Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) – CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası’nın 20. günü, İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan’ın savunmasıyla devam etti. Özkan, “Sayın iddia makamı; ama bu iddianame bir fiyasko. Neden böyle? Çünkü bir iddianamenin sistematiği olması lazım, delile dayanması, akla ve hakikate yatkın, anlaşılabilir olması lazım. Bu dava, siyasi saiklerle şekillenmeye devam ederse, ki her gün kartopu gibi büyüyen yeni operasyonlarla devam ediyor, sonuçları ağır olur” dedi.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu İBB Davası’nın duruşması 20. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda, devam ediyor. Duruşmada, Ekrem İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan, geçen hafta perşembe günü başladığı savunmasını tamamladı.
Özkan, Eylem 4’teki “rüşvete aracılık etme” konusunun tutukluluğuyla ilgisinin bulunmadığını, bu suçla ilgili kendisine kollukta, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ya da nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğinde tek bir soru sorulmadığını belirtti.
Bu konuda ısrarla, dilekçe üstüne dilekçe verdiğini ifade eden Özkan, şöyle konuştu:
“7,5 ay bekledik. O süre içerisinde tek bir soru sorulmadı. Baktılar ki dilekçelerimin sonu yok; önce ortağım, aile dostum, eşimin yatılı öğretmen okulundan arkadaşı Ayşe Hitchins’i gözaltına aldılar. Kim Ayşe Hitchins? Ayşe Hitchins benim 40 yıldır aile dostum; çocuklarımız beraber büyüdü. Kanada’da yaşayan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, ama aynı zamanda Kanada vatandaşı; Kanadalı bir beyefendiyle evli ve müthiş bir Türkiye sevdalısı, müthiş bir Türkçe sevdalısı. Hep bize şunu anlatır: ‘3 ay geçince duvarlara tırmanıyorum, Türkçe konuşacak kimse bulamıyorum’ diye. Ve yıllardır özlemi, tekrar Türkiye’de yaşayabilmek. O yüzden bundan yıllar önce ev almak için İstanbul’a geldi, bizden yardım istedi. Ama her ikisi de ücretli çalışan iki kişi, ev alabilecek bütçelerinin olmadığını görünce benim şirketime yatırım yapmak istediler. Biz de kabul ettik; bir şirketimizin yüzde 15 hissesini aldılar. O günden beri benim ortağım; yani 25 yıldır aynı zamanda ortağım. Ve ben bunu dilekçemde ısrarla yazdım; her iki dilekçemde de yazdım: ‘Ayşe Hitchins benim ortağımdır, şöyle şöyle oldu…’ diye. Bakın, dört tane gayrimenkulden bahsediyoruz. Eylem 4 kapsamında o dört gayrimenkulün üçünün bugünkü malikleri gözaltına alınmadı. Benim ortağım, benim kardeşim Ayşe Hitchins gözaltına alındı. Dahası, yani kızcağızı, 65 yaşında bir kadın olan kızcağızı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ağlattılar ve sonuçta da bu davanın sanıklarından biri hâline getirildi. Tek nedeni benim yakınlığım. Hani burada nasıl bazı sanıkların bütün aile fertleri alındıysa, Ekrem Bey dâhil olmak üzere, Ayşe Hitchins’e yapılan muamele de o muameledir.”
“Benim favori bir gazetem var: Yeni Şafak gazetesi. Her seferinde gelecekten haberler veriyor”
Necati Özkan, tutuklandıktan 4-5 hafta sonra soruşturmaya, Kameroğlu İnşaat’ın ortağı ve yöneticisi, Kameroğlu Kuyumculuk’un sahibi, aynı zamanda çeşitli başka projelerin yöneticisi, AVM işletmecisi Adem Kameroğlu’nun dahil edildiğini belirtti.
Kameroğlu’nun ilk beyanlarında kendisi aleyhine verdiği tek bir ifade, tek bir suçlama bile bulunmadığını aktaran Özkan, şöyle devam etti:
“Ama sonra iş değişiyor, birileri bu arkadaşın kulağını çekiyor. Ondan sonra Adem Kameroğlu bir yalan makinesine dönüşüyor, bir iftira makinesine dönüşüyor. Etkin pişmanlık ifadesi veriyor, şöyle başlıyor: ‘İşin ciddiyetini anladım.’ Ve bunu söylediğini ben nereden öğreniyorum? Benim favori bir gazetem var: Yeni Şafak gazetesi. Her seferinde gelecekten haberler veriyor. Haziran sonunda Yeni Şafak’ta ben bu ifadeyi okuyorum. Daha bunun dışında ne avukatlarımın haberi var ne de benim haberim var; gazeteden öğreniyorum. Sonra bu haberi okuyunca yeni bir isnatla karşı karşıya kaldığımı, hani ‘getirin siz o adamı bana, ben ona bir suç bulurum’, anlıyorum. Bunun üzerine hemen duruma ilişkin bir dilekçe hazırlıyorum. Avukatlarımı Silivri’ye davet ediyorum ve onlara ilk dilekçeyi veriyorum; hakikati kendilerine tek tek anlatıyorum. Adem Kameroğlu, makul bir tüccar gibi davranmadı ve benim iyi niyetimden yararlanarak beni aldattı. Dediğim gibi, ortaya çıkan güvensizlik nedeniyle nakit ödediğim rakamın banka makbuzuna dönüşmesini istedim; hikâyenin tamamı budur. Çünkü bir uzlaşmazlık durumunda Adem Kameroğlu’nun her şeyi reddedebileceğini gördüm. İnsanlara güveniyorsunuz ama bir müddet sonra öyle olmadıklarını anlıyorsunuz. İlk kez ben ondan bir şey alıyorum, daha önce o benden hizmet alıyordu. Ben o hizmeti teslim ediyordum; televizyon kampanyasıysa televizyonda, gazeteyse gazetede yayınlandığını görüyordu. Ondan sonra faturasını kesiyordum ve aylar sonra tahsilatını yapıyordum. Dolayısıyla orada bir güvensizlik problemi yoktu; ama ne zaman ki ben ondan bir şey aldım, bu sefer güvensizlik problemi ortaya çıktı.
“Makul bir ticaret insanı olarak her şeyi usulüne uygun yaptım”
Ben, sorumlu bir vatandaş ve makul bir ticaret insanı olarak her şeyi usulüne uygun yaptım, Başkanım. Bütün sürecin belgelerini orada göreceksiniz. Aradan bu kadar zaman geçtikten sonra bu belgeleri bulmak kolay değil ama bulduk. Elinizdeki belgelerden iki tanesine özellikle dikkat etmenizi istiyorum, Sayın Başkanım: Birincisi, ön ödemeli satış belgesidir; ödemenin yapıldığının kanıtıdır. İkincisi ise sözleşmedir. Her bir sözleşme 19 sayfalıktır. Sözleşmenin 2. sayfasında net olarak yazan yerleri sizin için işaretledim, Başkanım; orada ‘tamamı peşin ödeme’ diye yazar. Bu sözleşme kapsamında her bir sözleşmeyi tek tek hazırladık; yapı ruhsatından mimari projeye, mahal listesinden teknik şartnameye, müzakere ve inceleme tutanağına kadar bütün evrakları her bir bağımsız bölüm için zamanında tamamladık. Nakit ödeme belgesi dâhil olmak üzere tamamının belgeleri, tarihleri, imzaları ve kaşeleri orada mevcuttur.”
“Adem Kameroğlu’nun verdiği her ifadede başka bir yalan söylemek zorunda kaldı”
Adem Kameroğlu’nun verdiği her ifadede başka bir yalan söylemek zorunda kaldığını söyleyen Özkan, ifadelerindeki çelişkileri aktardı.
Etkin pişmanlık ifadesinde Adem Kameroğlu’nun, “Bu dairelerin devri için şirket hesabımıza toplamda 2.000.000 lira para olarak yatırıldı. Bu para daha sonra tarafımızdan Necati Özkan’a iade edilmiştir” dediğini ifade eden Özkan, şunları kaydetti:
“Dilekçeleri verdim ve dilekçelerde bütün süreci anlattım; ödemenin ne olduğunu, nasıl olduğunu açıkladım. Onun üzerine aradan zaman geçince bu sefer ifadesini değiştiriyor: ‘Ya yanlış hatırlamışım, eski zaman, olabilir böyle şeyler; Aydın Şahin isimli arkadaşım gitti, Necati Özkan’a iade bedellerini yatırdı.’ Söylediğim gibi; hakikatler aylar sonra, 5 ay sonra ortaya çıktı. Keza etkin pişmanlık ifadesinde bir başka iddiası da şu, ‘İnşaatım da bitmek üzereydi ve başvuru aşamasıydı, o yüzden daireyi verdim.’ Oysa iskân başvurusu 2023’te yapılmış, Başkanım. İskânlar iki ayrı tarihte alınmıştır; biri 4 Mayıs, diğeri 8 Mayıs. Biraz önce gösterdiğim yazının en altında bunlar var. Nedeni şudur: Proje iki büyük parseldir; iskân başvurularını parsel parsel ayrı yaparsınız. Burası iki ayrı parsel olduğu için iki ayrı tarihte iskânları verilmiş ve Mayıs 2023’te alınmıştır. Bahsettiği konu ise 2017 başı, Başkanım; arada 6 yıl var.
Keza Cumhuriyet Başsavcılığı ifadesinde bir şey daha söylüyor, ‘Necati Özkan ile bahse konu 4 adet dairenin satımına ilişkin taşınmaz satış vaadi imzaladık.’ Doğru. Bunu dedikten sonra diyor ki: ‘Necati Özkan’ın ifadesinin ekinde sunmuş olduğu belge (ifade değil, dilekçe aslında) gerçek değildir.’ Tabii ki değil; ama bunu söylerken şunu demeye çalışıyor, yani ‘Bu evraklar sahtedir’ demeye getiriyor. Şöyle devam ediyor, Başkanım: ‘Şu anda Necati Özkan’ın sunmuş olduğu ve sanki 2017 yılında ödeme yapılmış gibi gösteren, kaşesi basılarak üzerine atılmış olan imza tarafıma ait olmadığı gibi, tamamen bambaşka ve gerçeğe aykırı şekilde imzalanmış olan belgelerdir.’ Şunu da ilave ediyor: ‘Necati Özkan tarafından sunulmuş olan ve bana gösterilen belgelerin bir kısmı gerçeği yansıtmamaktadır; imzalar bana ait değildir. Şirketimde hiçbir zaman bir başkasına imza yetkisi veya genel satış vekâletnamesi dahi vermediğim için, şirketim adına başka bir yetkilinin imza atması dahi söz konusu değildir.’
“Sanki hapishanede suçumu temizlemek, üzerimdeki atılı suçtan kurtulmak için evrak üretmişim”
Size verdiğim evraklarda işaretlediğim imzalar var; biraz sonra sayın avukatlarım da onunla ilgili detayları anlatacak. Yani adam bana bir de evrakta sahtecilik isnadında bulunmaya çalışıyor. Ben sanki oturmuşum hapishanede suçumu temizlemek, üzerimdeki atılı suçtan kurtulmak için evrak üretmişim, dosya üretmişim… 20 Nisan 2017 tarihinde imzalanan evrakların tamamı dosyanızda. Oradaki imzalar Adem Kameroğlu’nun imzası değil, genel müdürün imzasıdır. O genel müdür de bu davada sanıktır; ona da soracaksınız zaten: Veysel Erçelik. Ya insan hangi korkuyla bu kadar kısa sürede ortaya çıkacak bir yalana sığınmak zorunda kalır, Başkanım? Bu nasıl bir korku? Yani başkasına iftira at, kendini sıyır… O sırada biz de tutukluyuz tabii. Böyle bir şey olur mu?”
“Eylem 13’ün içeriğinde hiçbir yerde ben yokum”
Necati Özkan, eylem 13 kapsamında, “kişisel verileri başkasına verme, ele geçirme ve yayma” iddiasıyla da suçlandığını belirterek, “Benim şirketimin bulunduğu Akmerkez kamerasından alınan görüntüler, kişisel verinin daniskasıdır ve bu görüntüleri troller paylaştı. Peki, ben hangi kişisel verileri ele geçirmişim ve yaymışım? Dosyaya bakıyorsunuz; Eylem 13’te, Sayın iddia makamının ve Başsavcılığın yorumu olarak bir başında varım, bir de sonunda varım. Eylem 13’ün içeriğinde hiçbir yerde ben yokum; ama bu eylemden dolayı, üstelik ‘resmen vasfı haiz örgüt üyesi’ olarak artırılmış şekilde cezalandırılmam talep ediliyor. Ben verileri neyle ve nasıl almışım? ‘İstanbul Senin’ adlı aplikasyonla… Bu uygulama Kasım 2021’de lanse ediliyor. Örgüt üyeliği isnadında ve Eylem 4’te olduğu gibi, bu isnatla ilgili olarak da soruşturmanın hiçbir aşamasında bugüne kadar bana tek bir soru sorulmadı. ‘Sen şöyle bir yanlış işin içine girmişsin; burada tanımadığın 27 kişiyle bir araya gelmişsiniz, milletin verilerini toplamışsınız, yetmemiş, bir de yabancı istihbarat servislerine satmışsınız,’ demediler. Ben bundan dolayı tutuklu değilim; yani Eylem 4’ten veya Eylem 13’ten tutuklu değilim, Sayın Heyet. Örgüt üyeliğinden ve rüşvet verme suçundan tutukluyum” şeklinde konuştu.
“İnsan, bir iddianame hazırlanırken bu kadar temelsiz ve bu kadar çürük nasıl davranabilir”
İddia makamının, “… Örgüt içindeki tüm koordinasyonun şüpheliler Necati Özkan ve Melih Geçek tarafından yapıldığı İstanbul Senin uygulaması ile kişisel verilerin işlenip örgütsel amaçlar doğrultusunda toplumu manipüle etmeye çalıştıkları ve elde ettikleri verileri yurt dışına sızdırdıkları anlaşılmıştır” dediğini aktaran Necati Özkan, “Bu şöyle bir cümle, sanki bize 2 x 2= mor diyor; hani 2 x 2 = 5 dese, 4 değil, 5 deriz belki. 3 dese, Hayır, 3 değil, 4 deriz. Ama burada hem 2 x 2 var diyor, hem yeşil diyor, hem kırmızı diyor. Dolayısıyla hem değerlendirme cümlesi hem de hüküm hakikatten o kadar uzaktır ki neyini açıklayacağımızı şaşırıyoruz. Aynı cümle içerisinde birbirini hiç tanımayan, hayatta bir araya gelmemiş, hiçbir yolla iletişimleri olmayan insanları mesnetsiz bir şekilde birleştiriyor. İnsan, bir iddianame hazırlanırken bu kadar temelsiz ve bu kadar çürük nasıl davranabilir, şaşıyorum. Ankara’da okudum, hukuk 1. sınıf öğrencilerine verseniz böyle yazmazlar. Bu nasıl yazıldı? Bunu acaba bir konuk mu yazdı da sonra savcılık dosyaya ekledi? Gerçekten anlayamıyorum” ifadelerini kullandı.
Özkan ayrıca, Hüseyin Gün’le baz eşleşmelerine ilişkin de savunma yaptı. Çalıştığı dönemde seçim koordinasyon merkeziyle Hüseyin Gün’ün evinin çok yakın olduğuna işaret eden Özkan, “Şirketim Akmerkez’de, evim hemen yanında Sarı Konaklar’da, Seçim Koordinasyon Merkezi ise Sanayi’nin girişinde, Levent’te. Beyefendinin evi de tam bu bölgenin ortasında! Ya ben bu beyefendiyle 300 defa değil, daha fazla HTS eşleşmesi verdiysem az vermişimdir; çünkü 24 saatim benim burada geçiyor” dedi.
“Askeri ve siyasî casusluk iddiası, Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük iftiradır”
Necati Özkan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 24 Ekim 2025 günü ortaya bomba gibi bir askerî ve siyasî casusluk iddiası attığını belirterek, “Bu, Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük iftiradır bu. Üst üste basın açıklamaları yaptılar; bir değil, iki değil… Ve o basın açıklamaları, yine hukuk tarihimizde görülmeyecek kadar uzun; çünkü kendileri de biliyorlar ki içi boş. Dolayısıyla milleti ikna edebilmek için aynen şunları söylüyorlar, ‘Ekrem İmamoğlu suç örgütünün asıl amacının maddi menfaat elde ederek örgüt lideri Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için fon oluşturmak olduğunu; örgüt yöneticilerinden şüpheli Hüseyin Gün’ün, şüpheli Necati Özkan ile örgütün bu amaçları doğrultusunda 2019 yerel seçim kampanyasında iş birliği yaptığı ve özellikle seçmenlere ait gizli bilgilerin sızdırılması suretiyle eylemde bulundukları…’ Yetmedi; seçmen profili çıkardıkları, strateji belirledikleri ve bu bilgileri yabancı istihbarat servisleriyle paylaştıkları iddia ediliyor. Cümle bu, açıklama bu! Yahu Sayın Başkan, Sayın Heyet; hakikaten bu kadar olabilir mi? Bu devletin yetkili makamları nasıl bu kadar sorumsuz, bu kadar dayanaksız iddialarda bulunabilirler?” şeklinde konuştu.
Necati Özkan’dan “İbrahim Kalın” örneği…
Özkan, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın, önemli bir entelektüel olduğunu, geçtiğimiz aylarda bir kitap yayımladığını da belirterek, şunları söyledi:
“Ben Türkiye’deki ve yurt dışındaki siyasilerin ve devlet görevlilerinin yazdığı kitapların büyük bölümünü aldırıp okurum; meraklıyım çünkü. Kitabın adı ‘Gök Kubbenin Altında.’ Burada hakikatle ve hakikatin tutarlılığıyla ilgili mükemmel bir örnek veriyor, aynen şöyle diyor: ‘Diyelim ki akşam evinizdesiniz, telefonunuz çalıyor. Bakıyorsunuz; sevdiğiniz bir arkadaşınız arıyor. Açıyorsunuz; arkadaşınız nefes nefese, neşeyle size sesleniyor. Diyor ki: ‘Şu anda Madagaskar Adası’ndayım, araba kullanıyorum. Arabanın arka koltuğunda bir fil, bir zürafa ve bir balina oturuyor. Kendi aralarında Türkçe konuşuyorlar ama benim Türk olduğumu bilmiyorlar. Çok matrak şeyler anlatıyorlar. Yarım saatte İstanbul’da oluruz, çayı koy, sana geliyoruz.’ Sayın Kalın diyor ki: ‘Buradaki ilk cümle hariç bütün ifadenin yalan, yanlış, saçma, uydurma ve hilafıhakikat olduğunu bilmem için Madagaskar Adası’na gitmem gerekmez; gidip orada olayı gözümle görmem gerekmez. Bu denilenin açık seçik bir gerçek dışılık olduğunu benim deneyimlerim zaten bana söyler.’ İşte bu iddianameyi okuyan herkes de şunu söyleyecektir: ‘Bu iddiaların yalan, yanlış, saçma ve hilafıhakikat olduğunu bilmem için orayı gözümle görmem gerekmez; bu denli açık seçik bir gerçek dışılık olduğunu deneyimlerim zaten bana söyler.’”
Üniversitede okurken, Anayasa Hukuku dersini Profesör Doktor Ergun Özbudun’dan aldığını söyleyen Necati Özkan, şunları kaydetti:
“Çok değerli bir akademisyendi. 12 Eylül sonrasıydı, 1983 seçimleri yapılmış, sivil hayata dönülmüş ama askeri vesayet bütün gücüyle ortada duruyordu. Özbudun Hoca, kafamıza çakmak için sık sık tahtaya şu sözü yazardı, ‘İçinden adaleti çıkarırsan devlet, büyük bir çeteden başka nedir ki?’ Bunu bize çok söylerdi. Tabii o dönemin özel koşulları nedeniyle hocanın bunu söylediğini düşünmüştüm. Sonradan bir müvekkilim oldu; bir Türkmen. Saddam’ın zulmünden kaçmış, sınırdaki dağları Kürt aşiretleriyle geçmiş bir müvekkilim. Bu adam, ofisteki kadınların elini bile sıkmayacak kadar dindar bir vatandaşımızdı; ama çok donanımlı, çok entelektüeldi. Kendisiyle çok iyi dost olduk. Sonradan bana BAAS rejimi altında yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anlattı. Dedi ki: ‘Seni hedef seçtiklerinde sadece seni almazlar; bütün aileni, bütün sülaleni alıp meydanda sallandırırlar. Biz böyle büyüdük, böyle bir hayat yaşadık.’ Ben de dedim ki: ‘Yahu olur mu böyle bir şey? Evrensellik nerede? Suçların şahsiliği nerede?’ ‘Ya ne diyorsun hocam sen?’ dedi; ‘Burası BAAS rejimi, ondan bahsediyorum.’ Sayın Başkanım, burası Türkiye; burası ne Saddam’ın ne de BAAS rejiminin ülkesi… Bizim devletimizin kurumları da kuralları da değerleri de bin küsur yıldır devam eden kadim bir gelenektir. Kadim devlette bunlar olmaz, BAAS rejiminde yaparsın, çünkü o emperyalistlerin tayiniyle kurulmuş ‘dandik’ bir devlettir. Orada yapılabilir ama burada olmaz, olmamalı. O yüzden lütfen kusura bakmayın, Sayın iddia makamı; ama bu iddianame bir fiyasko. Neden böyle? Çünkü bir iddianamenin sistematiği olması lazım; delile dayanması, akla ve hakikate yatkın, anlaşılabilir olması lazım. Bu dava, siyasi saiklerle şekillenmeye devam ederse, ki her gün kartopu gibi büyüyen yeni operasyonlarla devam ediyor, sonuçları ağır olur. Adalet Bakanlığı’nın performansı, yapılan operasyon sayısıyla ölçülmez. İyi yönetilen bir devlette hapishaneler bu kadar tıklım tıklım olmaz. Bizimle aynı nüfusa sahip Almanya’da toplam 60.000 tutuklu ve hükümlü varken, bizde bu sayı 500.000’e yaklaşıyor. Tahliyeler, özel veya kısmi aflar çıkarmazsak milyonları içeri tıkacağız. Böyle ülke olur mu? Böyle bir ülkede dirlik, düzenlik olur mu? Eğer bu gidişata ‘dur’ denilmezse, bu ülkede yaşayan herkesin adalete ve geleceğe dair umutlarına darbe vurulur.”
“Hüseyin Gün ve Adem Kameroğlu hakkında iftiracılıktan cezai hükümler uygulansın”
“Yalan yere aleyhimde iftiralar atan Hüseyin Gün ve Adem Kameroğlu hakkında iftiracılıktan ceza hükümlerinin uygulanmasını talep ediyorum” diyen Özkan, tahliyesine ve beraatine karar verilmesini istedi. Özkan, “Sayın heyetimizin tarihin doğru tarafında yer almasını; bu topraklarda ‘üstünlerin hukukunun’ değil, ‘hukukun üstünlüğünün’ geçerli olduğunu tüm millete ve dünyaya göstermesini diliyorum. İstiyoruz ki biz de Almanlar gibi ‘Silivri’de (Berlin’de) hâkimler var’ diyebilelim. İstiyorum ki böylesi bir karara imza atabilesiniz. İstiyorum ki Türkiye’nin bu en önemli devlet krizini sonlandırabilesiniz. İstiyorum ki demokrasimizi ve millî birliğimizi tamir edecek bir karara imza atabilesiniz” ifadelerini kullandı.
Ekrem İmamoğlu: “Bakın etrafımızda güzel şeyler oluyor, Türkiye’de de olacak”
Duruşma, Özkan’ın çapraz sorgusunun tamamlanmasının ardından araya girdi. Mahkeme başkanı duruşmaya ara verirken, İnan Güney ile ilgili iddianamenin birleştirilmesi konusuna değinerek, “Savunma sırası değişmeyecek. Duruşmada hazır edilmeleri için gerekli yazıyı yazacağız” dedi. Ardından Özkan’ın avukatlarının savunması alınacak.
Bu arada, duruşmaya verilen aranın ardından seyircilere seslenen İmamoğlu, “Hepinize minnet duyuyorum. Yaşasın demokrasi, yaşasın adalet, yaşasın cumhuriyet. Bakın etrafımızda güzel şeyler oluyor, Türkiye’de de olacak” dedi.

