Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İBB Davası’nda 19. gün… Savcılık, itirafçı Naim Erol Özgüner hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep etti

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması tutuklu sanıkların savunmasıyla devam ediyor. Duruşmada, savunması dün alınan İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek’in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu savunma yaptı. Koçoğlu, savunması sırasında Naim Erol Özgüner’in “özgürlük pazarlığını” belgeledi. İmamoğlu, bunun üzerine “iddia makamı şaibelidir Sayın Başkan” diye seslendi. Savcılık, itirafçı Naim Erol Özgüner hakkında “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme” kapsamında suç duyurusunda bulunulmasını talep etti. Salonda bulunanlar bu talebi alkışlarla karşıladı.

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun

Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) – CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması tutuklu sanıkların savunmasıyla devam ediyor. Duruşmada, savunması dün alınan İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek’in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu savunma yaptı. Koçoğlu, savunması sırasında Naim Erol Özgüner’in “özgürlük pazarlığını” belgeledi. İmamoğlu, bunun üzerine “iddia makamı şaibelidir Sayın Başkan” diye seslendi. Savcılık, itirafçı Naim Erol Özgüner hakkında “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme” kapsamında suç duyurusunda bulunulmasını talep etti. Salonda bulunanlar bu talebi alkışlarla karşıladı.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu İBB Davası’nın duruşması 19. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda, devam ediyor.

Beyoğlu Belediyesi’ne ilişkin aralarında Başkan İnan Güney’in de olduğu, 3’ü tutuklu 7 kişi hakkındaki ,dosyanın bu davayla birleştirilmesi kararı sonrasında, davadaki sanık sayısı, 92’si tutuklu 414’e çıktı.

Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu’nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar katıldı.

Ekrem İmamoğlu’nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız’ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları da duruşmaya geldi.

Duruşmada, dün savunması alınan ve eylem 13 kapsamında “veri sızdırma” iddiasıyla tutuklu yargılanan İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek’in çapraz sorgusu tamamlandı. Ardından avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu’nun savunmasına geçildi.

Koçoğlu, savunmasında şunları söyledi:

“Şimdi, biraz önce Sayın Savcı tarafından bir soru sorulmadı. Müvekkilim iddianamede ‘özel vasfı haiz’ diye gösteriliyor. Özel vasfı haiz birine soru sormuyorsanız bunun iki anlamı vardır: Ya kurt kuzu yemeye karar vermiştir ya da savcı artık özel vasfı haiz olunmadığının farkındadır. Bunu en son mütalaada göreceğiz; ama ‘özel vasfı haiz’ dediğiniz insana bile soru sormadığınız bir ortamda, iddianamenin arkasında nasıl durulduğunu çok merak ediyorum.

Kıymetli heyet, ben bu Silivri duruşmalarının en eskilerinden biriyim. Bunu yer yer söylüyorum ve söylemekten de çekinmiyorum. Belki de bu salondaki, iyi tabirle Serkan Ağabey’den sonra en kıdemli kişi benim. Bir de bugün Ahmet Komutanımı, Ali Rıza’yı falan gördüm. Benim burada Silivri kariyerim 2011 yılında başladı. 2011 yılında, şu an bulunduğumuz salonun girişinin tam karşısında bulunan, spor salonundan bozma, üzerinde ‘duruşma salonu’ yazan ama yazıları çıkmış olan duruşma salonunda izleyici tarafındaydım.

O zamanlar fakültede öğrenciydim. Benim babam yargılandı; darbeye teşebbüsten 16 sene ceza aldı, 1,5 sene hapis yattı ve beraat etti. Beraatı 2015’te kesinleşti; devletten tazminatımızı ise 2022 yılında aldık. Ben yine gurur duyuyorum. Çok fanatik bir Fenerbahçeliyim; Allah kısmet etti, Fenerbahçe’nin avukatı oldum. Tam karşı tarafta oturuyordum ve Fenerbahçe’ye kurulduğu iddia edilen kumpasta müşteki vekilliği yaptım. Bu salonun bu tarafında da çok fazla örgütlü dosyada sanık müdafiliği yaptım ama size yemin ederim ki hayatımın en zor savunmasını şu an yapacağım. Ben duruşmalarda uzun konuşmamla bilinirim, fazla fazla anlatırım. Bu dosyayı nereden tutsam elimde kaldığı için size gün gün aslında ne yaşandığını anlatmam gerekiyor.

“Söz uçar, yazı kalır, tarihe not düşeceğiz”

Hani Başkanım dün ‘Muhatapları yok, doğrulayamıyoruz’ dediniz ya; ben sizin doğrulamanıza yardımcı olup burada görseller de sunacağım. Herkes görecek. Siz ve heyetiniz; buradaki sanıklara yapılan zalimliği, savcılık makamının soruşturmayı nasıl tek taraflı yürüttüğünü ve sizlerin kürsü arkadaşlarınıza nasıl saygı duyulmadığını, her şeyi tek tek anlatacağım. Söz uçar, yazı kalır; tarihe not düşeceğiz. Hakkımız olanı ve bir ülkenin varlığının temeli olan adaleti, belki sizin sayenizde burada, belki de ileride alacağız ama mutlaka alacağız.

“Ben bu kadar hızlı çalışan bir yargı sistemi görmedim”

Yine Ekrem Bey’in bir diploma davası süreci var ki, bence dünyanın en mantıksız davasıdır. Bakın, Başkanım, o dosyada 45 kişi vardı ve biri benim müvekkilimdi. Müvekkilim Amerika’dan gelmiş, Türkiye’ye geçiş yapmış, vesaire. 23 Nisan’da ifade verdik. Ben aynı akşam Adıyaman’a bir duruşmaya gittim, sonra döndüm. Döndüğümde ne olduğunu anlatayım: 28 Nisan’da dosyaya vekaletname sundum ama kaydımı yapmıyorlar. Katibe gidip ‘kaydımı yapar mısın lütfen?’ diyorum; bana ‘Savcı Bey’in talimatı var, dosyadaki ifadeler emniyetten gelince kayıt yapılacak’ diyor. Yahu adamı dosyaya şüpheli olarak kaydetmişsiniz, müvekkilimden ifade almışsınız ama dosyayı bana göstermiyorsunuz. Soruyorum: TCK 204’e kısıtlılık kararı koyabilir misiniz? Koyamazsınız; ama İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu şekilde koyuyor. Aradan 1-2 ay geçiyor, gidiyorum; ‘dosya emniyetten gelmedi’ diyorlar. Ben ifade vermişim, dosyanın tarafıyım. Emniyete gidiyorum, emniyet ise ‘ifadeler devam ediyor ama biz sizin müvekkilinizin dosyasını 8-9 gün önce gönderdik’ diyor. Elime üst yazıyı alıp savcılığa götürüyorum; kalem bana ‘hepsi geldiğinde kayıt yapacağız’ diyor. Ben dosyayı hala göremiyorum. Dilekçe sunuyorum, ‘dosyayı kalemde bir göreyim, raporda ne var bakayım’ diyorum; ‘hHayır, olmaz, Savcı Bey’in izni yok’ deniliyor.

“Şimdi bu usul ekonomisi mi, yoksa yargı tacizi mi?”

Sonra ben uçaktan indim, Başkanım; üzerinden 20 gün geçmişti. Bir WhatsApp grubundan bana Ekrem Bey’in diploma davasının iddianamesi geldi. İddianameyi bir açtım; ‘usul ekonomisi gözetilerek dosyanın ayrılarak davasının açılmasına, diğerlerinin devamına’ deniliyor. Ekrem Bey’in davasını yangından mal kaçırır gibi açıyorlar ama benim müvekkilimin işlemleri bittiği hâlde davasını açmıyorlar, dosyayı orada bekletiyorlar. Dosyayı artık gösteriyorlar çünkü Ekrem Bey’in davasını açtılar ve dosya incelenebilir hale geldi.

Şimdi bu usul ekonomisi mi, yoksa yargı tacizi mi? Ben ikincisini seçiyorum çünkü Ekrem Bey’in bir yargı tacizine uğradığını düşünüyorum. Kendisinin bir sürü davası var; Ekrem Bey şuradan merdivenlerden inmeden hakkında dava açıyorlar, soruşturma başlatıyorlar. Ben bu kadar hızlı çalışan bir yargı sistemi görmedim. Şu an 300’den fazla derdest ceza dosyam var, binlerce duruşmaya girdim; size yemin ederim, duruşma arasında söyledikleri yüzünden soruşturmaya maruz kalan ilk kişiyi burada görüyorum.

Koçoğlu’ndan “Haddini bildiririz” tepkisi: “Savcının mikrofonunun kesilmesi gerekiyordu”

Dün ya da önceki gündü; duruşma savcısı Ekrem Bey’e girer girmez bir soru sordu. Bu soru usule uygun değildir. Bunu niye anlatıyorum? Çünkü Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı zaten bir soruşturma açmıştır ve soruşturmayı yürüten makam orasıdır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndaki bir savcının, yargılama ile alakası olmayan bir konuda ve yetkisi bulunmayan bir alanda Ekrem Bey’e hesap sorar gibi soru sorması usule uygun değildir.

Ben o gün özellikle söyledim, Başkanım; nasıl bizim meslektaşımız Aynur Hanım’ın mikrofonu kesildiyse, savcının da mikrofonunun kesilmesi gerekiyordu. Zaten yürüyen bir soruşturma var ve o soruşturma kapsamında ifade alabilecek makam Savcı Bey değil, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’dır.

Biz avukatlar olarak defalarca savcıyla görüşmek istedik. Ama biz muhatap bulamadık. Eylem yaptık, adliye önünde. O zamanki Başsavcı ‘eylemi dağıtın.’ diye avukatlara barışçıl bir çağrı gönderdi. Yukarı çıktık, görüşmek istedik; kabul etmediler. Dedik ki: Ya tamam, çok kalabalığız, şöyle yapalım: İçimizden bir kadın, bir erkek seçelim, biz Cahit Cihat Sarı Savcıyla görüşüp meramımızı anlatalım. Bunu da kabul etmediler.

Bizleri süreç boyunca tamamen katiplerle muhatap ettiler; o da telefonu açarsa… Biz bir türlü muhatap bulamadık. Ama ben bir yerde muhatap buldum, Başkanım. Bir yerde ben muhatap buldum. 24 Nisan sabahı Adıyaman’dayım. Sabah saat 06.30 gibi beni Mehmet Pehlivan aradı. Dedi ki: ‘Kardeşim hakkında gözaltı kararı varmış.’ Ben dedim ki: ‘Ya oğlum, git başımdan. Tüm gün duruşmada olacağım ben.’ deyip telefonu suratına kapattım.

Bir daha aradı beni, dedi ki: ‘Arkamda oturuyor, Kazım Yiğit’in evine gitmişler’ dedi. Gözaltı listesinde adın varmış, Deniz abla görmüş. ‘Başka kim var’ dedim. ‘Serkan Güner var.’ dedi. Uyandım, elimi yüzümü yıkadım, Serkan ağabeyi aradım. ‘Ağabey, dedim, böyle böyle bir şey varmış.’ ‘Evet kardeşim, evdeyim, bekliyorum.’ dedi, ‘duydum ben de.’ dedi. Haberleri gördüm. İşte Yiğit ağabey ve Serkan ağabeyi gözaltına aldılar. Haberlere çıktı, benim hakkımda da gözaltı kararı var diye; fakat ben biraz daha popüler oldum. Çünkü, hani dedim ya, Melih Pehlivan benim müvekkilim diye, şu şekilde çıktı: ‘İmamoğlu’nun avukatının avukatı hakkında gözaltı kararı.’ Bakın, basın böyle geçiyor. Yani ben Yiğit olarak bir birey değilim, basının gözünde; İmamoğlu’nun avukatının avukatıyım.

“Beni gözaltına aldıran savcı ‘sen insanların etkin pişmanlık yapmasının önüne geçiyorsun’ dedi”

Ben de bu arada 24 Nisan’da Adıyaman’da tüm Kıbrıslı aileler adına İsias Otel Davası’ndaydım. Duruşma bitti. Uçağım ertesi gündü, Başkanım. Bu arada ertesi gün akşamına yurt dışı uçak biletim vardı; üç erkek yurt dışına tatile gidiyorduk. Ben önce yurt dışı uçak biletimi iptal ettim. Sonra Adıyaman’dan Malatya’ya taksiyle gittim. Fişi hala duruyor çünkü devletten tazminatını alacağım. Malatya’daki ilk uçakla geldim. Sabah ben ifadeye girdim.

Ben muhatabım, Cahit Cihat Sarı’yı ilk kez orada gördüm. O güne kadar görmemiştim; çok muhatap olmak istedim. Beni böyle muhatap aldı kendisine. Tamam, dedim. Bana dedi ki: ‘Avukatların gelmediyse senle bir 15 dakika sohbet edelim, kardeşim.’ dedi. Avukatlarım kapıdaydı; dedim: ‘Bir çıkın siz.’ Burada biri profesör, biri eşim, avukatlarım… ‘Çıkın, dedim, ben bir sohbet edeceğim Cahit Bey’le.’ dedim. Sağ olsun, çay ısmarladı bu arada.

Dedim ki: ‘Benim için niye gözaltı kararı çıkardınız siz? Ben ne yaptım?’ Bakın size yemin ederim, her şeyin üzerine yemin ederim, bana dedi ki: ‘Seni biz TCK madde 221’den aldık. Sen insanların etkin pişmanlık yapmasının önüne geçiyorsun.’ dedi. Ben şok oldum. ‘Ya, nasıl olabilir bu ya?’ dedim. ‘Nasıl olabilir bu?’

Ayrıca dedim ki kanun diyor: ‘Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi, tanığı etkilemek.’ E şüpheliyi etkilesen, suç oluşmuyor ki! Bunu anlattım, ‘Allah kahretsin!’ yaptı, beni başka suçtan tutuklamaya sevk etti.

Bana dedi ki, size yine yemin ediyorum, dedi ki: ‘Sen televizyona çıktın, konuştun. Konuşanı bilmem ne yaparlar…’ Sonra dedi ki: ‘Seni kardeşim gibi gördüğüm için o yüzden böyle rahat konuşuyorum, kardeşim; kusura bakma.’ dedi. Ben de sorun yok dedim. Oradaki fiili anlamışsınızdır herhalde; konuşanı ne yaparlarmış…

Ben de dedim ki: ‘Bakın, Savcım, ben kanunu okudum. Yayın dökümü sizde var. Gelin birlikte açalım, bir daha izleyelim yayını. Ben açtım, TCK Madde 221, yani etkin pişmanlık maddesini okudum. Yorum bile katmadım. Siz dedim, insanlara etkin pişmanlık yaptırırken bu maddeden hiç bahsetmiyor musunuz da bundan bu kadar çekindiniz?’ dedim. Bana hiçbir şey demedi. Ben o gün anladım ki, bakın, ben 24 Nisan tarihinde anladım ki; Savcılık bu dosyayı etkin pişmanlık üzerine oturtacak.”

Avukat Koçoğlu, 500 bin TL parayı masaya koydu: “‘Heyet rüşvet aldı, baz da verdik’ desem almadığınızı nasıl ispatlayacaksınız?”

Avukat Koçoğlu, savunması sırasında getirdiği çantadan 500 bin TL çıkararak ekrana bir para çekme dekontu yansıtarak, savunmasına şöyle devam etti:

“Bana sıra gelecek diye dün gittim para çektim, burada 500 bin lira var. Para, çanta, dekont burada, baz da burada. Biz sizle bugün burada sıfır baz verdik. Nasıl ispatlayacaksınız, ‘heyet rüşvet aldı, tarihi de budur’ desem ne yapabilirsiniz? Kendinizi nasıl aklayacaksınız?

Bu insanlar almadıkları rüşvet için birilerinin iftirasıyla yargılanıyorlar. Bu hak mıdır, adalet midir? Ayıptır. Böyle şey olmaz. HTS, baz ile bunu çözemezsiniz.

Merak ediyorum, kendinizi nasıl ispatlayacaksınız? Almadınız ama ben size iftira atsam ne yapacaksınız? ‘Almadığını ispatla’ diyorsunuz, ‘almadım’ diyor, ‘ama baz var’ diyorsunuz. Sizin de şu an bazınız var… Siz insanları şu an bu şekilde yargılıyorsunuz.

Bir deli çıkıyor, ‘para verdim’ diyor, ispatı yok, kendinizi nasıl aklayacaksınız? Aklayamazsınız ki… Bizim yargı sistemi şüpheden savcı yararına döndü. Bazlardan delil üretiyorlar.”

Avukat Yiğit Gökçehan Koçoğlu, “Ben banko önünde bekliyordum, önce Akın Bey önümden geçti. Bir süre sonra Ertan Yıldız’ı asansörle getirdiler. Biraz zaman geçtikten sonra da iki kişi geldi, ‘ben AKP İBB Belediye Meclis Üyesiyim’ diyerek içeri geçti. Beni muhatap almayan savcılık makamı siyasileri muhatap aldı” iddiasında bulundu.

Koçoğlu, savunmasına devam ederken bir pazarlık yapıldığını ileri sürerek, belgeler gösterdi. Koçoğlu, “Savcılık madem biliyordu. O güne kadar neden almadı? Bu telefonun günü 23 Mart, 07.37 nedir? Telefonla ilgili arama kararı 27 Nisan 2025. 14 Mayıs’ın öncesinde yapılan aramada ele geçirildi. 13 Mayıs’ta aldıysanız üzerinde 13 Mayıs yazardı. Ya 23 Mart’ta bu telefonu çekip pazarlık yaptınız, ya da telefonu aldıktan sonra tarihi değiştirdiniz. Bu durum, telefonun özgürlük pazarlığı için elde tutulduğunun kanıtıdır” dedi.

İmamoğlu: “İddia makamı şaibelidir”

İmamoğlu, bu sırada “İddia makamı şaibelidir Sayın Başkan” diye seslendi. Mahkeme Başkanı, “müdahale etmeyin” diyerek uyardı.

“Naim Erol’un bu dosyada verdiği tek doğru bilgi, kendi adı, soyadıdır”

Koçoğlu, savunmasını şöyle tamamladı:

“Naim Erol kendisi hakkında soruşturma yokken, ön almak için telefonun fotoğrafını çekmiş. Telefonun fotoğrafını avukatı aracılığıyla savcılığa götürmüş. Bu pazarlıktır Naim Erol’un İBB’de odası bile yok. İddianamede ‘odamda telefonu verdim’ diyor. Bu dosyada verdiği tek doğru bilgi, kendi adı, soyadıdır. İBB’deki çalışanın üzerine geçiren, şirketi şoförün üzerine geçiren kişidir. Şoför operasyonu yaptınız. Onunkini neden almadınız? Naim Erol yine korundu. Gizli tanıkları, Meşe ile İlke’yi aynı getirin, getiremezler, ikisi de aynı kişi. İddianamede, bire bir aynı ifadeler var. Bunlar demode. Artık yapay zeka var. Başkanım siz de gülüyorsunuz, bana gülüyorsunuz. Savcılık makamı bunları yapmıştır. Bunlar kumpastır. 3-4 saattir konuşuyorum. Siz de yoruldunuz. Ben herkesten çok yoruldum. İki gün konuşmayacağım. Burada bu ülkenin en kalifiye insanlarını yargılıyorsunuz. Tıpkı Balyoz, Ergenekon davalarında bu ülkenin en kalifiye askerlerinin yargılanması gibi. Müvekkilim örgüt üyesi değil. İtirafçılar üzerine bir yargılama yapılıyor. Tahmin var, delil yok.”

Savcılıktan suç duyurusu talebi, salondan alkışlar…

Savcılık, itirafçı Naim Erol Özgüner hakkında “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme” kapsamında suç duyurusunda bulunulmasını talep etti. İBB Davası’nda ilk kez “etkin pişmanlıktan” yararlanmış bir sanık hakkında suç duyurusu talep edildi. Salonda bulunanlar bu talebi alkışlarla karşıladı.

Duruşma, Ekrem İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan’ın savunması ile devam ediyor.