Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Gültekin Uysal’dan, Devlet Bahçeli’ye tepki: “Dün ip atanlar bugün havlu atmıştır”

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun yürüttüğü süreç üzerinden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi eleştirerek, “Erzurum Meydanı’nda idamını isteyerek ip atanlar, bugün maalesef havlu atmıştır” dedi.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik

(ESKİŞEHİR) – Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun yürüttüğü süreç üzerinden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi eleştirerek, “Erzurum Meydanı’nda idamını isteyerek ip atanlar, bugün maalesef havlu atmıştır” dedi.

Uysal, partisinin Eskişehir İl Başkanlığı’nda düzenlenen haftalık pazar toplantısına katıldı. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun yürüttüğü Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin konuşan Uysal, Cumhur İttifakı’nın tüm hesaplamalarının sandığa yönelik olduğunu öne sürdü.

TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarına da değinen Uysal, vatandaşın gerçek gündeminin görmezden gelindiğini ifade etti. Uysal, “TÜİK’in bir siyasi partinin aparatı haline getirilerek yanlış ölçümlemelerle beraber milyonların sofrasından ekmeğinin nasıl çalındığına hepimiz şahidiz” diye konuştu.

Uysal, şu ifadeleri kullandı:

“Son iki bakan değişikliği Türkiye’deki iklimin seçime ayarlı bir şekilde daha da karanlık hale getirilmesine vesile edildi. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dediğimiz, artık keyfiliğin kurumsal hale gelmiş olması da önümüzdeki süreçte milletimiz adına hem iktisadi olarak hem siyasi olarak hem toplumsal olarak da olumsuz neticeler çıkaracaktır. Çok önemli bir geçmişin içerisinden gelerek Türkiye, kademe kademe keyfiliği zapturapt altına almak; çok partili hayatla beraber milletin kendi kaderine hükmetmesi için bu kanalların önü açılagelmiştir. Bizim geleneğimiz de bu manada millet önünde, tarih önünde büyük vazifeler görmüştür.

“Türkiye’nin karşı karşıya bırakıldığı şartları kabul etmiyoruz”

Bugün geldiğimiz noktada milyonlarca insanın yoksulluğa mahkum edildiği, yanlış politik tercihlerle beraber maalesef işlemeyen demokrasinin, işlemeyen hukuk düzeninin neticesi olarak da milyonların yoksulluğu pahasına bu düzenin bir kişinin ve onun yakın aile efradının iktidarını sürdürmek adına da icra edilen hedefler doğrultusunda adeta yürütme, yargı ve yasamanın, kuvvetlerin uyumu diyerek bir kişinin şahsında somutlaşır hale getirildiğine de şahitlik ediyoruz. Türkiye’nin tarihi geriye doğru akıtılırcasına karşı karşıya bırakıldığı bu şartları asla Demokrat Parti olarak kabul etmiyoruz. Dünya hızla değişirken, bölgemizde çok ciddi hadiseler cereyan ederken, bu bölgede de olan bitenin maalesef yanlış politikaların neticesinde pahalı tecrübelerle beraber sadece Suriye aynasında baksak Türkiye’ye nelere mal olduğunu hepimiz idrak edebiliriz.

“Milletin gerçek sorunları konuşulmuyor”

Bütün bu açılardan bakınca derinden bir nefes almaya ihtiyacımız var ve bu kilidin çözüleceği nokta da siyasettir. Çok uzun süredir siyasetin sıkıştığı, uçlara kaydığı, kimlik alanlarına bölündüğü, kutuplaşma dolayısıyla milletimizin gerçek gündeminin konuşulamadığı bir siyasi zeminde bir kör dövüşün icra edildiğini görüyoruz. Toplumun en geniş ortak paydasını temsil eden makul çoğunluğun sesi olarak, Demokrat Parti olarak her daim kurucu irademizin ortaya koyduğu prensipler, idealler, değerler ve hizmet çizgisi temelinde milletimizin sağduyulu sesi olarak her bulduğumuz kürsüde milletimizin hukukunu korumak için var gücümüzle gayret gösterdik.

“Etnik ve bölücü siyaset kabul edilemez”

Bugün özellikle PKK meselesinden başlayarak yürütülen İmralı süreciyle beraber maalesef Türkiye’de hedeflenen sandığa yönelik iktidarın kendi hedeflerine ulaşabilmek için bir projeksiyonla beraber Türkiye’de Türk kökenli vatandaşlarımızın tek ve meşru temsilcisi haline PKK liderinin getirildiğini de görüyoruz. Bunun bir büyük yanlış olduğunun altını çizmek isterim. PKK’nın vesayetini doğu, güneydoğu başta olmak üzere vatandaşlarımızın üzerinden kaldıracağımıza PKK’nın vesayetini kurumsal hale getirecek her tür teşebbüsün etnik bölücü siyasetin nihai hedeflerine hizmet edeceği kanaatindeyiz. Bu yürütülen sürecin bir ayağı Suriye’deydi; PKK’nın Suriye’de neyi kotarıp neyi kotaramayacağına bağlı bir süreçti. İkinci ayağı da Türkiye’de seçime yönelik erken seçim kararıyla beraber Sayın Erdoğan’ı bir kez daha aday yapma niyetinde olan iktidar partisi, bu amacına ulaşabilmek için Sayın Erdoğan’ın tekrar aday olabilme biletini elinde tutan PKK lideriyle bu müzakerenin de yolunu açmıştır.

“PKK, Türk demokrasisini rehin alamaz”

Maalesef Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin pek çok sahada Türkiye’yi yapısal bozulmalara sebebiyet verecek yolu açmış olmasının bir başka boyutu da iktidarıyla muhalefetiyle Türk demokrasisini PKK’nın rehin almasına da yüzde 50 artı 1 dengesi dolayısıyla bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi imkan vermiştir. O açıdan Türkiye’nin işleyen bir demokrasi, işleyen bir hukuk düzeniyle beraber önümüzdeki süreçte PKK’nın rehinliğinden kendisini, demokrasisini kurtarmak mecburiyeti gibi önünde bir büyük sorumluluk vardır. Bu geçmiş içerisinde Demokrat Parti olarak yeter ki Türkiye’nin üzerindeki bu kara örtü kalksın diyerek geçen seçimlerde Millet İttifakı çerçevesinde inandığımız değerleri o kürsüden seslendirmeye gayret ettik.

“Daha karanlık bir döneme giriyoruz”

Türk siyasi tarihinde yaşanmamış bir olay, önümüzdeki süreçte bir büyük risk olarak hepimizin önündedir. Çok partili hayata geçtiğimiz andan itibaren darbeler, ara dönemler yaşanmış olmasına rağmen; sandıkla ilgili, sandığın işleyişi ile ilgili ne siyasi partiler ne de vatandaşlarımız tereddüt etmemiştir. Bugün, ‘Daha karanlık bir döneme girdik’ derken kastım; tek adaylı bir seçimin demokratik rekabetin önünün kapatılması ve tek adaylı fiilen bir seçime doğru Türk siyasetinin yapılandırılması manasında adli kolluğun, idari kolluğun adeta siyasetin bir aparatı haline getirilerek önümüzdeki süreçte bir dizayn yapılmak niyeti var karşımızda. O açıdan tüm siyasi partilerin, özellikle ana muhalefetten başlayarak tüm muhalefet partilerinin öncelikli olarak seçim sandığından netice çıkarmaktan öte, demokratik mücadele zeminini koruyabilmek adına bugünden bir akıl ve bir mücadele setini oluşturmak mecburiyeti ve sorumluluğu hepimizin önündedir.

“TÜİK milyonların ekmeğini sofrasından çalıyor”

Türkiye’de ifade ettiğim gibi keyfi bir rejimin, hakem kuruluş olması gereken TÜİK başta olmak üzere devletin kurumlarının adeta bir parti devletine dönüşmüş, bir siyasi partinin aparatı haline getirilerek yanlış ölçümlemelerle beraber milyonların sofrasından ekmeğinin nasıl çalındığına hepimiz şahidiz. Şahsım da dahil olmak üzere bunu kamuoyu önünde eleştirenlerin TÜİK’in yıldırma, caydırma, tazminat talepleriyle beraber hukuki süreçlere de muhatap kaldığını ifade etmek isterim.

Türk siyasi tarihinde önümüzdeki süreç çok kritiktir. Türkiye’nin daralan bir dar koridorda yürüyüşünü yeniden bir tarihi yürüyüşe evriltebilmesinin yolu bu mücadeleyle olacaktır. Demokrat Parti olarak dünden bugüne milletin gerçek gündemi yerine birtakım değerleri siyasi rekabet sahası içerisinde yarıştırarak kendi pozisyonlarını tahkim etmek isteyen siyasi anlayışların tam tersi istikamette; milletimizin gerçek gündemini, beklentilerini, hayallerini icra edebilmek adına Türkiye’de siyaseti yeniden yapılandıracağımız çok kritik bir süreç önümüzdedir. Bunca zaman ifade ettiğim gibi kimlik sahalarına bölünmüş siyasetin neticesi olarak dini, milli, hamasi birtakım nutuklarla beraber Türkiye’de gerçeklerin üzeri örtülmeye çalışılmıştır. Ama artık mızrak çuvala sığmamaktadır.

“Cumhur İttifakı’nın tüm hesaplamaları sandığa yöneliktir”

Sayın Devlet Bahçeli’nin tavrını anlamaya çalışıyoruz anlayamıyoruz. Öneri olarak ifade ettikleri Öcalan ile birlikte önümüzdeki sürecin bir siyasal sandığa yönelik bir hedefi var. Güzel bir laf vardır, tilkinin 40 hesabı var, 40’ı da kümes üzerine diye. Bugün Cumhur İttifakı’nın tüm hesaplamaları sandığa yöneliktir önemli ölçüde. Sayın Bahçeli’nin 86 milyonla dalga geçebilmek gibi bir lüksü var. O hakkını kullanıyor zannederim. On binlerce insanın katili olmuş, Erzurum Meydanı’nda idamını isteyerek ip atanlar, bugün maalesef havlu atmıştır. MHP’nin ortaya koyduğu bir bütün iddiaları ters yüz etmişlerdir. Bu onların bilecekleridir. Ama bu çarpıklık önümüzdeki süreçte de devam edecektir. Bölgemizde önemli olaylar cereyan ediyor. Suriye’de niçin PKK önemli bir alanı kontrol eder hale gelmiştir? Bugün merteği kaybettirip sonra bulundurunca sevinmemize benziyor hadise. Bugün Suriye’de hadiseler çok şükür Türkiye’nin milli güvenliği çerçevesinde lehine işlemiştir. Bundan da sevinç duymalıyız. Bölgenin istikrarı Türkiye’nin istikrarıdır.

“Yanlış politikalar nedeniyle 5-6 milyon sığınmacıyı kapımızda gördük”

Dün yanlış politikalar neticesinde kapımızın önünde 5-6 milyon Suriyeli sığınmacıyı gördük. Bu bölgede büyük güçlerle beraber PKK, IŞİD benzeri örgütlerin iktidar boşluğundan yararlanarak kendilerine iktidar alanı inşa ettiklerini gördük. Yerlerinden edilmiş milyonlarca insan, petrol başta olmak üzere doğal kaynakları yağmalanmış bir Suriye ve bugün bir rejim değişikliği neticesinde istikrar sağlamaya gayret gösterilmeye çalışılıyor. Bu Türkiye’nin lehinedir. Ama Sayın Bahçeli’nin İmralı sürecini başlatırken ‘Türkiye’nin milli güvenliğine yönelik tehditler’ var diyerek ortaya koydukları gerekçelerin de gerçekle bir alakası olmadığını ifade etmek isterim.

“Bahçeli’nin umut hakkı talebini hiçbir şekilde kabul etmiyoruz”

Sayın Bahçeli’nin umut hakkı talebini hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Gaziantep’te baklava çalan çocuklara 20 yıla yakın bir ceza verildi ama Türkiye’de milyar dolar çalarsanız maalesef devlet bir zafiyet içinde ‘Gel bir anlaşalım’ diyor. Türkiye’de insan katlederseniz müebbet hapis alıyorsunuz. Ama on binlerce insanı katlederseniz bugün devletin kurumlarının aparat yapılarak siyasi hedeflerine yürümek adına iktidar erki tarafından bir müzakere yürütüldüğünü görüyoruz. Bunu da hiçbir şekilde kabul etmiyoruz.

Türkiye’de anayasal vatandaşlık temelinde herkesin eşit fırsatlara sahip olduğu bir ülke olarak devletin insanıyla, vatandaşıyla kurduğu hukukun temeli vatandaşlık bağıdır. Etnik kökenine, mezhebine, siyasi duruşuna, sosyo ekonomik statüsüne bakmaksızın bütün vatandaşlarına eşit vermesidir. Problemin özü Türkiye’de işlemeyen demokrasidir. Demokrasiyi kompartmanlarına ayırarak, Türk insanıyla Kürt insanı arasında örülmüş duvarların yerini değiştirterek Türkiye’ye demokrasi gelmez.”