(ANKARA) – DEVA Partisi Ankara Milletvekili İdris Şahin, ABD-İsrail ile İran arasında süren savaşın ekonomik etkilerine ilişkin, “Türkiye bir yandan sınır ve hava sahası güvenliğini en üst düzey dikkatle korumalı, diğer yandan çatışmanın tarafı haline gelecek adımlardan uzak durmalıdır. Ekonomi cephesinde ise hükümet vakit kaybetmeden kapsamlı bir Enerji ve Tedarik Güvenliği Acil Eylem Planı açıklamalıdır. Türkiye’nin ihtiyacı, günü kurtarmaya dönük geçici refleksler değildir. Türkiye’nin ihtiyacı; güçlü kurumlara, şeffaf yönetime, liyakate dayalı karar alma süreçlerine ve rasyonel ekonomi politikalarına dayanan tutarlı bir kriz yönetimidir.” dedi.
DEVA Partisi Ankara Milletvekili İdris Şahin, ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaşın ekonomik yansımalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a Hürmüz Boğazı’nı açması yönünde ültimatom verdiğini, İran’ın ise olası bir saldırı halinde boğazı kapatma ve enerji altyapılarını hedef alma tehdidinde bulunduğunu hatırlatan Şahin, gelinen noktada krizin askeri boyutu aşarak çok boyutlu bir hale dönüştüğünü ifade etti.
Şahin, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji arzı açısından kritik bir konumda bulunduğunu vurgulayarak, “Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre 2025 yılında bu hattan günlük yaklaşık 15 milyon varil ham petrol taşındı. Bu miktar küresel ticaretin yaklaşık yüzde 34’üne karşılık geliyor. Ayrıca Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri kaynaklı LNG akışının büyük bölümü de bu güzergâhı kullanıyor” dedi.
Boğazın kapanması halinde bunun yalnızca fiyat artışı değil, doğrudan bir tedarik şoku anlamına geleceğini ifade eden Şahin, Brent petrol fiyatlarındaki yükseliş ile maliyetlerindeki artışın piyasalardaki tedirginliği ortaya koyduğunu ifade etti.
“Türkiye’de yaşanacak her olumsuzluğu yalnızca dış gelişmelere bağlamak gerçekçi değildir”
Türkiye açısından risklere de dikkat çeken Şahin, enerji fiyatlarındaki artışın doğrudan akaryakıt, elektrik ve doğalgaz maliyetlerine yansıyacağını belirtti. Bu durumun enflasyonu yeniden tetikleyebileceğini, tarım ve sanayi üretimi üzerinde ilave baskı oluşturabileceğini ifade eden Şahin, enerji ithalat faturası üzerinden cari açık ve kur baskısının da artabileceğini kaydetti.
Şahin, Türkiye’deki ekonomik kırılganlıkların yalnızca dış gelişmelerle açıklanamayacağını belirterek, “Türkiye’de yaşanacak her olumsuzluğu yalnızca dış gelişmelere bağlamak gerçekçi değildir. Dış şokların bu kadar yıkıcı hissedilmesinin temelinde, yıllardır biriken yapısal sorunlar vardır. Kurumsal bağımsızlığın aşınması, öngörülebilirliğin kaybolması ve ekonomi yönetiminde güven duygusunun zedelenmesi, ülkemizi dış sarsıntılara karşı daha kırılgan hale getirmiştir. Aynı küresel şartlarda bazı ülkeler krizi daha sınırlı hasarla yönetebilirken, Türkiye’nin daha sert savrulmasının nedeni yalnızca dışarıdaki yangın değil, içerideki yanlış yönetim anlayışıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
“İktidar, dışarıdaki yangını bahane ederek içerideki yönetim zaafını gizleyemez”
Hükümete çağrıda bulunan Şahin, Türkiye’nin bir yandan sınır ve hava sahası güvenliğini en üst düzeyde sağlaması, diğer yandan çatışmanın tarafı olmaktan kaçınması gerektiğini vurguladı. Ekonomi yönetimine de “Enerji ve Tedarik Güvenliği Acil Eylem Planı” hazırlanması çağrısı yapan Şahin, şu ifadeleri kullandı:
“Ekonomi cephesinde ise hükümet vakit kaybetmeden kapsamlı bir Enerji ve Tedarik Güvenliği Acil Eylem Planı açıklamalıdır. Toplu taşıma ve servis taşımacılığında kullanılan mazot üzerindeki vergi yükü geçici olarak hafifletilmeli, tarımsal üretimde gübre ve mazot desteği artırılmalı, doğalgaz ve LNG tedarikinde kamu ön alım kapasitesi devreye sokulmalı, stratejik stoklar güçlendirilmeli, gıda ve temel tüketim ürünlerinde arz yönlü destek programları başlatılmalıdır. Kriz dönemlerinde yapılması gereken, sadece talebi baskılamak değil; arzı korumak, üretimi desteklemek ve vatandaşın sırtındaki maliyet yükünü hafifletmektir.
Türkiye’nin ihtiyacı, günü kurtarmaya dönük geçici refleksler değildir. Türkiye’nin ihtiyacı; güçlü kurumlara, şeffaf yönetime, liyakate dayalı karar alma süreçlerine ve rasyonel ekonomi politikalarına dayanan tutarlı bir kriz yönetimidir. İktidar, dışarıdaki yangını bahane ederek içerideki yönetim zaafını gizleyemez. ‘Dış güçler’ söylemiyle milletin sofrasındaki yangın söndürülemez. Milletin sırtına yeni bir enerji, enflasyon ve hayat pahalılığı faturası yüklenmesine izin verilemez. Bugün en doğru tutum; çatışmayı büyüten değil diplomasiyi güçlendiren, belirsizliği artıran değil ekonomiyi koruyan, hamaset üreten değil vatandaşın sofrasını ve ülkenin güvenliğini önceleyen sorumlu bir aklı hakim kılmaktır. Türkiye’nin ihtiyacı budur. Sorumlu siyaset de bunu gerektirir.”

