Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
SİYASET

Hakan Fidan: “İsrail ile ticaretini tamamen kesen başka ülke bulunmamakta”

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “İsrail ile ticaretimizi tamamen kestik. İsrail gemilerine limanlarımızı kapattık. Türk gemilerinin İsrail limanlarına gitmesine izin vermiyoruz. İsrail ile ticaretini tamamen kesen başka ülke, altını çiziyorum, bulunmamaktadır. İsrail’e silah ve mühimmat taşıyan konteyner gemilerinin ülkemiz limanlarına girmesine, uçakların ise hava sahamıza girmesine izin vermiyoruz” dedi. 

(TBMM) – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “İsrail ile ticaretimizi tamamen kestik. İsrail gemilerine limanlarımızı kapattık. Türk gemilerinin İsrail limanlarına gitmesine izin vermiyoruz. İsrail ile ticaretini tamamen kesen başka ülke, altını çiziyorum, bulunmamaktadır. İsrail’e silah ve mühimmat taşıyan konteyner gemilerinin ülkemiz limanlarına girmesine, uçakların ise hava sahamıza girmesine izin vermiyoruz” dedi.

TBMM Genel Kurulu, “İsrail’in Gazze Saldırısı, Filistin Halkına Yaptığı Soykırım ve Zulüm ile Kıtlık Politikaları ve Bölgede Var Olan Güncel Duruma İlişkin TBMM’nin Bilgilendirilmesi” için TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un çağrısı üzerine olağanüstü toplandı. Genel Kurul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bilgilendirme yaptı. Fidan, şöyle konuştu:

“Gazze’de soykırım daha da derinleşmiş, Batı Şeria’da fiili hak adımları başlamış, İran-İsrail arasındaki gerginlik 12 günlük bir savaşa dönüşmüş, İsrail’e saldırganlığı Lübnan’a ve Suriye’ye sıçramış, Doğu Kudüs’teki kutsal mekanlara ve özellikle Mescid-i Aksa yönelik provokasyonlar giderek artmıştır. Bu vahim tablo hem ülkemizin hem de bölgemizin geleceğini yakından ilgilendiren ağır bir kırılmaya işaret etmektedir. Gelinen süreci kısaca özetlersek, İsrail iki yıldır Gazze’de soykırım suçunu işleyerek dünyanın gözü önünde temel insani değerleri hiçe saymaktadır. Yaşananlar tüm insanlığın vicdanını derinden yaralamaktadır. Türk milleti zulme maruz kalan Filistin halkının acısını yoğun şekilde hissetmektedir.

“Askeri operasyonlar yeni toplu katliamlara kapı aralıyor”

İsrail bölge ülkelerinin içinde bulunduğu şartları fırsat bilerek sınırları ötesinde askeri müdahalelerde bulunmakta, bölgeyi insansızlaştırmakta ve yaşanmaz kılma stratejisiyle dizayn etmeye çalışmakta. Yasa dışı işgal altında tuttuğu toprakları genişletmek için her türlü hukuksuzluğu yapmaktadır. Devam eden soykırım sonucunda sizlerin de yakından takip ettiği gibi Gazze’de 62 binde fazla Filistinli kardeşimiz şehit edilmiştir. Gazze’de yüzde 85’i halen İsrail’in askeri kontrolü altında olur. Bununla da yetinmeyen Netanyahu hükümeti Gazze’nin geri kalan kısmından işgal altına almak için hazırlıklar içindedir. Bugün itibariyle de orduya harekat izni verdiğine dair bilgiler intikal etmektedir. Bu bölgelerde hayatta kalma mücadelesi veren 1 milyondan fazla Filistinli’nin bir kez daha yerlerinden edilmesi amaçlanmaktadır. Nüfus yoğunluklu bölgelerde planlanan askeri operasyonlar yeni toplu katliamlara kapı aralamaktadır.

İsrail bu koşulları iki devletin çözüm vizyonunu tümüyle ortadan kaldırmak için fırsat olarak kullanıyor. Ülkemizin de yoğun çalışmaları sayesinde BM Genel Kurulu dünya kamuoyunun vicdanını yansıtan bazı kararlar alabildiyse de bunların bağlayıcı gücü olmaması, sahadaki durumu İsrail’in ve onu destekleyenlerin insafına bırakmıştır. Neredeyse bütün dünya İsrail’i sorgulayıp nedeniyle yalnız bırakmıştır. Sadece BM Güvenlik Konseyi olan Amerika’nın kayıtsız şartsız desteğiyle İsrail’in mevcut savaş suçlarına devam etmektedir.

Gazze’de yaşanan bu dramın arkasındaki asıl mesele İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzeni artık günümüz sınamalarına cevap vermemesidir, yani iflas etmesidir. İşte biz buna uluslararası sistemi meşruiyet krizi gösteriyoruz.

“Filistin halkının Gazze’den techirini öngören planlara karşıyız”

Gazze’deki genel tablo son derece vahimdir. İsrail tarihinin en ırkçı hükümeti ancak haddini bildiği takdirde saldırganlığını frenleyecektir. Türkiye olarak Filistin halkının hangi şekilde ve isim altında olursa olursa Gazze’den techirini öngören planlara karşıyız. Kim tarafından sunulursa sunulsun böyle bir plan bizim nezdimizde hükümsüzdür. Tüm süreç boyunca sizlerin de takip ettiği üzere kalıcı bir ateşkese ulaşılması teminen Katar ve Mısır ile temaslarımız devam etmekte ve Katar ve Mısır arabuluculuğunda müzakereler yürütülmekte. Hamas’ın gösterdiği esnekleğe karşı İsrail’in herhangi bir mutabakat sağlanmasın konusunda isteksizliği ibret vericidir ve zihinlerinin gerisindeki stratejiyi gösterme açısından da son derece açık bir tablo ortaya koymaktadır.

İsrail’in devlet terörü sürüyor”

İsrail Gazze’de meşru hiçbir Filistin yönetimi istememekte, bölgedeki işgal istilasını sürdürmektedir. Uluslararası kamuoyu BM ve yerel sivil toplum kuruluşlarının yardım dağıtımını üstlenmesi konusunda hemfikir durumda. İsrail ise yardımların dağıtımını engelleyerek binlerce kardeşimizin hayatını kaybetmesine neden olmuştur, açlığı silah olarak kullanma stratejisini benimsemiştir. İsrail’in süregelen ambargosu sonucunda BM Gazze’de kıtlık felaketini baş gösterdiğini ilan etmiştir. Bu bir doğal afet değildir. Bu açlığı silah haline getiren kasıtlı ve zalim bir politikanın sonucudur. Amaç belli: Filistinlilerin toplanacağı kampların dışındaki alanların moloz yığını getirilmesi, Filistinlilerin Gazze’den göç etmeleri için zorlayıcı bir ortam tesis edilmesi. İsrail mevcut savaş ve istikrarsızlık ortamından istifade ile Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de saldırılarını artırmıştır. İsrail’in devlet terörü sürmektedir. İsrail ordusu korumasındaki yerleşimciler Filistin halkına geçim kaynaklarına ve mülklerine saldırmaktadır. Aynı zamanda Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlar da devam etmektedir. Mescid-i Aksa’nın mekansal ve zamansal bölünmesine yönelik İsrail adımları kesintisiz sürmektedir. Özellikle İsrailli aşırıcı bakanlar beraberlerinde yerleşimciler ve güvenlik güçleri eşliğinde Mescid-i Aksa’nın kutsiyetini ve buradaki tarihi statükoyu ihlal etmeye devam ediyorlar. Son dönemde bazı ülkenin Filistin’i tanıma kararı almasına misilleme olarak Netanyahu hükümetinin yeni yasadışı yerleşim projeleri sahadaki saldırıları ve Filistin yönetimini mali iflasa sürükleyen girişimleri artmıştır. Topyekün saldırıları altında olan Filistin var olma mücadelesi vermektedir.

İsrail bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyerek kendi güvenliğini sağlayabileceği bir yanılgı ve gaflet içindedir. Bunun kendisine şu anki itibariyle bir politika edilmiştir. İlk günden bu yana uyarmaktayız: İsrail’in Gazze bolmak üzere Filistin’de pervasız saldırılarına devam etmesine izin verilirse bu sadece Filistinlilerle kalmaz, bütün bölgeyi ateşe atar. Bu değerlendirmemizin gerçekleştiğini maalesef geçtiğimiz süreç içerisinde gördük. İsrail Lübnan’a yönelik hava saldırılarını karasal işgale dönüştürdü. ve Lübnan’ın güneyini işgal etti.

Suriye’nin değerli toplulukların istismar edilmesine asla izin vermeyeceğiz”

İsrail geçiş sürecindeki Suriye’ye yönelik saldırılarını ve Suriye içinde işgalci varlığını da sürdürmektedir. Bu doğrultuda Golan Tepelerindeki işgalini genişletmiş, Suriye topraklarının içine kadar girmiş, Şam’ı vuracak kadar cüretkar bir hezeyan içerisine girmiştir. İsrail Suriye’deki hassas noktaları kaşıyarak istikrarlı, güçlü, milli birlik ve beraberliğini sağlamış ve toprak bütünlüğüne sahip bir Suriye istemediğini açıkça göstermiştir. Suriye’nin kadim ve değerli toplulukların bu çarpık hedefler doğrultusunda istismar edilmesine asla izin vermeyeceğiz. Diğer yandan, İsrail’le İran arasında devam eden gerilim ise tüm bölgemiz için risk teşkil etmektedir. İsrail’in yıl boyunca Gazze, Lübnan, Yemen, Suriye ve İran’a gerçekleştirdiği saldırılar uluslararası hukuku ve insani değerleri hiçe sayan, bölgesel istikrarı tehdit eden ve tüm coğrafyamızı kaosa sürükleyebilecek nitelikteki eylemlerdir. Bu pervasız tavır devlet sorumluluğu taşımaktan uzak, uluslararası düzene meydan okuyan bir terör devleti zihniyetinin en açık göstermesidir.

“İsrail ile ticaretimizi tamamen kestik”

Türkiye olarak Filistinli kardeşlerimizin kendi topraklarında var olma mücadelesini her zaman destekledik. İsrail’in zulmünü her daim uluslararası gündemin dönemin ön sıralarında tuttuk. Başından beri bu konudaki gayretlerimizi daha önce de defalarca ifade ettik, iki ana kulvarda sürdürdük. Birincisi mevcut soykırımın ve savaşın bir an önce Gazze’de durması, insani yardımın hemen içeriye girmesi. İkinci kulvarımız ise buna paralel iki devletin çözümün gündemde tutulması ve dünya genelinde kabul görmesi. Bu doğrultuda fikirdaş ülkelerle birlikte uluslararası toplumu harekete geçirmek ve İsrail üzerinde baskı kurmak için yoğun bir çaba sarf ettik. Bu süreçte milletimizden aldığımız güç, attığımız kararlı adımlara dayanak noktamız oldu. Filistin davası ülkemizde tüm kesimlerin savunduğu öncelikli bir meseledir. Yaptırımlar bağlamında dünyada Türkiye’den daha ileri adım atmış şu anda başka bir ülke yok. Çok sayıda diplomatik, hukuki ve ticari tedbiri hayata geçirdik. İsrail ile ticaretimizi tamamen kestik. İsrail gemilerine limanlarımızı kapattık. Türk gemilerinin İsrail limanlarına gitmesine izin vermiyoruz. İsrail ile ticaretini tamamen kesen başka ülke, altını çiziyorum, bulunmamaktadır. İsrail’e silah ve mühimmat taşıyan konteyner gemilerinin ülkemiz limanlarına girmesine, uçakların ise hava sahamıza girmesine izin vermiyoruz.

İlk günden itibaren devletimizin imkan ve kabiliyetleri seferber edilerek Gazze’ye kapsamlı insani yardımlar ulaştırılmıştır. 7 Ekim’den bu yana ülkemiz Gazze’ye ulaştırdığı ayni ve nakdi yardımlar bakımından en önde gelen ülkeler arasındadır. Toplam yardımlarımız 100 bin tonu geçmiştir. Yardımlarımızın Gazze’ye ulaştırılmasında muazzam bir çaba gösteren AFAD ve Kızılay’a huzurlarınıza teşekkür ediyoruz.

Türkiye olarak çok taraflı platformlarda sürdürdüğümüz yoğun diplomasi trafiğiyle farklı uluslararası yapılarda etkin bir rol üstlendik. Sayısız ziyaret, sayısız telefon görüşmeleri gerçekleştirdik. BM, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi gibi uluslararası kuruluşlarla ortak çalışmalar yürüttük. Filistin’e güçlü desteğimizi göstermek maksadıyla İslam İşbirliği Teşkilatı-Arap Birliği Hamas grubuna yedi ülkeyle birlikte öncülük ettik. İki Devletli Çözüm Çalışma Grubu’na grubuna İrlanda ile eşbaşkanlık yaptık.

Bugün İsrail’e silah transferinin durdurulmasının hayati önemi iyice belirgin hale gelmiştir. Bu çerçevede İsrail’in savaş makinesini besleyen silah ve mühimmat tedarikçinin durdurulmasına çağrısıyla 52 ülkenin katılımıyla BM nezdinde önemli bir uluslararası girişime imza attık. Tüm bu adımları atarken devam eden ateşkes müzakerelerinde gerek istihbarat diplomasisi gerek açık diplomasi olmak üzere önemli roller üstlendik. Taraflarla görüşmelerimizi sürdürerek kalıcı barış yolunda bir an evvel ateşkesin tesis edilmesini kolaylaştıracak adımların atma gayreti içerisinde olduk.

“Gayretlerimiz sayesinde İsrail’in kurduğu illüzyon perdesi indi”

Öncülük ettiğimiz ve aktif olarak yer aldığımız bu girişimler birçok ülkenin Filistin’i tanıma kararı alınmasında da önemli bir rol oynamıştır. Nitekim İngiltere, Fransa, Kanada, Malta, Yeni Zelanda, Portekiz ve Avustralya’nın da aralarında bulunduğu ülkeler Filistin Devleti’ni Eylül ayında tanıma niyetlerini duyurmuşlardır. Bu, Filistin meselesinde uluslararası diplomasi açısından tarihi bir kırılmadır. Bu ülkelerin Gazze’deki insani felaketin artık son bulması taleplerini yüksek sesle dillendirmeye başlaması geç kalınmış fakat oldukça değerli bir adamdır. Kararlı diplomatik çabalarımızla daha önce bu konuda net tavır alamayan ülkeleri dahil sürecin çok şükür paydaşları haline getirdik. Gayretlerimiz sayesinde İsrail’in yıllardır zihinlerde inşa ettiği o sahte meşrutiyet zemini artık çökmüş, kurduğu illüzyon perdesi nihayetinde inmiştir.

Önümüzdeki en büyük görev Filistin’in tanınması yolunda oluşan bu tarihi ivmeyi sürdürmek ve daha da büyütmektir. Diğer yandan İsrail’in işlediği suçların cezasız kalmamasına da önem atfediliyor. 8 Ağustos 2024 tarihinde Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı soykırım davasına müdahil olmak için başvuruda bulunduk. Ülkemiz Uluslararası Adalet Divanı’nda Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından açılan soykırım davasına müdahil olan sadece tekrar ediyorum sadece 13 ülkeden birisidir. İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki uygulamalara dair istişari görüş sürecine de aktif olarak katıldık. İsrail’in BM ve diğer uluslararası kuruluşlara karşı hukuki sorumluluklarıyla ilgili sürece önemli katkılar sağladık.

İsrail’in nihai hedefi Gazze’yi yaşanamaz hale getirmek, Filistinlileri vatanlarından zorla sürüp atmaktır. Son operasyon kararıyla birlikte kuzey Gazze’deki 1 milyon kişinin zorla güneye göç ettirilmesi, Gazzelilerin dar ve küçüklü bölgeye sıkıştırılması ve nihayetinde bölgeden ayrılmalarının sağlanması hedeflenmektedir. Yasa dışı yerleşimcilerin daha şimdiden Gazze’deki topraklara yerleşmeye hazırlandıkları görüyoruz. Batılı ülkelerde İsrail’in soykırımına karşı bir kamuoyu tepkisi bulunuyor. Artık hükümetler daha önce olduğu gibi bunu görmezden gelememektedirler. İsrail’in uluslararası toplumda tecrit edilmeye başlanmıştır. Bu tepkilerin daha da kolektif bir nitelik kazanması önem taşımaktadır. Bu çerçevede İsrail ile ticaretin kesilmesi, İsrail’in BM kurulup çalışmalarına katılımının tamamıyla askıya alınması, İsrail’e silah ve mühimmat sevkiyatının sona erdirilmesi, İsrail’in uluslararası toplumdan tecrit edilmesi konularında benzer düşünen ülkelerle beraber adımlar atmaya devam edeceğiz.

“Bölgemizde kimsenin burnunu tanımasını istemiyoruz”

İsrail Filistin’de durdurulamaz, uluslararası hukuka riayet etmeyen tavrına devam ederse bunun bölgesel ve küresel sonuçları olacağı açık. Bu nedenle bölgemizde gerilimi düşürecek barış çabalarını ilerletmek için önde gelen aktörlerle temaslarımızı sürdüreceğiz. Bizim asıl hedefimiz bölgesel sorunlara bölgesel çözümler ilkesiyle hareket ederek Orta Doğu’da barış ve istikrar havzası oluşturmaktır. Bölgemizde kimsenin burnunu tanımasını istemiyoruz. Maalesef İsrail sınır tanımayan yayılmacılığı ile bu vizyonun önünde en büyük engel haline gelmiştir. Halbuki Gazze’de tesis edilecek ateşkes bölgedeki gerilimleri düşürecektir. Bu nedenle buradan açıkça uyarıyoruz: bugün karşımızda bölgeyi ateş atmaya yemin etmiş bir İsrail var. ‘Büyük İsrail’ hayali bölge için bir felakettir. Netanyahu hükümeti dizginlenmediği takdirde Orta Doğu huzur bulmayacaklar. Sürekli çatışma ve istikrarsızlık Netanyahu hükümetinin çarpık emelleri dışında bölgedeki hiçbir ülkeye İsrail dahil fayda sağlamamaktadır. İsrail’in bölgeye istikrarsızlık ihraç eden politikaları bölge huzuru ve güvenliği için ciddi bir risk teşkil etmektedir.

Nihayetinde Orta Doğu bölgesinde barış ve güvenliğin tesisi edilememesinin temelinde Filistin İsrail meselesi yatmaktadır. Bu sorun halledilmeden kalıcı barış ve istikrar sağlanması mümkün değildir. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin Devleti’nin kurulması temelinde tesis edilecek iki devletli çözüm tek yoldur. Bunu sadece biz değil artık çok şükür uluslararası kamuoyunun neredeyse tamamı ifade etmektedir. Bölgemizde barış, istikrar ve güvenlik ve refahı temin edecek başka bir seçenek de görünmemektedir. Bunun için Filistinli grupların, bölge ülkelerinin İslam ülkelerinin ve Batı ülkelerinin arasında fikir birliği ve uyumu sağlanması gerekmektedir.”

 

DİĞER VİDEOLAR