Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) – CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası’nın 18. günü, tutuklu sanıkların savunmasıyla tamamlandı.. Bugün, hem “casusluk” hem İBB Davası’ndan tutuklu bulunan eylem 13 ve 16 kapsamında savunma yapan İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek, “Hüseyin Gün. Hüseyin Gün kim ki ben ona bağlıyım? Ben Hüseyin Gün’ü hayatımda bir defa gördüm; başka hiçbir temasım yok. Hayatımda sadece bir defa gördüğüm, beni beceriksiz ve işe yaramaz olarak nitelendiren ve bir daha hiçbir zaman temasta bulunmadığım bir vatandaşın, iddia edilen örgütte benim yöneticim olduğu ifade ediliyor. Bu nasıl bir örgüt? Altı yıldır hiçbir temasta olmadığım bir yöneticinin emrinde çalışmışım. Başkanım, burada hukuk derslerinde gördüğümüz gibi, örgütlerde gizlilik olması gerekir. Sanırım örgütün gizlilik ayağını doldurmak için Hüseyin Gün diye bir kişi uydurulmuş” dedi.
CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu İBB Davası’nın duruşması 18. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda, devam etti.
Beyoğlu Belediyesi’ne ilişkin aralarında Başkan İnan Güney’in de olduğu, 3’ü tutuklu 7 kişi hakkındaki dosyanın bu davayla birleştirilmesi kararı sonrasında, davadaki sanık sayısı, 92’si tutuklu 414’e çıktı.
Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu’nun kayınbiraderi Cevat Kaya’nın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar katıldı.
Ekrem İmamoğlu’nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız’ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları da duruşmaya geldi.
“Bugün huzurunuzda aslında ‘var olmayanı’ ispat etmeye çalışacağım”
Duruşma, 26. sıradaki CHP Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan’ın savunmasıyla saat 10:45’te başladı. Ardından İBB Dijital Yayınlar Koordinatörü Ulaş Yılmaz, 13. Eylem kapsamında savunmasını yaptı. Çapraz sorgusunun ardından ise avukat savunmalarına geçildi. Sonrasında ise tutuklu sanık Reklam İstanbul çalışanı Yusuf Utku Şahin’in savunması alındı. Son olarak ise İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek Eylem 13 ve 16 kapsamında savunma yaptı. Geçek, hem “casusluk” hem İBB Davası’ndan tutuklu bulunuyor. Geçek, savunmasında şunları söyledi:
“Bugün işlemediğim bir suç sebebiyle karşınızda bulunuyorum ve bundan büyük üzüntü duyuyorum. Böyle bir suçlamayla yargılandığım için şaşkınlık içindeyim. Nisan ayında tutuklandıktan sonra, kendimi açıklama fırsatını ilk kez buluyorum. Başkanım, kollukta ve savcılıkta yaşananlar maalesef olayların başladığı noktadır; ben de oradan başlayacağım.
26 Nisan’da gözaltına alındığımızda akşam saati olmuştu. Sağlık kontrolüne gidileceği sırada hazırlanırken, ilk önce benim adım söylendi: ‘Melih Geçek hazır mısın?’ Ben ‘hazırım’ dedim; o sırada kameralar da kayıttaydı. Polislerin elinde plastik kelepçe vardı. Biri diğerine, ‘Ne yapıyorsun?’ dedi, diğeri ‘Görüntü vereceğiz, takmayacağız’ diye yanıt verdi.
“Polis memuru görüntümüzün alınması için birini aradı. O gazeteci şahıs artık kimse, ben içeri girerken çekim yaptı”
Araçlara bindirildik. Yoldayken polis memurlarından biri birini arayıp, ‘Vatan aşağısını getiriyoruz, görüntü alacakmışsın, orada mısın?’ dedi. Karşıdaki kişi henüz geçmediğini söyleyince, ‘Neyse, biz araçla bekleriz’ dediler. Bayrampaşa Devlet Hastanesine götürüldüm. Bir süre araç içinde bekletildikten sonra tek başıma içeri alındım.
O gazeteci şahıs artık kimse, ben içeri girerken çekim yaptı. Polis memuruna bu muamelenin emniyet prosedürü olup olmadığını sordum; kendisi amirlerinin bildiğini söyledi. Biz iki kişi bu muameleyi gördük; diğer 48 arkadaşım ise otobüslerle normal şekilde getirildi. Devam eden günlerde biz de diğerlerine katıldık ama başlangıçta bize böyle özel bir muamele yapıldı.
Savcılığın tutuklamaya sevk yazısında, Beylikdüzü döneminden beri Sayın Ekrem İmamoğlu ile beraber olduğum ifade edildi. Kendisine refakat etmekten gurur duyuyorum. Savunmama geçmeden önce ifade etmek isterim ki; hakkımdaki tüm asılsız suçlamaları reddediyorum. Kendimce zor bir savunma yapacağım. Yıllardır birçok konferansta konuşmacılık yaptım, genelde metinlere sadık kalmam ama burada ne olduğumu değil, özellikle ne olmadığımı anlatmam gerekiyor.
Yiğit Oğuz Duman beni birileriyle tanıştırdı. Kasım 2018’de tanıştırılırken benim için ‘Müstakbel Bilgi İşlem Daire Başkanı adayımızdır’ denildi. Ertesi gün de, daha sonra Bilgi İşlem Daire Başkanlığı personeli olan Erol Özgüner ile tanıştım. Sayın Başkan, bunları niye anlatıyorum? Çünkü Erol Özgüner, etkin pişmanlık ifadesinde; benim, onun yaptığı işi denetlemek için geldiğimi söylüyor. Bu külliyen yalandır. Kendisi henüz seçim döneminde Bilgi İşlem Daire Başkanı adayı olarak belirlendiğinde, ben zaten kendi ekibimi kurmaya başlamıştım. İddiaları tek tek çürüterek anlatacağım çünkü başka yolu yok.
“Maalesef İBB dosyasında ‘iftira at kurtul’ diye bir moda var. Bunu herkes biliyor. Nitekim Erol Özgüner de kendi tahliyesinin yolunu beni suçlamakta seçti”
Maalesef İBB dosyasında ‘iftira at kurtul’ diye bir moda var. Bunu herkes biliyor. Nitekim Erol Özgüner de kendi tahliyesinin yolunu beni suçlamakta seçti. Yoksa 14 Mayıs 2025 günü neden iki kez ifade versin? Ve ikisinde de farklı konuşsun? Ben bu ifadelerin hangisine inanacağım, siz hangisine inanacaksınız? Biz, Erol Özgüner ile seçimden sonra ilk altı ay boyunca her gün birlikte mesai yapan, devasa İBB yapısını tanımaya çalışan ve birbirine destek olan iki iş arkadaşıydık. Ayrıca daha sonra, 2024 Ekim ayında İSTELKOM’a genel müdür olarak geçtim; kendisi de teknoloji grup başkanı oldu ve benim amirim oldu. Aramızdaki alt-üst ilişkisi 2024 Kasım ayından sonradır.
“Ne idüğü belirsiz bir adam, yani Hüseyin Gün diye bir kişinin talimatlarıyla bütün bu koordinasyonu yapmakla suçlanıyorum”
Geçmişte ve ileride anlatacağım İstanbul Senin ile ilgili olarak şunun altını çizmek istiyorum: Ben burada İstanbul Senin ve İBB Hanem uygulamaları ile ilgili olarak, ne idüğü belirsiz bir adam, yani Hüseyin Gün diye bir kişinin talimatlarıyla bütün bu koordinasyonu yapmakla suçlanıyorum. İstanbul Senin’in bütün sorumluluğu bana yükleniyor ve sanki kötü bir şeymiş gibi anlatılıyor. Oysa İstanbul Senin, İstanbul için çok faydalı bir uygulamadır.
Ben İstanbul Senin’in lansmanına, Bilgi İşlem Daire Başkanlığı tarafından davet edilmedim. Beni son gün İbrahim Edin (o dönemin UGETAM Genel Müdürü) ve KOBİL’in sahibi İsmet Koyun davet etti. Erol Özgüner ile aramızdaki husumet ve düşmanlık 4,5 yıl kadar sürdü. Ancak belirtmek isterim ki bunun kaynağı ve sebebi ben değilim. Ben, bizzat bir kardeş gibi davranırken, arkamdan kuyu kazılıyor.
Bana karşı, sebebini bilmediğim şekilde husumet besleyen Erol Özgüner’in gerçeğe aykırı ifadeleri yüzünden buradayım. O kendisini dev aynasında dev olarak gördü ve beni suçlamayı tercih etti. Kendisinin akıl almaz iddiaları yüzünden, özel vasfa haiz üye olarak gösteriliyorum.
Erol Özgüner ifadesinde, bizim doğrudan Ekrem İmamoğlu’na bağlı olduğumuzu ve kendisinin Genel Müdür adaylığımızla ilgili herhangi bir dahli olmadığını iddia ediyor. Bu külliyen yalandır.
Şimdi bir Almanya ziyareti mevzusu var. Erol, çok büyük bir ifade veriyor; ‘Ocak 2020’de birlikte gittik’ diyor. Başkanım, bütün bu kelimeler ve cümleler özellikle seçilmiş. Almanya’ya bizi İbrahim Edin götürüyor. İbrahim Edin doçent doktordur, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki şirketimizden ortağımızdır ve genel müdürdür. Ama burada anılmasının bir sebebi var; kendisi 4 yıldır Almanya’da yaşıyor ve benimle aynı davada sanık. İbrahim buraya gelmez, kendini savunamaz.
Ama gerçekler ne? 15-17 Aralık tarihlerinde resmi bir ziyaret yapıldı. Davet edilenler; Erol Özgüner ve Belbim Genel Müdürü Yücel Karadeniz (hiç ondan bahsetmiyor). UGETAM Genel Müdürü, İbrahim ve ben; toplam dört kişiyiz. Erol Özgüner ifadesinde bu kadar net bahsediyor ama ‘Tarihi nasıl bu kadar yanlış atabiliyorsun?’ demiyorlar. Ama gerçekler bir gün ortaya çıkıyor. Almanya ziyareti için bir WhatsApp grubu kurmuşuz ve bu grubu ben hatırlattım. Erol neden gruptan bahsetmiyor? Çünkü tatilden katılacak ama kar yağışı nedeniyle uçağı kalkmıyor. Uçak kalkmadığı için de toplantıya Zoom’dan katılıyor. Toplantının hukuka uygun, hiçbir sorunu olmayan bir toplantı olduğunu herkes biliyor. Ama bu toplantının amacı, uçağın kalkamaması nedeniyle gelmemesi ve toplantıya katılmasına rağmen sanki hiç yokmuş gibi davranması… Neden bu toplantıya katıldığını gizleme gereği duydu, anlamadım. Savcılık da bunu alıyor ve altını da bir güzel çiziyor. Gerçekten bir gün açığa çıkmayacak mı sanıyor insanlar? Onu anlamıyorum.
“Hakkımda bu suçlamadan (Eylem 16) dava açıldı, ancak hiçbir zaman bu suçla ilgili ifadem alınmadı”
Şimdi gelelim Eylem 16’ya. Kaç yalan var bunda, bakalım nasıl anlatacağız. Bu konuyu anlatmaya başlamadan önce şunu vurgulamak istiyorum: Hakkımda bu suçlamadan dava açıldı, ancak hiçbir zaman bu suçla ilgili ifadem alınmadı. Benim ifadem sadece bir ses kaydı ve gizli tanık beyanıyla ilgili alınmıştı. Bu suçlama, Erol Özgüner’in etkin pişmanlık beyanları sonrasında tarafıma yüklendi. Cezaevinde olduğum bilinmesine rağmen, beni her zaman SEGBİS’e bağlayabileceklerken veya adliyeye götürebileceklerken —ki casusluk davası için götürebildiler— bana bu soru asla sorulmadı.
Olayı anlatıyorum: 19 Mart sabahı uyandığımızda ne internet çekiyordu ne de telefonlar çalışıyordu. Amirim olduğu için Erol’la iletişime geçtim; ‘Ne oluyor, ne yapacağız?’ diye sordum. Bana ‘Saraçhane’ye gel’ dedi. Ben de sabah sekiz gibi Saraçhane’ye gittim. Özel kalem odası herhalde 15 metrekare yoktur; altı-yedi kişi zor sığar. Ben gittiğimde oda doluydu, bir süre ayakta bekledim. Orada sohbet ettik, ne olduğunu anlamaya çalıştık. Daha sonra siyasiler gelmeye başlayınca oda aşırı kalabalık hâle geldi. ‘İşi olmayan genel sekreterin toplantı odasına gitsin, orada TV açık, oradan izleyebilirsiniz’ dediler. Ben de Erol’a, amirim olması sebebiyle ‘Ben çıkıyorum’ dedim. İfademizdeki tek ortak yan budur; ‘Ben çıkıyorum’ dedim ve özel kalem odasından çıktım. O gece ve takip eden yedi gün boyunca her gece Saraçhane binasındaydım. Sırf o gece orada olduğum için bu sürece ortak edildim.
Şimdi ifadelere geçelim: Ben bu telefonu görmedim Sayın Başkan. Telefonu görmediğim gibi, telefonun verilmesi olayına da şahit olmadım. Bana yönelik bu iftiraları kabul etmiyorum. Erol ifadesinde şöyle diyor: ‘Özel kalem çalışanı Burcu Hanım odama gelerek, yanında Melih Geçek bulunur vaziyetteyken…’ —ki ben Erol’u altı yıldır tanırım, ‘bulunur vaziyetteyken’ onun kullanacağı bir kalıp değildir neyse— ‘Bu başkanın telefonu, bunu ne yapacağız?’ demesi üzerine Melih Geçek ’Ben bilmiyorum’ demek suretiyle odadan çıktı. Ben ‘Çıkıyorum’ dedim ve çıktım; ama o esnada odada ben, Burcu ve Erol varmış gibi anlatılıyor.
Bakın, Erol Özgüner bile diyor ki: ‘Melih telefona dokunmadı, ben aldım.’ Ben ise telefonu görmedim, odada da değildim. Burcu Şimşek de diyor ki: ‘Melih Göçek olay yerinde yoktu, çok daha önceden çıkmıştı.’ Peki, şimdi asıl önemli konu şu: Sayın Savcı diyor ki, ‘Şüpheli Melih Geçek, suça konu olan telefonun ele geçirilmemesi adına, bilinen örgüt üyesi olması sebebiyle —kim biliyorsa bunu— telefonun daha güvenli bir ortamda saklanması için göndermiştir.’ Ben bunu okudum, anlamadım; bir bilene sordum, yine anlamadım. Ben telefona dokunmadım, nerede olduğunu bilmiyorum. Telefonu almadığımı Erol da söylüyor. Telefon zaten Erol’da çıkıyor. Erol, ‘Bana Burcu getirdi’ diyor; savcılık ise ‘Melih göndermiştir’ diyor.
“Saraçhane’de bulunmam suçlu sayılmam için yeterli görüldü”
Sayın Başkan soruyorum: Hangi dayanakla? Erol Özgüner’e telefonu benim verdiğim iddiasının dayanağı nedir? Bana bunu söyleyin. Bu konuda bir ifade, bir bilgi, bir tanık var mı? Yoksa avukatın dediği gibi bu bir ‘hissiyatname’ midir? Burcu Hanım ‘Melih yoktu’ diyor; Erol, ‘Melih ‘ben bilmiyorum’ deyip gitti’ diyor. Erol’un avukatı da diyor ki: ‘Melih gidince Erol çaresiz kaldı, aldı telefonu kız arkadaşının evine sakladı’ Neymiş bu telefon? Onu da bilmiyoruz, sizden öğreniyoruz. Sayın Başkan, bu nasıl bir olaydır ki ben gerçekten anlamadım. Var olduğu ve saklandığı iddia edilen telefonu alsam, ‘Suç delilini gizledin’ diyeceklerdi. Almadığım, görmediğim iddia edildiğinde de suç işlediğimi söylüyorlar. Herhalde sadece o odada bulunmuş olmam, Saraçhane’de bulunmam suçlu sayılmam için yeterli görüldü. Tekrar ediyorum; Burcu Hanım benim odada olmadığımı açıkça ifade ediyor. Sayın Başkan, fıkra bu kadar.
“Üyesi olduğum tek örgüt Cumhuriyet Halk Partisi’dir”
Şu hususun altını çizmekte fayda görüyorum: Erol Özgüner, Saraçhane’den de odama verildiğini iddia ediyor. Oysa Erol Özgüner’in Saraçhane’de odası yok. Ayrıca ben nasıl özel vasfa tabiyim ki, Sayın Başkan, telefonu bana emanet ediliyor? Ben diyorum ki aman. Bu bile aslında bir örgüt olmadığını, benim de özel üye olmadığımı gösteriyor. Bu konuda anlatacak başka bir şeyim yok. Bir ortamda bir olay gerçekleşiyor; benim dağılmadığım söyleniyor ama suç delilini gizlemekten bana ceza isteniyor.
Peki bu telefonda bir inceleme yapılmış mı? İçinde bir suç unsuru bulunmuş mu? Bu da bilinmiyor. Başkanım, bu telefon numarası bende kayıtlı. Ekrem İmamoğlu ve Murat Ongun yazıyor kayıtta. Murat Ongun, Beylikdüzü Belediyesi’nde görevliyken o telefon onda dururdu; dışarıdan aranan numaradır. Hem görüştüysem de Murat Ongun aramıştır beni o telefondan. Ekrem Başkan’ın birebir kullandığını da bilmiyorum. Yanlışım varsa Başkanım düzeltir zaten.
Şimdi gelelim örgüt üyeliğine. Bu kadar şeyi anlattıktan sonra hâlâ örgüt üyesi olduğumu düşünüyorsanız açıklama yapmak isterim. Hem örgüt üyesiyim hem de özel vasfım deniliyor. Başkanım, baştan beri anlattıklarımdan anlaşılacağı üzere ben 16 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi’nin üyesiyim. Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olmak, günümüzde siyasi konjonktürde bir örgüt üyeliği olarak görülüyorsa, hakkımda bu davanın açılmasının nedeni budur. Üyesi olduğum tek örgüt Cumhuriyet Halk Partisi’dir.
“Sanırım örgütün gizlilik ayağını doldurmak için Hüseyin Gün diye bir kişi uydurulmuş”
Şimdi gelelim iddianamenin en ilginç yanına: Hüseyin Gün. Hüseyin Gün kim ki ben ona bağlıyım? Ben Hüseyin Gün’ü hayatımda bir defa gördüm; başka hiçbir temasım yok.
Hayatımda sadece bir defa gördüğüm, beni beceriksiz ve işe yaramaz olarak nitelendiren ve bir daha hiçbir zaman temasta bulunmadığım bir vatandaşın, iddia edilen örgütte benim yöneticim olduğu ifade ediliyor. Bu nasıl bir örgüt? Altı yıldır hiçbir temasta olmadığım bir yöneticinin emrinde çalışmışım. Başkanım, burada hukuk derslerinde gördüğümüz gibi, örgütlerde gizlilik olması gerekir. Sanırım örgütün gizlilik ayağını doldurmak için Hüseyin Gün diye bir kişi uydurulmuş.
Hüseyin Gün ile 2019 Ağustos’tan sonra kendi ifadesinde de görüldüğü gibi hiçbir temasımız olmamıştır. 2022’deki İstanbul Senin ve 2023’teki İBB Hanem süreçleriyle ilgili nasıl bir talimat vermiş? Bu süreci nasıl yönetmiş? Savcılık iddianamesinde bununla ilgili hiçbir açıklama yok. Ona göre ben Necati Özkan ile koordine olmuşum. O ne çerçeve çizebilir ki? Adamın teknik bilgisi de yok. Başkanım, ben bütün mesajlarını okudum; diyor ki: ‘Yeni bir bakan atandı, benim kankam, çok büyük işler yapacağız’ diyor. Turizm Bakanı’ndan bahsediyor. İfadelerde gördük; bakanları alıp Lordlar Kamarası’na götürmüş, Erzurum Belediye Başkanı referansıyla İçişleri Bakanlığı’na gitmiş, Fuat Avni’yi bulacağını söylemiş, sonra FETÖ’den sorgulanmış. Adamın ne olduğu, ne iş yaptığı belli değil. Tam bir şarlatan. Ama bu kişi benim örgütteki yöneticim! Ben böyle bir örgütün içinde olamam.
İSTELKOM’da genel müdür olunca, başkanım, siyasette ve teknolojide vatandaşa dokunan bir proje yapmak zor çünkü çoğu işimiz arka planda, görünmeyen mutfak kısmında gerçekleşiyor. ‘Vatandaşa ne yapabiliriz?’ diye düşündük. Başkanım, burada iki projeyi anlatacağım; belki ileride kopyalarlar.
“Ben kızımın yanında olmak istiyorum”
İlk proje, kızım LGS’ye hazırlanırken internetin ne kadar işe yaradığını gördüğüm için ortaya çıktı. ‘İmkanı olmayan çocuklar için ne yapabiliriz?’ dedik. Kendi fiber ağımızın olduğu bölgelerde, ihtiyaç sahibi öğrenciler için LGS ve üniversiteye hazırlananlara 1 yıl ücretsiz internet sağlama projesi geliştirdik. Yazın bunun lansmanına hazırlanıyorduk ama tutuklandık, buradayız. Dolayısıyla proje hayata geçmedi. Daha da önemlisi, kızımın yanında olamadım sınavda.
İkinci proje emeklilerle ilgiliydi. Zor geçiniyorlar; onlara ücretsiz bir telefon hattı sağlayabilir miyiz diye düşündük. 5.000–10.000 emekliyi kapsayan bir çalışma planlıyorduk ama bunu da gerçekleştiremedik. Bu süreçte, gözaltındayken aileme tehdit mesajları ve telefonlar gelmeye başladı. Annem ve babam şu an ağır depresyonla mücadele ediyor. İnsan olduğumuzun unutulduğunu görüyorum.
Başkanım, yeterince açıkladığımı düşünüyorum. Bu sebeplerden dolayı tahliye kararının verilmesini talep ediyorum. Ne kaçma şüphem var, ne tanıklara baskı yaparım, ne delil karartırım. 01.03.2025 tarihinde, Medya AŞ operasyonları başladığında yurt dışındaydım; geldim. 04.04.2025 tarihinde, bir yıl önceden aldığım Amerika biletim vardı; iptal ettim, laf olsun diye. Hiçbir yere gitmedim. Ama ‘kaçma şüphesi var’ diyerek tutukluyuz. Ben kızımın yanında olmak istiyorum. Beraatimi talep ediyorum.”
Duruşma, yarın kaldığı yerden devam edecek.

