Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) – CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB Davası’nın duruşmasında, görevinden uzaklaştırılan tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan savunma yapıyor. Şahan, “Maruz kaldığım bu gözaltı ve tutuklama yöntemi, ne akla ne vicdana ne de hukuka sığar. Sadece ben değil, İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu, bürokrat arkadaşlarımız, belediye başkanı arkadaşlarımız ve devlet koltuğunda oturan tüm bürokratlar açısından da bu yöntem, bilgiyle, hukukla ve doğrulukla bağdaşmamaktadır. Bu süreç, Türkiye demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçecektir” dedi.
CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası’nın duruşması üçüncü haftada, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda devam ediyor.
Duruşmada, görevinden uzaklaştırılan tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın savunması alınmaya başlandı.
Tüm yurttaşların bayramını kutlayan Şahan, bu yıl Nevruz ile Ramazan Bayramı’nın güzel bir çakışmayla birlikte kutlandığını belirterek, “İnşallah bu ülkeye bahar, demokrasiyle, adaletle, barışla gelir. Temennim budur. İnşallah bu salondan da böyle çıkarız” diye konuştu.
“Dışarıdakilerin bize olan inancıyla, desteğiyle bugünlere kadar geldik”
Yaklaşık bir senelik tutukluluktan sonra Mahkeme heyetinin karşısında bulunduğunu ifade eden Şahan, şunları kaydetti:
“Hakkımızda binlerce sayfadan oluşan iddianameler, ne olduğunu bilmediğimiz, yaratılmış suçlamalar, iddialar… Hepsine karşı milletin, yurttaşın, bu salondaki arkadaşlarımızın, dışarıdakilerin bize olan inancıyla, desteğiyle bugünlere kadar geldik. 12 metrekarelik hücremde yüzlerce mektup, binlerce mesaj aldım. Yarına ilişkin samimiyetle söylenen sözlerle ayakta kaldık. Kendisini hiç tanımadım, hiç bilmem. ‘Bu hikaye böyle bitmeyecek. Sizler bu ülkenin geleceği için oradasınız. Millet sizinle…’ Erzurum’dan mektup yazan, Hanife teyzenin direnciyle karşınızdayım. Tam bir senedir önümüze konan kağıtlar, sorgular, bana ‘suçlusun’ diyor. Dönüp diyorum ki, ‘Neyle suçlu olduğumu bilmiyorum’, ‘Suçlusunuz, ispat ettik’ deniyor. Tam bir boşluğa anlatıyoruz, boşluğa…
“Bizi evlatlarımızdan ayıran herkes Ulu Divan’da hesap verecek”
Düşmanca davranan bir yapının kurguladığı oyuna hep birlikte zorlanıyorduk. Hep birlikte. Ama baştan beri şunu görüyoruz, burada onlarca evladı, anneyi, babayı, aileyi ayrı düşüren, gözyaşı döktüren, suçsuz yere bizi evlatlarımızdan ayrı düşüren, herkesi sevdiklerinden uzak tutan herkes, bu divanda değilse milletin vicdanında, ama en önemlisi Ulu Divan’da hesap verecektir. Beş buçuk yaşındaki kızımdan beni ayrı koyan her kul, aklına bunu koysun. Fakat aklı olan inanır. Doğruyu yanlıştan ayırmak akıl kadar vicdan işidir. Benim devletimin mahkemelerinden beklentim tam da budur işte: Doğruyu yanlıştan ayıran bir akıl ve vicdanla karar vermesidir.”
“Bir kamu görevlisine bu şekilde davranılması, devlet normunun yok sayılmasıdır”
Kendisi açısından sürecin 19 Mart sabahının ilk saatlerinde, “PKK’ya yardım” suçlamasıyla gözaltına alınarak başladığını anlatan Şahan, şöyle devam etti:
“Şişli’nin seçilmiş belediye başkanı olarak, 11 aylık görev süremde maruz kaldığım bu gözaltı ve tutuklama yöntemi, ne akla ne vicdana ne de hukuka sığar. Sadece ben değil, İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu, bürokrat arkadaşlarımız, belediye başkanı arkadaşlarımız ve devlet koltuğunda oturan tüm bürokratlar açısından da bu yöntem, bilgiyle, hukukla ve doğrulukla bağdaşmamaktadır. Devletten beklenen bu değildir. Sayın Başkan, ben bir bürokrattım, bugün belediye başkanıyım. Bunun önemini Şişli Belediye Başkanı olduğumda çok daha iyi gördüm, hissettim, tecrübe ettim. Kurumların birbiriyle diyaloğu, bürokrasinin kendi içindeki ilişkisi, devlet görevinde bulunan insanların kişiden bağımsız şekilde yürüttüğü iletişim hayati önemdedir. Şişli Belediyesi ile Çağlayan Adliyesi komşu kurumlardır. Birbirine ihtiyaç duyan, birlikte çalışan yapılardır. Hatta simgesel bir örnek vereyim: Çağlayan Adliyesi’nin bulunduğu parsel, geçmişte Şişli Belediyesi tarafından verilmiştir. Benim dönemimde de bu kurumsal diyaloglar devam etti. Adliyede, savcılık makamlarıyla pek çok konuyu konuştuk. Kurumlar arası ihtiyaçlar oldu, bunları karşıladık. İstanbul’daki önemli bir idari bina ihtiyacı için Şişli Belediyesi olarak çalışma başlatmıştık. Daha bir gün önce, 18 Mart’ta, savcılıkla bu konuları konuşuyordum.
“Daha bir gün önce, 18 Mart’ta, savcılıkla bu konuları konuşuyordum. Çağırsalardı gelirdim”
Çağırsalardı gelirdim. Bir kilometre mesafedeydik. Hepimiz giderdik. Ama sabahın erken saatinde, beş buçuk yaşındaki kızımın ve eşimin önünden alınmak… Daha bir gün önce diyalog içinde olan bir kamu görevlisine bu şekilde davranılması; normale saygısızlıktır, devlet normunun yok sayılmasıdır. Benim bildiğim devlet bu değildir. Benim çocuğuma anlatmak istediğim devlet bu değildir. Devlet dediğimiz şey; ana gibi, baba gibi koruyan, güven veren bir yapıdır. O gün kızım kapıya bir not astı: ‘Bu eve polisler giremez’. Bu hepimize ders niteliğindedir. Bugün devlet koltuğunda oturan herkes için… Çünkü devlet; bu topraklarda ana ve baba olarak anılır. Bu, içi boş bir benzetme değildir. Toplumun her kesiminin kendini güvende hissettiği, hakkının korunduğunu bildiği şefkatli bir yapıdır. 19 Mart sabahı, bu hikâye benim evimde başladı. Ama aslında o sabah, devlet ile toplum arasındaki güven bağına zarar verilmiştir. Devlet normu yok sayılmıştır.
“Esas mesele Şişli halkının iradesidir”
Benim tutukluluğum yalnızca şahsıma ya da aileme ilişkin bir mesele değildir. Esas mesele Şişli’dir. Şişli halkının iradesidir. Ben Şişli’de, her 10 seçmenden yaklaşık 7’sinin oyunu alarak seçilmiş bir belediye başkanıyım. Şişli tarihinin en yüksek oy oranıyla seçilmiş belediye başkanıyım. Bu tutuklama, bana oy veren ya da vermeyen tüm yurttaşların anayasal hakkına müdahaledir. Bu, sadece bir parti seçmenine değil, tüm seçmenin ortaya koyduğu demokratik iradeye yapılmış bir müdahaledir. Bugün benim koltuğumda kayyum oturuyor.
Sayın Başkan, hatırlatmak isterim, 4 gün gözaltından sonra tutuklama kararı verilen Çağlayan Adliyesi nerede? Cumhuriyetin, milli mücadelenin izlerini taşıyan bir yerde, Abide-i Hürriyet Anıtı’nın yanı başında. Mahmut Şevket Paşa’nın, Mithat Paşa’nın, Talat Paşa’nın, Enver Paşa’nın hatırasının bulunduğu yerde.
“Bu süreç, Türkiye demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçecektir”
Böyle bir mekanda yürütülen bu süreç, Türkiye demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Çünkü hürriyet anıtının yanında, yurttaşların hürriyetine müdahale edilmiştir. Tarih bunu böyle yazacaktır. Şişli herhangi bir ilçe değildir. Şişli, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün izlerini taşıyan bir ilçedir. Gündüz nüfusu 3,5 milyona ulaşan, İstanbul’un atardamarıdır. Ticaretin, kültürün, gündelik hayatın merkezidir. Ama aynı zamanda Şişli, Kuştepe’de 10 kişinin tek göz odada yaşadığı yoksul Roman ailenin evidir. Paşa Mahallesi’nde geçimini çantacılıkla sağlayan genç babanın evidir. Mahmut Şevket Paşa Mahallesi’nde kentsel dönüşüm bekleyen Alevi yurttaşın evidir. 19 Mayıs Mahallesi’nde tutunmaya çalışan Kürt emekçinin evidir. Feriköy’de 100-150 yıllık Ermeni komşunun evidir.
Nişantaşı’nda, bu semtle gönül bağı kurmuş insanların evidir. Şişli bir İstanbul özetidir. Bir Türkiye özetidir ve bu tutuklama, tam da bu çeşitliliğin, bu iradenin, bu ortak yaşamın iradesine yönelmiştir. Sayın Başkan, mesele budur.”
(SÜRECEK)

