Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Ö. Kaboğlu: Biz, haklı olduğumuza inandığımız bu davayı sonuna kadar hukuk zemininde yürütmek için tüm çabamızı göstermeye devam edeceğiz

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Ö. Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin yargılandığı davanın üçüncü duruşmasının ilk gününde, bazı sanıkların esas hakkında mütalaaya karşı savunmaları alındı. Duruşmaya yarın devam edilecek. Duruşma sonrası ANKA’ya konuşan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu “Bugün geldiğimiz aşamada, bizimle birlikte pek çok hukukdaşımızın da haksız ve suçsuz biçimde yargılandığı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesi ile kamuoyunda ‘Dezenformasyon Yasası’ olarak adlandırılan Türk Ceza Kanunu’nun 217. maddesinin anayasaya aykırılığını, son derece ciddi temeller ve dayanaklarla ortaya koyduk. Ancak mahkeme, herhangi bir gerekçe göstermeksizin bu itirazlarımızı reddetti. Biz, haklı olduğumuza inandığımız bu davayı sonuna kadar hukuk zemininde yürütmek için tüm çabamızı göstermeye devam edeceğiz” dedi.

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Ö. Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin

 

Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN- Kamera: Mehmet ÇALPAR

(İSTANBUL) – İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Ö. Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin yargılandığı davanın üçüncü duruşmasının ilk gününde, bazı sanıkların esas hakkında mütalaaya karşı savunmaları alındı. Duruşmaya yarın devam edilecek. Duruşma sonrası ANKA’ya konuşan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu “Bugün geldiğimiz aşamada, bizimle birlikte pek çok hukukdaşımızın da haksız ve suçsuz biçimde yargılandığı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesi ile kamuoyunda ‘Dezenformasyon Yasası’ olarak adlandırılan Türk Ceza Kanunu’nun 217. maddesinin anayasaya aykırılığını, son derece ciddi temeller ve dayanaklarla ortaya koyduk. Ancak mahkeme, herhangi bir gerekçe göstermeksizin bu itirazlarımızı reddetti. Biz, haklı olduğumuza inandığımız bu davayı sonuna kadar hukuk zemininde yürütmek için tüm çabamızı göstermeye devam edeceğiz” dedi.

İstanbul Baro Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ve yönetim kurulunun, “basın ve yayın yolu ile terör propagandası yapmak” ve “basın ve yayın yolu ile yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamalarıyla yargılandığı dava, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Cezaevi Yerleşkesi’ndeki 1 no’lu duruşma salonunda görüldü. Duruşmada, yönetim kurulu üyeleri avukat Yelda Koçak Urfa, avukat Mehmedali Barış Beşli, avukat Hürrem Sönmez’in mütalaaya karşı savunmaları alındı. Avukat Metin İriz, savunmasını avukatlarının yapacağını belirterek savunma yapmadı. Duruşmaya yarın 10.30’da devam edilerek savunması alınmayan sanıklara söz verilecek.

“Adil yargılanma hakkı, daha en başından itibaren bugüne kadar sürekli bir ihlaller zinciriyle karşı karşıya bırakıldı”

Duruşma sonrası ANKA’ya açıklama yapan İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu, şu şekilde konuştu:

“Baro’nun yargılandığı dava 5 Ocak–9 Ocak tarihleri arasında, tam beş gün sürecek. İstanbul Barosu, 14 aydır yaşam hakkını savunmak amacıyla, görev ve sorumlulukları kapsamında bir açıklama yaptı. Ancak bu açıklama gerekçe gösterilerek, anayasaya ve hukuka aykırı biçimde başlatılan ve yürütülen soruşturmalar, kovuşturmalar, davalar ve duruşmalar hâlen devam ediyor. Üstelik duruşmalar Çağlayan yerine Silivri’de yapılıyor.

Adil yargılanma hakkı, daha en başından itibaren bugüne kadar sürekli bir ihlaller zinciriyle karşı karşıya bırakıldı. Buna rağmen biz, İstanbul Barosu yöneticileri olarak, bu davanın hukuk zemininde yürütülmesi ve Türkiye’de hukuk devletine dönüşe katkı sunması için her türlü çabayı gösterdik.

Bugün geldiğimiz aşamada, bizimle birlikte pek çok hukukdaşımızın da haksız ve suçsuz biçimde yargılandığı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesi ile kamuoyunda “Dezenformasyon Yasası” olarak adlandırılan Türk Ceza Kanunu’nun 217. maddesinin anayasaya aykırılığını, son derece ciddi temeller ve dayanaklarla ortaya koyduk. Ancak mahkeme, herhangi bir gerekçe göstermeksizin bu itirazlarımızı reddetti.

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyeleri, bugün yaptıkları savunmalarla adeta Türk yargı ve savunma tarihine kilometre taşları eklediler. Bugün başlayan ve cuma gününe kadar sürecek olan bu duruşma, yalnızca Türkiye’den katılan baro başkanları ve baro temsilcileriyle sınırlı değildir. Şu anda da gördüğünüz gibi, sağımızda solumuzda ve göremediğiniz şekilde, özellikle Avrupa ülkelerinden gelen ve dünya genelinde altmıştan fazla devleti temsil eden baro başkanları, uluslararası savunma örgütleri, kuruluşları ve baro birlikleri temsilcileri aramızdadır.

Onların burada bulunması İstanbul Barosu’na değil, doğrudan savunmaya verilen bir destektir. Bu katkı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana hedeflediği çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkma idealine, aynı hukuki zemini paylaştığımız Avrupa’daki meslektaşlarımızın sunduğu bir katkıdır. Zorlu kış koşullarına rağmen ülkelerinden kalkıp gelerek, Türkiye’de hukukun sağlığına ilişkin dayanışmalarını göstermişlerdir. Kendilerine teşekkür ediyoruz.

Biz, haklı olduğumuza inandığımız bu davayı sonuna kadar hukuk zemininde yürütmek için tüm çabamızı göstermeye devam edeceğiz.”

Ardından Fransız avukat Justine Devred, Fransa Baro Başkanları Konferansı Başkanı Raphael Dana, Paris Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Antonio Fraticelli de ANKA’ya açıklamalarda bulunarak “Biz avukatız” dediler.

“Bizler hem bugün hem bundan sonrasında, hukukun üstünlüğü ve insan hakları mücadelesini hep birlikte, dayanışma içerisinde vermeyi sürdüreceğiz”

Antalya Barosu Başkanı Ali Çağdaş Bozaner ise şunları söyledi:

“İstanbul Barosu adına açılmış olan davanın duruşmasına katılmak ve bu duruşmaya erişimin sağlandığını göstermek üzere bugün buradaydım.

Maalesef yöneltilen yargı eliyle, İstanbul Barosu Başkanı ve yönetim kurulu üyelerine yönelik bu müdahale; aslında yalnızca hukuka, savunmaya ya da barolara değil, yurttaşların kendini ifade edebilme özgürlüğüne, anayasal haklarına ve toplumun genel olarak konuşma, dile getirme ve sorgulama hakkına yönelik bir gözdağı niteliği taşımaktadır.

Barolar, yalnızca tarihsel sorumluluklarından dolayı değil; aynı zamanda Avukatlık Kanunu’nun 76 ve 95’inci maddelerinin kendilerine yüklediği görevler gereği, beğenilsin ya da beğenilmesin, açıklamalar yapmak ve görüşlerini dile getirmek durumundadır. Bu açıklamalara yönelik yargısal müdahaleler ise demokratik toplumun temel taşlarına yönelmiş bir müdahaleyi de içinde barındırmaktadır.

Toplumun, mezar taşı gibi suskunluk timsali olmayan bir yapıda varlığını sürdürebilmesi için; yurttaşların da kurumların da ve elbette bu mücadelenin bayraktarlığını tarih boyunca üstlenmiş olan baroların da üzerine düşen görev ve sorumluluklar vardır.

Bizler de hem bugün hem bundan sonrasında, hukukun üstünlüğü ve insan hakları mücadelesini hep birlikte, dayanışma içerisinde vermeyi sürdüreceğiz”