Haber: Mehmet OFLAZ / Kamera: Yasin KABADAYI
(İSTANBUL) – CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal, “Her tarafta tel örgüler var. Ergenekon, Balyoz’da bu tel örgüleri yoktu. O dönem, şu anda röportaj yaptığımız yerde çadır vardı. Şuradaki yeri de bir kampüs yapmışlardı yine bunun gibi cezaevi duruşma salonu ve o dönemde sanıklar Ergenekon, Balyoz’da avukatıyla yakınına el sallayabiliyordu, el sallama suç değildi. Şimdi burada el sallıyor tutuklu kişi yakınına, asker eline vuruyor. Bu doğru bir olay değil. İnsan hakları açısından, hukuk devleti açısından geriye gidiyoruz” dedi.
CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB davasının üçüncü gününde ANKA Haber Ajansı’na konuşan CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal, şunları söyledi:
“Öncelikle Adalet Bakanı’nın bugünkü açıklamaları adil yargılamayı etkileme suçunu oluşturur ceza muhakeme hükümleri uyarınca. Çünkü Adalet Bakanı aynı zamanda Hakim Savcılar Kurulu’nun da başkanıdır. Ve buradaki yargılamayı yapan hakimlerin, savcıların ataması tayin ve terfinden kendisi sorumludur. Onun için bu etkili makamda bulunan bir kişinin devam eden davayla ilgili sanıklar hakkındaki açıklamaları adil yargılamayı etkileme suçunu oluşturur. Bu tür makamlarda oturan insanların, kişilerin, yetkililerinin seçeceği cümlelerin daha seçici olması lazım adil yargılamayı etkilememe adına.
“Tel örgülerin arkasında adliye olur mu”
Yargılamada olan nedir? Pendik’i esas alırsak, Pendik’le Silivri Cezaevi kampüsü arası 135 kilometre. Gidiş geliş 270 kilometre yapar. Üç gün 810 kilometre yapıyor. Basın mensupları nasıl gelecek? Sanık yakınları nasıl gelecek? Tutuksuz sanıklar nasıl gelecek? Yargılamayı izlemek isteyen vatandaşlar nasıl gelecek? Yani burada tel örgülerin arkasında adliye olur mu? Tel örgülerin arkasında yargılama yapılabilir mi? Cezaevi kampüsünün içerisinde yargılama yapıyor. Onun için şunu söylemek tam yerinde olur: Cezaevi içerisinde adliyenin ne işi var? Cezaevi içerisinde duruşmanın ne işi var?
“Böyle bir israf düzeni olabilir mi”
Cezaevleri mahkumiyet kararı kesinleşmiş olan kişilerin cezalarının infaz edildiği yerlerdir. Buradaki bu görünüm hakikaten hukuk devleti adil yargılama ilkeleriyle bağdaşan bir görünüm değil. Yani burada adaleti toplumdan uzaklaştırma olayı var. Her gün 200 kilometre gelen giden bir avukat bunun masrafını nereden çıkaracak? Savcısı geliyor, hakimi geliyor, mübaşiri geliyor, katibi geliyor… Yani böyle bir israf düzeni olabilir mi? Madem ki siz hakimini, savcısını, mübaşirini, katibini devlet karşılıyorsa bunlar niçin kamu hizmeti yapıyor? Bu duruşmaya giren avukatlar da kamu hizmeti yapıyor. O zaman avukatların da masrafını devlet ödenekten ödesin. Avukatların yol parasını, harcırahını devlet o zaman ödesin.
Madem ki avukat yargının kurucu unsuru ve burada kamu hizmeti ifa ediyorsa savcı, hakim, katip nasıl, hangi koşullarla buraya getiriliyorsa, hangi kolaylıklar tanınıyorsa avukatlara da aynı kolaylığın tanınması lazım. Aksi takdirde anayasanın hükümleri uyarınca aleniyet ilkesi ihlal edilmiş olur, adil yargılama ilkesi ihlal edilmiş olur. Kaldı ki Anayasa’nın 141’inci maddesi diyor ki; duruşmalar çabuk, suratlı ve ekonomik en ucuz şekilde olmalı.
Her tarafta tel örgüler var. Ergenekon, Balyoz’da bu tel örgüleri yoktu. O dönem, şu anda röportaj yaptığımız yerde çadır vardı. Şuradaki yeri de bir kampüs yapmışlardı yine bunun gibi cezaevi duruşma salonu ve o dönemde sanıklar Ergenekon, Balyoz’da avukatıyla yakınına el sallayabiliyordu, el sallama suç değildi. Şimdi burada el sallıyor tutuklu kişi yakınına, asker eline vuruyor. Bu doğru bir olay değil. İnsan hakları açısından, hukuk devleti açısından geriye gidiyoruz.
Buraya baktığımız zaman mahkeme heyeti de Cumhuriyet savcısı da bize güven vermiyor. Savcı oradaki sanıkların lehine olan delilleri toplamamış. Senedi gösteriyor. Bu imza sana ait mi değil mi? ‘Bana ait değildir’ diyor. Kardeşim adam on aydır burada tutuklu. Bu senedi sen bugüne kadar Adli Tıp’a niye göndermedin? Diyor ki ‘dış görünüşe baktığın zaman imza seninkine’ benziyor. Adli Tıp’a gönderseydin bugüne kadar. Kardeşim sen bu adamı on ay ne diye orada tutuklamışsın? Şunu da kabul etmek lazım. Genel Başkan ‘heyet liyakata göre oluşturulmamış’ dedi. Kızıyorlar, bu hakaretmiş. Dinimiz diyor ki ‘işi ehline verin’. Anayasamız diyor ki ‘işi liyakatına göre verin’. Siz iki bin küsuratla insanları yargılayacaksınız. Daha bir buçuk yıllık yargıcı getireceksin, ağır ceza üyesi yapacaksın.
“Biz suçta ve cezada eşitlik istiyoruz”
Cumhuriyet’in kurulduğu tarihten itibaren böyle iki bin yılla yargılanan bir buçuk yıllık yargıcı gelip ağır ceza kürsüsüne oturtulmadı. Bari hiç olmasa kamuoyuna inandırıcı bir şekilde deyin ki ‘birinci sınıfa ayrılmış böyle on yıllık, on beş yıllık, yirmi yıllık yargıçlar bunları yargılıyor’ deyin ya. Şunu istiyoruz: Suçta ve cezada eşitlik istiyoruz. Yani hiç kimse yargılanmaz demiyoruz. Yani bugün Aydın Büyükşehir Belediyesi AKP’ye geçmeseydi bugün yargılanacaktı. AKP’ye geçti. Beraat etti. Gaziantep Şehitkamil Belediyesi AKP’ye geçmeseydi yargılanacaktı. AKP’ye geçti beraat etti. Onun için sözün kısası şu: Biz suçta ve cezada eşitlik istiyoruz. Yani AKP’li belediyelere uygulanan hukuk neyse CHP’li belediyelerde aynı hukuk uygulansın. Veya CHP’li belediyelere uygulanan hukuk neyse AKP’li belediyelere de aynı hukuk uygulansın.”

