinizle gurur da duyamıyorsunuz. Yanlışı yanlışla düzeltemezsiniz. Kılıç elinizde diye, hep millete sallayamazsınız. Milletten para sızdırmak için önce yasak getirip, sonra ceza ödetiyorsunuz. Eşeği kaybettirip, sonra bulduruyorsunuz. Bundan da komisyon alıyorsunuz. Sizin bildiğiniz bir faiz, bir vergi, bir de ceza. Ekonomi cezaevi, medya cezaevi, toplum cezaevi. Eğer derdiniz tarımsa, önce mazotu, gübreyi, üretimi konuşacaksınız. Bir kilo domatesin, bir kilo salatalığın fiyatını konuşacaksınız. Çiftçinin ‘geçen sene bittik, bu sene ise felaket’ feryadını duyacaksınız. Bunu yapabilmek için tarlaya gideceksiniz. Ben bunu yapmaya çalışıyorum. Ekmek 20 lira olmuş simit 25 lira olmuş. Öyle kafadan simit hesabı da yapamıyorsunuz 3-4 kişilik aile diye artık. Sen Başbakanlığa gelirken elinde bir yüzükle geldin. Bundan fazla ne varsa senin elinde zehir zıkkım olsun. Buna çözüm bulacağına, destek olacağına, milletin bahçesiyle uğraşıyorsun. El insaf! El insaf! El insaf!
“Seçimde gerçek anketi halk yapacak”
Allah sizi bu memleketin başından inşallah ilk seçimde uzaklaştıracak ve refaha kavuşacaktır. Çarpıklıklar, ucubelikler bununla bitmiyor. Lafımız milletin vicdanında yer buluyor ama havuz medyasında yer bulmuyor. Millet bizi taktir ediyor ama milletin bizi tercih etmemesi için de ellerinden geleni yapıyorlar. Milletin taktirine ve tercihine mashar olmuş bir siyasi hareketin iktidarının gerçekleşmesine hiç biriniz engel olamayacak. Ne havuz ne yandaş ne de yoldaş medyanız bunu gerçekleştirebilecek. Ne de o anket şirketleri… Yapsınlar bakalım seçime az var. Seçimde gerçek anketi halk yapacak.
“İhanet projeleri deyince TBMM’nin muhalefetiyle, iktidarıyla birlikte komisyona dolduruyorsunuz”
Bir KDV yükü işletmenin üzerinde kalmaması gerekirken, tahsil edilemeyen bir alacağa dönüşmüştür. İşletme, devlete borcunu günü gününe ödüyor. Ama devlet, işletmeye olan borcunu zamanında ödemiyor. Böylece özel sektör, devleti bedavadan finanse etmek zorunda kalıyor. En çok da KOBİ’ler zarar görüyor. Likidite sıkışıyor. Kredi ihtiyacı artıyor. Finansman maliyeti yükseliyor. Yatırım erteleniyor. İstihdam baskı altına giriyor. İşte bu yüzden biz bu meseleyi Meclis’e taşıyoruz. Dün de TBMM’de benzer bir olay yaşandı. Grup Başkanvekilimiz de çok güzel cevap vermiş. Her iki grup Başkanvekilimizi de tebrik ediyorum bu arada. Kök söktürüyorlar bunlara kök. İhanet projeleri deyince TBMM’nin muhalefetiyle, iktidarıyla birlikte komisyona dolduruyorsunuz. Millet ve memleket yararına bir şey olunca da iktidar bunu tek başına yapacak diyorsunuz dedi. Utanmıyor musunuz demenin medeni bir yolunu kullanmayı tercih etti. Grup Başkabvekilime de teşekkür ediyorum. İYİ Partili milletvekillerinin Meclis’te kullandığı üslup devlet ciddiyetinin nasıl olması gerektiğini açık ve net bir biçimde ortaya koyuyor. İYİ Parti milletvekili Meclis’te kürsüye çıkarken hem iktidar mensupları korkuyor hem de bu memleketin geleceğine kastetmek isteyen bölücü zevatın uzantısı olan gruplar korkuyor. Şimdi milletvekillerimizi bir alkışlayın bakalım ayakta. Evet, işte böyle. Çınar ağacı dallarıyla hışırdar. Siz kutlu bir çınarsınız. Millet ve yetkililerimize teveccüh çok fazla. Allah adedinizi arttırsın.
“Hileli hesap tencere kaynatmaz”
KDV iadesi ile ilgili bu hafta Meclis araştırma önergesi vereceğiz. Çünkü bu mesele yalnızca bir muhasebe meselesi değildir. Üretime, yatırıma, istihdama dair bir meseledir. Bu mesele devletin esnafına karşı dürüst davranıp davranmadığı meselesidir. Yükümlülüğünü zamanında yerine getiren vatandaşı ödüllendirmemiz gerekirken cezalandırdıkları artık yeter. Buramıza kadar geldi. Bunlar her alanda bunu yapıyor. Vergi de böyle, prim de böyle, kredi de böyle. Artık yeter diyoruz değerli dava arkadaşlarım. Artık yeter. Artık susmak değil, hesap sormak zamanıdır. Enflasyon zaten kendi kendine hırsızlıktır. Yalan rakamlarla enflasyon ilanı daha da hırsızlıktır. Tuzak mantığıyla ceza kesmek, hatalı vergi dilimleriyle maaşı kuşa çevirmek, vatandaşa, emekçiye, emekliye, memura hak ettiğini vermemek ise gasptir, gasp. Maaş zamları beklenen enflasyona göre değil, yaşanan enflasyona göre belirlenmelidir. Yaşanan enflasyona, gerçeğe göre belirlenmelidir. Hayat bağlılığına göre belirlenmelidir. Temmuz ayında asgari ücret güncellemesi de bir aciliyet, bir mecburiyettir. Alın teri korunmalıdır. İstatistik karın doyurmaz. Hileli hesap tencere kaynatmaz. Herkes bunu iyi bilmek mecburiyetindedir. Bugünlerimizi mahvettiğiniz gibi yarınlarımızı da mahvediyoruz.
“Türkeş, siyasi partilerin inisiyatifine terk edilmeyecek kadar büyük bir manevi öneme haiz”
Konuşulması gereken çok mesele vardır. Sorun sadece dış tehditlerin büyümesi de değildir. Sorun yine sadece siyasetin sertleşmesi de değildir. Asıl sorun ölçünün kaybolmasıdır. Ahlakın yok edilmesidir. Asıl sorun devlet ciddiyetinin aşınması, siyasetin mantık ve izandan uzaklaşmasıdır. Bir evladın babasının kabri başında dua etmesinin bile siyasi hesaplara kurban edildiği bir yerde devlet ve millet duyguları elbette ki yara alır. Adana Milletvekilimiz Ayyüce Türkeş hanımefendinin merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in kabrinde karşı karşıya bırakıldığı muamele yalnızca bir aileye yapılmış saygısızlık değildir. Devlet terbiyesine de yakışmamıştır. Siyasi ahlaka hiç yakışmamıştır. İnsani ölçüyle asla bağdaşmamıştır. Devlet artık kendine yakışanı yapmak zorundadır. Siyasi insani ölçünün mutlaka önüne geçmelidir. Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş beyefendiyi 29 yıl önce bugün toprağa emanet etmiştik. Bu vesileyle onun aziz hatırası önünde bir kere daha saygıyla eğiliyorum. Kendisine Cenabıallah’tan rahmet diliyorum. Onun mübarek siyasi partilerin inisiyatifine terk edilmeyecek kadar büyük bir manevi öneme haiz olduğunu ifade ediyorum ve devleti göreve çağırıyorum.
“Bu millet yoksulluk siyasetine asla mecbur ve mahkum değildir”
Gençlerin hayal kurabildiği, ailenin korkuyla değil, güvenle yaşadığı, devletin şahıslarla değil, milletin devleti olduğu Türkiye’nin tarafındayız. Onun için diyoruz, en büyük demir kubbemiz Cumhuriyet’tir diye o sebeple haykırıyoruz. 103 yıl önce bugün 8 Nisan 2023 tarihinde Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk henüz Cumhuriyet’i ilan etmeden onun umdelerini ve ilkelerini açıklamıştı. Hafızamızı taramak bakımından söylüyorum. Neydi onlar? ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Saltanatın kaldırılması kararı değiştirilemez. Devletin en önemli görevi iç güvenliğin kesin olarak sağlanmasıdır. Mahkemeler en hızlı şekilde adalet dağıtmalıdır. Tarımda, ticarette, sanayide üretici korunup kollanacak, vergide adalet sağlanacak, sermaye ihtiyacını giderecek adımlar atılacaktır. Milli eğitim sistemi ve öğretmenlerin imkanları geliştirilecektir. Emeklilerin yaşamlarını en iyi bir biçimde sürdürmeleri sağlanacaktır. Cumhuriyet’in özlük hakları düzenlenecek, denetim mekanizmaları tesis edilecek ve mali, idari ve iktisadi bağımsızlığımız sağlanacak hür teşebbüs desteklenecektir’ diyordu. Daha Cumhuriyet’i ilan etmeden 103 yıl önceki vizyona ve bugün karşı karşıya kaldığımız vizyonsuzluğa bir bakar mısınız ya? Atatürk ne dediyse onu geçer akçe olmaktan çıkarmak için ellerinde ne varsa geriye bırakmamışlar. 103 yıl önce hakikatler konuşulurken bugün konuşulan yalanlara bir bakar mısınız? Bu millet, herkes iyi bilsin ki iktidarın yapay gündemlerinden çok daha büyüktür. Bu millet iki kutuplu kavgadan büyüktür. Bu millet korku siyasetine de mahkum değildir. Mecbur hiç değildir. Yoksulluk siyasetine de asla mecbur ve mahkum değildir. Türkiye yeniden nefes alacaktır. Türkiye yeniden bizimle canlanacaktır. Türkiye yeniden bizimle hakikatten Katile buluşacaktır. O gün geldiğinde kötülüğe karşı iyilik, baskılara karşı hürriyet, imtiyazlara karşı eşitlik hakim olunacaktır. Yani o gün geldiğinde kazanan büyük Türk milleti olacaktır.”
(SON)

