(İSTANBUL) – İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, Silivri’de “Biz hukuk güvenliğinden söz etmek durumundayız. Hukuk güvenliği, hukuk devletinin temel bir ilkesidir ama burası belirsizlikler ortamıdır ve bu belirsizlikler ortamında ağır basan husus keyfiliktir. Öyle ki tutuklular özel fotoğraflarını, aile fotoğraflarını bile elde edememektedirler. Suçsuzlar burada ama suçlular ellerini kollarını sallayarak geziyorlar” ifadesini kullandı.
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve Yönetim Kurulu üyeleri Silivri Cezaevi önünde açıklama yaptı. Kaboğlu, ülkedeki hukuksuzlukların derinleşerek ve genişleyerek sürdüğünü ifade ederek, şunları söyledi:
“Silivri Hapishanesi’nden çıktık biraz önce. 20 tutukluyu ve az sayıda hükümlüyü ziyaret ettik. Belediye başkanları, avukatlar, gazeteciler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin üst düzey yöneticileri, ilçe belediye başkanları… Biz İstanbul Barosu olarak periyodik bir biçimde ziyaretlerde bulunuyoruz. Bilindiği gibi en başından gözaltından yakalamaya, tutuklama ile devam eden hukuka aykırılıklar infaz aşamasında da devam ediyor.
Birkaç açıdan konuya bakıldığı zaman, mahpuslar arasında ayrımcı işlemler yapılıyor. Mahpuslar arasında tutukluluk nedenine göre ayrımcı muamele ediliyor. Birçok açıdan ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldığımızı görmekteyiz. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, hapiste olmak kişinin özgürlüğünden alıkonulması anlamına gelmektedir. Yoksa kişinin haklarının sürekli ihlal edilmesi anlamına gelmemektedir. Bu açıdan ayrımcılık çok yönlü olarak Silivri hapishanelerinde tutuklunun kişiliğine göre, tutuklunun kimliğine göre giderek derinleşmekte ve genişlemekte.
“Keyfilik alanında, hukuk dışı alanda ayrımcı işlemlerin yapıldığını ve bunun süreklileştiğini söyleyebiliriz”
Bu iddianame hazırlığı açısından böyledir. Mesela Sayın İmamoğlu ve yakınları, mesai arkadaşları hakkındaki iddianame yaklaşık bir yıl gecikmeyle hazırlanmıştır. Birçok tutuklunun iddianamesi hazır olduğu halde, 9,5 aydır tutuklu bulunan 5 belediye başkanı hakkında iddianame henüz hazırlanmış değildir. Oysa kendilerinden daha sonra tutuklanmış olan kişiler hakkında iddianameler hazırlanmış bulunuyor. Bu vesileyle belirtmek gerekir ki, bu iddianamelerdeki gecikmeler aslında belediye başkanlarının, görevlilerin, gazetecilerin, avukatların herhangi bir suç işledikleri için değil, belli bir siyasal görüşe sahip olmaları ya da belli bir siyasal parti yanında yer alıyor olmaları nedeniyle tutuklanmış olduklarını ortaya koymaktadır. Bu nedenle keyfilik alanında, hukuk dışı alanda ayrımcı işlemlerin yapıldığını ve bunun süreklileştiğini söyleyebiliriz.
Öte yandan ‘suç örgütü’ adı verilen Ekrem İmamoğlu etrafında örülmeye çalışılan bir suç örgütü algısı ve kavramı, aslında seri katillerin yararlandığı mahpus haklarından bu tutuklu kişilerin, henüz şüpheli konumda olan kişilerin, yargılanmamış olan kişilerin yararlanmaması sonucunu doğurmaktadır. Oysa anayasamıza göre suçsuz sayılma hakkı, savaş ortamında bile korunan bir haktır. Ama burada görüyoruz ki bu haklar tutuklu bulunan belediye başkanları ve belediyenin üst düzey görevlileri, başkan yardımcıları ve planlamacıları açısından geçerli bulunmamaktadır.
“Alican Uludağ mesleğini Ankara’da yapıyor ama buraya neden getirildi”
Dosyaların birleştirilmesi, dosyaların birbirinden ayrılması hangi ölçütlere dayanılarak yapılmaktadır bunlar belli değildir. Başka bir söyleyişte kişiler fiillerinden, yaptıklarından, davranışlarından, düzenledikleri belgelerden değil de birtakım aidiyetler sonucu gözaltına alınıp tutuklandıkları için daha sonra üretilmeye çalışılan deliller, söylentiler, iftira atmalar, dedikodular Silivri’de bir tür tutuklu bulunan kişiler hakkında bir kitlesel suç imalatının devam ettiğini göstermektedir. Bu açıdan hemen belirtelim ki tıpkı belediye başkanları gibi gazeteciler de tutuklama koşulları bulunmadığı halde burada bulunuyorlar. Alican Uludağ örneği son örnek kişi, yer ve zamana göre hukuk dışı alanın ne kadar genişlediğini göstermektedir. Alican Uludağ Ankara’da yapıyor mesleğini ama buraya neden getirildi? Hangi hukuki temelde getirildi? Peki Alican Uludağ’ın şu tarihte kullandığı sosyal medya mesajları neden bugün gündeme getirildi? Ve aslında Cumhurbaşkanlığı makamı ortadan kalktığı halde 2017 değişikliğinde neden Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesi hala uygulanmaya çalışılıyor? İşte bu ve benzeri nedenler aslında yakalamadan tutuklamaya, cezaevine konmaya ve infaz aşamasında da bu hukuka aykırılıkların devam ettiğini ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede eşitsiz ve ayrımcı muamele, uygulama tutuklular arasında devam ettiği gibi özellikle belediye yöneticileri ve üst düzey görevlilerinin kentsel kamu düzenini ihlal etmiş olmaları nedeniyle değil de kentsel kamu düzenini korumaları nedeniyle burada olduklarını bir kez daha gözlemiş bulunuyoruz. Bu açıdan avukatla görüşme kısıtlamasının son haftalarda gündeme geldiğine tanık olmaktayız.
Biz hukuk güvenliğinden söz etmek durumundayız. Hukuk güvenliği, hukuk devletinin temel bir ilkesidir ama burası belirsizlikler ortamıdır ve bu belirsizlikler ortamında ağır basan husus keyfiliktir. Öyle ki tutuklular özel fotoğraflarını, aile fotoğraflarını bile elde edememektedirler. Suçsuzlar burada ama suçlular ellerini kollarını sallayarak geziyorlar. Daha dün meydana gelen bir öğretmenimizin öldürülmesi de bir okulda bunu göstermektedir. Bütün başta cumhurbaşkanı ve bakanları olmak üzere bütün milletvekillerini, yargı mensuplarını, anayasamızın amir hükümlerine bağlı kalmaya ve buradaki hukuksuzluklara son vermeye çağırıyorum.”

