Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İBB Davası’nda ikinci gün… Ekrem İmamoğlu söz aldı: “Ramazanda arkadaşlarımın evlerine dönmelerine imkan tanıyın, sistemin meselesi benimle ise ben buradayım”

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, tutuklu yargılandığı İBB Davası’nda söz aldı. Bugün bu “iftiraname üzerinden baskı altında yürüyen bir yargılama ile karşı karşıya” bulunduğunu söyleyen İmamoğlu, “Ben bu ülkenin birinci partisinin cumhurbaşkanı adayıyım. İlk seçimde iktidara gelmesi beklenen bir partinin cumhurbaşkanı adayı olarak burada bulunuyorum. Böyle bir kişinin konuşmasının engellenmesi yalnızca bu salonda değil, bütün dünyada izlenen bir yargılama açısından ciddi bir sorun yaratır” dedi. İmamoğlu, mahkeme heyetine, “Ramazan ayında bu arkadaşlarımın evlerine dönmelerine imkan tanıyın. Bu sistemin meselesi benimle ise ben buradayım. Yargılamaya katılmaya, savunmamı yapmaya hazırım. Ancak bu insanların tutuksuz yargılanması gerekir” diye seslendi.

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu,

HABER: Zuhal Çiloğlan – Esra Tokat

(İSTANBUL) – CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, tutuklu yargılandığı İBB Davası’nda söz aldı. Bugün bu “iftiraname üzerinden baskı altında yürüyen bir yargılama ile karşı karşıya” bulunduğunu söyleyen İmamoğlu, “Ben bu ülkenin birinci partisinin cumhurbaşkanı adayıyım. İlk seçimde iktidara gelmesi beklenen bir partinin cumhurbaşkanı adayı olarak burada bulunuyorum. Böyle bir kişinin konuşmasının engellenmesi yalnızca bu salonda değil, bütün dünyada izlenen bir yargılama açısından ciddi bir sorun yaratır” dedi. İmamoğlu, mahkeme heyetine, “Ramazan ayında bu arkadaşlarımın evlerine dönmelerine imkan tanıyın. Bu sistemin meselesi benimle ise ben buradayım. Yargılamaya katılmaya, savunmamı yapmaya hazırım. Ancak bu insanların tutuksuz yargılanması gerekir” diye seslendi.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB davasında ikinci gün duruşmasında iddianamenin özeti okundu.

Ardından söz alan Ekrem İmamoğlu, iddia makamı olarak adlandırılan ancak kendisi açısından hukuki değeri bulunmayan, dayanaksız bir iddianamenin altına imza atan kişiler üzerinden buradaki sistemin işlediğini söyledi. İmamoğlu, şunları kaydetti:

“Kişi kendinden bilir kişi misali, kendi varsayımlarını gerçek kabul etmiş; ardından da bu varsayımlara uygun bir metin hazırlanmıştır.
Bu nedenle buna iddianame değil, bir iftiraname diyorum. On beş–yirmi yıllık belediyecilik faaliyetlerinde ne yapılmışsa, somut bir delil bulunamamasına rağmen Ekrem İmamoğlu’na atfedilmeye çalışılmıştır. Bakılmış, ortada bir suç yok; bulunamamış. Buna rağmen süreç işletilmiş ve bugün bu iftiraname üzerinden baskı altında yürüyen bir yargılama ile karşı karşıyayız. Ben bu mahkemeye güven duymak istiyorum. Dün söz talebinde bulunmamın sebebi de buydu. Bugün buradaki amacım kürsüyü işgal etmek değildir.

“Dünya bizi de sizi de izliyor”

Sayın Hakim, bugüne kadar sekiz ya da dokuz duruşmaya katıldım. Her duruşmada yerimden kalkarak söz hakkı talep ettim. Çoğu zaman ‘buyurun’ denildi ya da ‘biraz sonra’ denilerek beklemem istendi; ben de buna riayet ederek yerime geçtim. Bugün ise söz hakkı talep ettiğimde, konuşmaya başlamadan söz verilmediği ifade edildi. Bu durumda konuşma hakkımı aramam doğal değil midir? Buraya gelip düşüncelerimi ifade etmem en temel hakkım değil midir? Biz nezaket kurallarına bağlı insanlarız, Sayın Hakim. Ben bu ülkenin birinci partisinin Cumhurbaşkanı adayıyım. İlk seçimde iktidara gelmesi beklenen bir partinin Cumhurbaşkanı adayı olarak burada bulunuyorum. Böyle bir kişinin konuşmasının engellenmesi yalnızca bu salonda değil, bütün dünyada izlenen bir yargılama açısından ciddi bir sorun yaratır. Dünya bizi de sizi de izliyor.
Size 10 dakika, 15 dakika ya da 20 dakika söz hakkı vermeniz hiçbir şey kaybettirmez. Nihai kararı verecek olan zaten sizsiniz. Vereceğiniz karar hayatınız boyunca sizinle anılacaktır; geçmişte verilen kararlar nasıl hatırlanıyorsa, bu karar da öyle hatırlanacaktır. Takdir yetkisi tamamen sizindir. Bu yetkiyi sizden kimse alamaz. Ben de alamam. Ancak bu yargılama sürecinin sağlıklı bir düzene kavuşması için sizden ricada bulunuyorum. ‘En son sizi dinleyeceğim’ deniliyor. Oysa bu dosyanın neredeyse her sayfasında benim adım geçiyor.

“Gerekirse en son konuşurum, gerekirse ilk konuşurum; mesele sıralama değil, adil ve şeffaf bir yargılamadır”

Gerekirse en son konuşurum, gerekirse ilk konuşurum; mesele sıralama değil, adil ve şeffaf bir yargılamadır. Burada çok kıymetli avukatlar, deneyimli hukukçular bulunuyor. Türkiye Barolar Birliği Başkanı, İstanbul Barosu Başkanı ve farklı baroların başkanları — sizin meslektaşlarınız — bilgi almak amacıyla kapınızı çalmışlardır. Ancak hiçbir bilgi paylaşılmamıştır ve avukatlara ‘gidin dışarıda fotoğrafını çekin, oradan öğrenin’ denilmiştir. Buna karşılık, bir gün önce bazı medya kuruluşlarında dosyaya ilişkin bilgiler sayfa sayfa yayımlanmıştır. Şahsımla, ailemle ve burada bulunan arkadaşlarımın eşleri, çocukları ve aileleri hakkında aylar boyunca ağır, onur kırıcı yayınlar yapılmıştır. Sayın Hâkim, sizin de bir aileniz, anne ve babanız, evlatlarınız vardır. Bu tür yayınların insanlar üzerinde nasıl bir etki yarattığını en iyi siz anlayabilirsiniz. Bu yayınlar karşısında cevap verilmezse, oluşan yük ve sorumluluk yargı makamının üzerinde kalır. Sonrasında kamuoyunda oluşturulan algı süreciyle birlikte bir anda Ekrem İmamoğlu’nun bir suç örgütünün parçası olduğu iddia edilmeye başlandı. Düşünün; başsavcı kimliği taşıyan ancak siyasi bir dil kullanan bir anlayış tarafından bu süreç ‘asrın yolsuzluğu’ olarak nitelendirildi. İddianameye baktığınızda ise ortada böyle bir iddiayı destekleyecek somut bir tablo göremiyorsunuz.

Sayın Hâkim, biz buraya ne zorluklarla geliyoruz. Bizi dinlemeden bu sürecin sağlıklı yürütülmesi mümkün değildir. Lütfen bizi dinleyin. Gerçekten dinlenmeye ihtiyacımız var. Bakınız, ne tür ithamlarla karşı karşıyayız. ‘Asrın yolsuzluğu’ deniliyor. Böyle bir ithamın sorumluluğu ne kadar ağırdır, hiç düşündünüz mü? Bu kadar büyük bir suçlama, bu kadar ağır bir ifade, somut dayanak olmadan nasıl kullanılabilir? Bu yalnızca bir iddia değil; aynı zamanda insanların onuruna, emeğine ve hayatına yönelmiş ağır bir ithamdır. Buna karşı sormak zorundayım: Böyle bir asrın arsızlığı olabilir mi? Böyle bir asrın aymazlığı olabilir mi? Bir insanı, bir kurumu, bir siyasi iradeyi bu şekilde yaftalamak hukukla bağdaşır mı?

“Başsavcı kimliği taşıyan siyasetçi tarafından bu süreç ‘asrın yolsuzluğu’ olarak nitelendirildi. Böyle bir asrın arsızlığı olabilir mi?”

Bu mahkeme nedir biliyor musunuz? Bu mahkeme, bir insanın kendisini en güvende hissetmesi gereken yerdir. Devletin adalet yüzüdür. İnsanların korkularından arınıp hakkını arayabildiği yerdir. Ben burada tam da bu nedenle konuşmak istiyorum. Çünkü burada, bu kürsünün karşısında, adaletin varlığına inanmak istiyorum. Başsavcı kimliği taşıyan siyasetçi tarafından bu süreç ‘asrın yolsuzluğu’ olarak nitelendirildi. Böyle bir asrın arsızlığı olabilir mi?

“Bana kimsenin vatan sevgisini öğretmesine ihtiyaç yok”

Ben askerin kıymetini bilirim, Sayın Hâkim. Bu bayrağın da kıymetini bilirim. Bana kimsenin vatan sevgisini öğretmesine ihtiyaç yoktur. Bu nedenle bizi neden böyle karşı karşıya getirdiğinizi anlamakta zorlanıyorum. Burada belediye başkanları var. Hayatını devlete hizmet ederek geçirmiş kamu görevlileri var. Hanımefendiler var, aileleri olan insanlar var. Hepimiz burada bir yargılama sürecinin içindeyiz.
Lütfen… Ben burada yalnızca savunma yapmıyorum. Sizi temkinli olmaya davet ediyorum.

“Yargılamanın 12 yıl sürebileceği söyleniyor. 12 yıl… Bu insanların hayatından 12 yıl demek”

Çünkü bundan sonraki süreç hepimizi ilgilendiriyor. İddia makamının kendi beyanlarına göre bu yargılamanın 12 yıl sürebileceği söyleniyor. 12 yıl… Bu insanların hayatından 12 yıl demek ne anlama geliyor, bunu hepimizin düşünmesi gerekir. Ben uzun bir savunma yapmıyorum. Sadece bir tensip talebimi dile getiriyorum. Dün yaşanan kargaşadan sonra özellikle şunu rica ediyorum: Verilecek aranın ardından, burada görev yapan askerlerin bu ortamda bulunmak zorunda bırakılmamasını sağlayın. Bu arkadaşlarımız görevlerini başka bir yerde yapsın; biz de burada saygın ve sakin bir ortamda yargılamayı sürdürelim. Askerlerimizin bu şekilde bir ortamın parçası hâline getirilmesini doğru bulmuyorum.
Ben Cumhuriyet Halk Partisi ilçe başkanıyken onlarca duruşmayı takip ettim. Geçmişte farklı davalarda mahkeme salonlarında bulundum. Sanıkların, komutanların, avukatların mahkemeye saygı içinde girip çıktığı; insanların birbirine temas edebildiği, konuşabildiği, insani bir ortam vardı. Şimdi soruyorum: Biz hangi yıldayız? 2026 yılındayız. Cumhuriyetin ikinci yüzyılındayız. Etrafımızda savaşların yaşandığı, dünyanın büyük krizlerden geçtiği bir dönemdeyiz.

“‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ mahkeme salonunda da geçerli olması gereken bir ilkedir”

Ramazan ayındayız; mübarek bir zaman dilimindeyiz. Dünyanın farklı bölgelerinde çatışmalar sürerken bizim ülkemizde huzuru, adaleti ve toplumsal barışı güçlendirmemiz gerekir. Türkiye’nin temel anlayışı bellidir: ‘Yurtta sulh, cihanda sulh.’ Bu yalnızca dış politika ilkesi değildir; mahkeme salonunda da geçerli olması gereken bir ilkedir. Mahkemede sulh, adalet ve güven ortamı demektir. Toplum içinde barış demektir. Muhalefetle diyalogta barış demektir. Bu barış ancak adil, eşit ve hakkaniyetli bir yargılama ile sağlanır.

“… bir gün bile tutuklanmadı, gözaltında tutulmadı. Buna karşılık ben bir yıldır cezaevindeyim”

Geçmişte bu ülkede ağır suçlamalarla yargılanan siyasetçiler oldu. Sayın Recep Tayyip Erdoğan da 1990’lı yıllarda çeşitli suçlamalarla yargılandı. Ancak bir gün bile tutuklanmadı, gözaltında tutulmadı. Buna karşılık ben bir yıldır cezaevindeyim. Bir yıldır 12 metrekarelik bir alanda, fiilen tecrit koşullarında tutuluyorum. Buradaki arkadaşlarımla bir yıl sonra ilk kez bu salonda sarılabildim. Bu uygulamanın bu ülkede kime yapıldığını sorgulamak zorundayım. Biz adalet istiyoruz. Ayrıcalık değil, eşitlik istiyoruz. Müteahhitlik meraklısı burada yeni duruşma salonu yapıyormuş. O iş bitmez. İktidar benim canım başkanım Özgür Özel’e ‘şahıs’ diye hitap ediyor.

Birey olmak; fikri hür, vicdanı hür olmaktır. Birey olmak asildir. Ancak insan emir kulu hâline gelirse, kula kulluk ederse — Allah bu memleketi ve bu memleketin yargısını bundan korusun. Bu dosyada 107 arkadaşım savunma yapacak. Ancak mevcut savunma sıralamasının dahi tutarlı olmadığını düşünüyorum. Takdir elbette sizindir; fakat bu sıralamanın mantıksal bir bütünlük taşımadığını ifade etmek zorundayım.
Bu yargılamanın bütüncül biçimde yürütülmesi gerekir.

Ekrem İmamoğlu adına hem başlangıçta hem süreç içerisinde hem de karar aşamasına giderken birden fazla söz hakkı verilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu dosyanın sağlıklı anlaşılabilmesi için, arkadaşlarımın savunmalarından sonra, tutuklu sanıkların beyanlarından sonra ya da iddialarda bulunan kişilerin ifadelerinin ardından mahkemenin zaman zaman benim değerlendirmeme ihtiyaç duyacağını düşünüyorum. Avukatlarım her belgeyi, her işlemi ayrıntılı şekilde önünüze koyacaktır. Bundan en küçük bir şüphem yok. Buradaki her arkadaşım öyle bir savunma yapacaktır ki, bugün önümüzde bulunan ve benim iftiraname olarak nitelendirdiğim metnin hiçbir değeri kalmayacaktır. Bu nedenle bu tarihi yargılamada, grup yargılamasının sağlıklı yürüyebilmesi için çoklu söz hakkının tanınması gerektiğini düşünüyorum. Gerekirse savunmamı ilk yaparım, gerekirse süreç içinde söz talep ederim. Bunun değerlendirilmesi yargılamanın selameti açısından önemlidir. Ayrıca avukatlarımla kurulacak sağlıklı bir diyalog köprüsünün mahkemeniz açısından da faydalı olacağı kanaatindeyim. Avukatlarla ve taraflarla kurulacak iletişim, sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlar. Sayın Hâkim, bunu şaka olsun diye söylemiyorum. Dün gerçekleşen duruşmanın son bölümünde yaşanan bazı tutumların yargılama ciddiyeti açısından sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Burada kimseyi zan altında bırakmak istemem; ancak mahkeme salonunda oluşan algının düzeltilmesi gerekir. Bu da ancak açık iletişim ve istişare ile mümkündür.

“Biz tartışma değil, diyalog istiyoruz. Diyalog olmadan bu süreç sağlıklı yönetilemez”

Biz tartışma değil, diyalog istiyoruz. Diyalog olmadan bu süreç sağlıklı yönetilemez. Bugünkü tutumunuz için ayrıca teşekkür ederim. Bana söz hakkı tanıdınız. Eğer benim de bir hatam, bir üslup yanlışım olduysa affola. Özür dilemekten kaçınmam; çünkü gerektiğinde geri adım atabilmek de bir erdemdir.

“Seçimimin iptal edildiği gün de ramazan ayındaydı. Diplomamın iptal edildiği gün de ramazan ayındaydı…”

Ancak şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Ramazan ayındayız. Benim seçimimin iptal edildiği gün de ramazan ayındaydı. Diplomamın iptal edildiği gün de ramazan ayındaydı. Daha gün doğmadan sahur vaktinin hemen ardından evime operasyon yapıldı; evim basıldı. Ve bugün yine ramazan ayında, iftar saatlerine yaklaşırken duruşma yapıyoruz.

Bu güzel vatanda insanların birbirine vicdanla, ahlakla ve erdemle bakması gerekirken yaşanan tabloyu hep birlikte görüyoruz. Bütün bunların nedeni siyasi rekabet ve koltuk hırsı olmamalıdır. Bu tabloyu düzeltmek sizin sorumluluğunuzdadır, Sayın Hâkim. Bu nedenle sizden özellikle rica ediyorum: Ramazan ayında bu arkadaşlarımın evlerine dönmelerine imkan tanıyın. Bu sistemin meselesi benimle ise, ben buradayım. Yargılamaya katılmaya, savunmamı yapmaya hazırım. Ancak bu insanların tutuksuz yargılanması gerekir. Anneler çocuklarıyla buluşsun. İnsanlar ailelerine kavuşsun. Yargılama devam etsin ama özgürlük esas olsun. Benimle bu şekilde bir süreç yürütün. Çoklu söz alma hakkımı takdirinize sunuyorum.”

Ekrem İmamoğlu’nun konuşmasının tamamlanmasının ardından duruşmaya ara verildi.

(SON)