Haber: ÇAĞATAN AKYOL – Kamera: HAKAN KAYA
(İSTANBUL) – İstanbul Barosu Çevre Kent ve İmar Hukuku Komisyonu, doğal varlıkları, yaşam, orman ve tarım alanlarını tehdit eden ihale süreçlerinden vazgeçilmesi için açıklama yaptı. Avukat Atahan Yılmazer, “Toprağını savunan Esra Işık’ın yalnız olmadığını; ülkenin dört bir yanında köylerini, yaşam alanlarını, doğasını savunan, hukuki ve demokratik mücadele veren yurttaşlarımızla dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyoruz. Ülkemizin doğal varlıklarını, yaşam alanlarını, ormanlarını, tarım alanlarını ve sulak alanlarını tehdit eden 485 maden sahasının ihale sürecinden vazgeçilmesini talep ediyoruz” dedi. İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da “Esra Işık derhal serbest bırakılmalıdır” diye konuştu.
İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu ile Afet Hukuku ve Koordinasyon Merkezi, doğal varlıkları, yaşam, orman ve tarım alanlarını tehdit eden ihale süreçleriyle ve 6 Şubat depremleri sonrasında yürütülen yargı süreçleriyle ilgili basın toplantısı düzenledi. Baro binasında düzenlenen toplantıda açılış konuşmasını İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu yaptı. Kaboğlu, deprem ve çevre sorunlarının birbirinden bağımsız olmadığına vurgu yaptı.
Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu adına hazırlanan ortak açıklamayı avukat Atahan Yılmazer okudu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden Ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından 07 Şubat’ta yayınlanan ilanla 485 maden sahasının ihaleye açıldığını hatırlatan Yılmazer, şöyle konuştu:
“İhale ilanında belirtilen maden sahalarının toplam büyüklüğü 548 bin 696 hektar olup İstanbul’un yüz ölçümünden büyük bir alandır. Bu alanın yaklaşık üçte biri orman, tarım, mera ve su havzası niteliğindedir. Mart ayı itibarıyla ihaleler başlamış, bugüne kadar binlerce hektara tekabül eden 296 sahanın ihalesi tamamlanmış, bugün itibarıyla da ihaleler devam etmektedir. İhaleye çıkarılan alanların büyük kısmı dördüncü grup madenler olarak adlandırılan ve ağır metal tehlikesi içeren madencilik faaliyetleri kapsamındadır. Kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olan söz konusu ihale süreci komisyon olarak tarafımızca da yakından takip edilmektedir. Ülkemizin doğal ve kültürel varlıklarının, tarım alanlarının, ormanlarının, su varlıklarının ve meraların madencilik faaliyetlerine kolayca açılmasını öngören; itiraz, idari başvuru ve dava yollarının sınırlandırılmasının yanı sıra yurttaşlarımızın yıllardır idare mahkemelerinde verdiği mücadele sonucu oluşan içtihatları ve hukuki kazanımları bertaraf eden ve anayasaya, uluslararası sözleşmelere doğal ve kültürel varlıkları koruma altına alan sair mevzuatlara aykırılıkları komisyonumuzca da vurgulanan 7554 sayılı yasa 24 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.”
“Acı deneyimler, telafisi imkânsız zararlar verdiğini göstermiştir”
Yasanın yürürlüğe girmesinden sonraki ihale ve yargı süreçlerini anlatan Yılmazer, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Muğla-Milas-İkizköylü yurttaşların Danıştay ve İdare Mahkemesi’nde açtıkları davalar devam ederken acele kamulaştırma işlemine konu taşınmazlarda yapılan keşfe itirazını dile getiren ve anayasal hakkını kullanan köylülerden Esra Işık, anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca tutuklama koşulları oluşmamasına rağmen tutuklanmıştır. Geldiğimiz noktada yaşam hakkı, kişi hürriyeti ve güvenliği, çevre hakkı, mülkiyet hakkı gibi temel hak ve hürriyetler ve en nihayetinde yurdumuzun doğal ve kültürel varlıklarının geleceği açısından süreç daha kaygı verici bir hâl almıştır. 9 maden işçisi yurttaşımızın maden faciasında hayatını kaybettiği Erzincan İliç’te, yine Bursa Yenişehir’de, Giresun Şebinkarahisar’da, Uşak Eşme’de ve Ordu Fatsa’da yaşadığımız acı deneyimler, kamu denetiminden uzak ve itiraz mekanizmalarının işletilmediği madencilik faaliyetlerinin insana, canlılığa ve doğaya ne derecede telafisi imkânsız zararlar verdiğini göstermiş, kamu yararı kavramının kısa vadede elde edilecek kârdan ibaret olmadığını ortaya koymuştur.
“Esra Işık’ın tahliye edilmesini talep ediyoruz”
Son yıllarda iklim, gıda ve su krizi tüm dünyanın gündemindeyken ihaleye açılan bölgelerdeki yaşam alanlarının, ormanların, tarım alanlarının, sulak alanların korunmasının hayati önem taşıdığı anlaşılmıştır. Bu husus anayasanın 2., 17. ve 56. maddeleri uyarınca anayasal bir yükümlülüktür. İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu olarak toprağını savunan Esra Işık’ın yalnız olmadığını; ülkenin dört bir yanında köylerini, yaşam alanlarını, doğasını savunan, hukuki ve demokratik mücadele veren yurttaşlarımızla dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyoruz. En başta Esra Işık’ın tahliye edilmesini, Danıştay’da ve idare mahkemelerinde yargı süreci devam ederken hiçbir yurttaşımızın yaşam alanına müdahale edilmemesini, Anayasa Mahkemesi’nde söz konusu maden sahalarının ihalesine dayanak teşkil eden 7554 Sayılı Kanun’un iptaline ilişkin esas incelemesinin yapıldığı bu aşamada ülkemizin doğal varlıklarını, yaşam alanlarını, ormanlarını, tarım alanlarını ve sulak alanlarını tehdit eden 485 maden sahasının ihale sürecinden vazgeçilmesini talep ediyoruz.”
“Çevreyi savunmak, ülkeyi savunmaktır”
İbrahim Kaboğlu da Esra Işık’ın derhal serbest bırakılması çağrısı yaparak “Çevreyi savunmak, çevre bileşenlerini savunmak aynı zamanda ülkemizi savunmak demektir. Baroları ise çevre konularında daha aktif olmaya, daha duyarlı olmaya çağırıyoruz” dedi.

