(TBMM) – DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bu sabah 38 kişinin evleri basılarak gözaltına alındıkları haberiyle uyandık. Örgüt propagandası yapma gerekçesiyle gözaltına alınmışlar. Ortada bir örgüt yok artık, kendisini feshetmiş. Olmayan örgütün propagandasından halihazırda işlem yapmaya devam eden bir anlayış olduğunu görüyoruz ki bunun kabul edilemez olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bu tarz provokatif girişimlerde bulunmanın ne sürecin ruhuyla ne de Nevroz Bayramı’nın ortaya koyduğu iradeyle bağdaşmadığını ifade etmemiz gerekiyor. Bugün yapılması gereken tam da milyonların Nevroz meydanlarında haykırdıklarına saygı duymak ve onun gereklerini siyaset kurumu olarak, devlet olarak yerine getirmek olmalıdır” diye konuştu.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündemdeki konuları değerlendirdi.
Nevruz kutlamalarının coşkuyla gerçekleştirildiğini belirten Kılıç Koçyiğit, meydanlara gelenlerin demokratik çözüm ve kalıcı barış konusundaki ısrarı bir kez daha ifade ettiğini söyledi. Kılıç Koçyiğit, şöyle devam etti:
“Sayın Öcalan’ın sürecin baş müzakerecisi ve baş aktörü olduğunu, onun sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının artık tartışmasız bir şekilde yerine getirilmesi gerektiğini ve onun başlattığı barış ve demokratik toplum sürecinin arkasında olduğunu da ortaya koymuş oldu. Çözüm sürecinin aslında güçlü bir öznesi olduğunu, tarafı olduğunu, barışı istediğini, çözümü istediğini, demokratik yaşamı istediğini de güçlü bir kararlılıkla yeniden vurguladı. Özgürlük, eşitlik, demokrasi ve adalet talebindeki kararlılığı, demokratik siyasetteki ısrarı ve sorunların demokratik uzlaşı ve müzakere ile çözülmesine dönük iradesini de bir kez daha meydanlardan haykırmış oldu. 2026 Nevroz’u aynı zamanda yeni bir toplumsal sözleşme arayışının da güçlü bir ilanı olarak okunabilir bizim açımızdan. Meydanlarda yükselen ses sadece negatif barışın değil, artık pozitif barışa, özgür yaşama, demokratik topluma ve demokratik siyasete kapı aralanması gerektiğini ve bu konuda demokratik entegrasyon yasalarının da hızlı bir şekilde çıkarılması gerektiğini de açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur.
Yıllardır sürdürülen baskı politikalarına, tecrit uygulamalarına ve demokratik siyasetin alanını daraltan bütün hukuki siyasi yaklaşımlara karşı halklarımız sadece itiraz etmemiş, aynı zamanda aslında nasıl bir gelecek, nasıl bir toplum, nasıl bir sistem istediğini de açık ve net bir şekilde ifade etmiştir. O anlamıyla aslında Nevruz’da tek bir ses yükseldiğini ifade edebiliriz. O da eşitlik, özgürlük, ortak yaşam iradesinin güçlü vurgulanması ve buna dönük beklentilerin birinci elden halk tarafından talep edilmesidir. Orta Doğu şu anda yangın yerine dönmüş durumda. Her sabah yeni vurulma haberlerine, yeni operasyon haberlerine uyanıyoruz. Sadece bu anlamıyla süreci, Nevroz’daki mesajı bir Türkiye bağlamında da okumamak gerektiğini düşünüyoruz. Bu mesajların bölgesel etkilerine de dikkatle bakmak ve bunu bu kapsamda değerlendirmek gerektiğini de ifade etmemiz gerekiyor.”
“Yükselen sesin ertelenemez olduğunun altını çizmemiz gerekiyor”
Kılıç Koçyiğit, Orta Doğu’ya birileri kaosu, savaşı, şiddeti, operasyonel tutumları dayatırken Kürt halkının bir kez daha Orta Doğu’yu kurtaracak şeyin halkların bir arada eşit, özgür ve demokratik temelde yaşaması olduğunu açık ve net bir şekilde ifade ettiğini söyleyerek “Tabii ki bütün bu mesajlar sadece o meydanlara gelenlerin kendi kendilerine söyledikleri mesajlar değildir. Bu mesajların bir adresi vardır. Bu mesajlar çatısı altında bulunduğumuz parlamentoyadır, devletedir, iktidaradır, diğer muhalefet partilerinedir ve tabii ki bu ülkede demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten yana söz kuran bütün her kesime olduğunu da ifade etmemiz gerekiyor. Bu yükselen sesin ertelenemez olduğunu ve taleplerin netliği kadar aynı zamanda aciliyetinin de altını çizmemiz gerekiyor. Her şeyden önce bu sürecin, yürüyen içinde bulunduğumuz sürecin gerçek anlamda yasal, kalıcı ve güvenceli bir çözüme dönüşmesi gerekmektedir” diye konuştu.
İstanbul’da ve Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında halka yönelik yaklaşımların sorunlu olduğunu ileri süren Kılıç Koçyiğit, “Örneğin bu sabah 38 kişinin evleri basılarak gözaltına alındıkları haberiyle uyandık. Örgüt propagandası yapma gerekçesiyle gözaltına alınmışlar. Ortada bir örgüt yok artık, kendisini feshetmiş. Olmayan örgütün propagandasından halihazırda işlem yapmaya devam eden bir anlayış olduğunu görüyoruz ki bunun kabul edilemez olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bu Nevroz’un coşkusunu bu şekilde gölgelemeye çalışmak, halihazırda bu tarz provokatif girişimlerde bulunmanın ne sürecin ruhuyla ne de Nevroz Bayramı’nın ortaya koyduğu iradeyle bağdaşmadığını ifade etmemiz gerekiyor. Bugün yapılması gereken tam da milyonların Nevroz meydanlarında haykırdıklarına saygı duymak ve onun gereklerini siyaset kurumu olarak, devlet olarak yerine getirmek olmalıdır” ifadelerini kullandı.
“Meseleyi kriminalize hale getirmeye çalışanlara dönüp bakmak, soruşturmak gerektiğini düşünüyoruz”
Kılıç Koçyiğit, Van’daki Nevruz etkinliğinde DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve beraberindeki heyetin üst aramasından geçirilmesi talebini doğru bulmadıklarını belirterek, şöyle konuştu:
“Bir genel başkanın, bir siyasi iradenin temsilcisinin ve orada bulunan heyete yönelik bu yaklaşımın da yine oldukça provokatif bir yaklaşım olduğunu söylememiz gerekiyor. Bütün bunlar, bütün bu yaklaşımlar gerçek anlamda soruşturmak, bunu yapanlara dikkatle bakmak gerektiğini düşünüyoruz. Gerçekten kendilerine durumdan vazife çıkaranlar, Nevroz coşkusunu boğmaya çalışanlar, meseleyi kriminalize bir hale getirmeye çalışanlara dönüp bakmak, bunları soruşturmak gerektiğini düşünüyoruz. O anlamıyla bu tür tutumların bundan sonra devam etmemesi konusunda da özellikle hükümetin elinden gelen çabayı ortaya koyması ve bu konuda gerçekten sorumluları özellikle soruşturması gerektiği görüşümüzü buradan bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Bu bütün bu yaklaşımlar aslında bir yönüyle barış talebini de kriminalize etmeye dönüktür. Oysa ki barış en kutsal taleplerden birisidir.”
Toplumun birlikte yaşam, eşit, özgür, demokratik bir ülke konusunda iradesini ortaya koyduğunu dile getiren Kılıç Koçyiğit, “Meclis’te kurulan komisyon da raporuyla bütün eksikliklerine rağmen, bütün eleştirilerimize rağmen özellikle 6. ve 7. başlıkta yine bir irade ortaya koymuş. Bunu kağıda dökmüş ve tarihi bir metin olarak da buraya parlamentoya sevk etmiştir. Bugün iradenin yapması gereken, Meclis’in yapması gereken gerçek anlamda hem toplumun beklentilerine ve taleplerine kulak kabartmak hem de kendi kaleme aldığı rapor doğrultusunda zaman geçirmeden hızlı bir şekilde yasal düzenlemeleri yapma konusunda da adım atması gerektiğini ifade edelim. Çokça bayramdan sonraya tarih verildi. Bütün bu sürecin bayramdan sonra başlayacağı ifade edildi. Bayram bitti. Şimdi bayramdan sonranın içerisindeyiz. O anlamıyla bugünden yarına bırakmadan yarının geç olacağı duygusuyla hemen bugünden harekete geçme çağrımızı bir kez daha Meclis’te, Meclis’teki herkese bütün muhattaplara da buradan yapmak istiyoruz” diye konuştu.
“İran’a referans vererek süreci bekletmek doğru değil”
Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorunu da yanıtlayan Kılıç Koçyiğit, “AKP tarafına sorulduğunda hem İran kaynaklı gelişmeleri görmek gerektiğini ifade ederken PKK’nın silah bıraktığı konusundaki teyit ve tespitin henüz yapılmadığı, dolayısıyla rapordaki kritik eşeğin aşılmadığı bilgisini aktarıyorlar. Kritik eşik aşılmadığı için de PKK’ya özel geçici ve müstakil yasa olarak tarif edilen yasal düzenlemenin henüz vakti gelmediği yönünde ifadeler var. Bunun yerine kısmi olarak infaz düzenlemesi değişiklikleri yapılabileceği gibi iddialar var. Buna yanıtınız ne olur?” sorusuna, şöyle cevap verdi:
“İran meselesini de getirip burada yürüyen sürecin, buradaki sürecin önüne koyan bir anlayışı doğru bulmadığımızı ifade edelim. İran bambaşka bir ülke. Kendi koşulları var, kendi dinamikleri var. Şu anda bir savaş içerisinde. O anlamıyla İran’ın sorununu İran’dakilerin çözmesi gerekiyor. Biz Türkiye’de yaşıyoruz ve Türkiye’deki Kürt sorununun demokratik çözümünü konuşuyoruz. O anlamıyla Türkiye’deki Kürt sorununun demokratik çözümünü kah Suriye’ye bağlamak, kah Irak’a bağlamak, kah İran’a bağlamak aslında bizim açımızdan farklı değerlendirmelere de götürebilir. Bugün İran’daki mesele bir bekletici mesele değil. Aksine hızlandırıcı bir mesele olarak ele alması gerekiyor. Bakın demokratik bir dönüşüm sağlamayan ülkelerin yaşadıklarını görüyoruz. Biz diyoruz ki Türkiye bütün bu ateşin ateş çemberinin içerisinde kendi demokratik dönüşümlü sağlayarak, gerçek anlamda demokratik bir cumhuriyetin inşasına giden yolu açarak, demokratik siyasetin önünü açarak, örgütlü bir toplumun kurulmasını sağlayarak ve iç barışını sağlayarak bu girdaptan çıkabilir. O anlamıyla yeniden İran’a referans vererek süreci bekletmek doğru değil. Yasal çerçeve açısından da tespit ve tescil meselesinin doğru bulmadığımızı çok ifade ettik. Bir kez daha ifade edelim. Gerçekten siz sorunu çözmek istiyorsanız silah bırakmanın devam etmesini istiyorsanız o zaman silah bırakanların nasıl bir hukuki statüye tabi olacağının yasal gerekçesini, yasal zeminini oluşturmak zorundasınız. Ortada bir yasa yok. Buna rağmen silah bırakma var. Buna rağmen bir örgütün fesihi var.
Bütün bu adımların devam etmesini istiyorsak o zaman Meclis olarak, siyaset olarak üzerimize düşeni yapmamız gerekiyor. O anlamıyla yasa yapımını tespit ve tescile bağlamak aslında süreci okumamak sürecin ruhunu anlamamak ve dünyadaki bütün çatışma çözümü teorilerinin aksine bambaşka bir şey söylemek anlamına gelir ki bunun bir karşılığı olacağını açıkçası düşünmüyoruz. İlk günden de söyledik. Yasanın derhal çıkması gerekiyor ve bütünlüklü bir yasa çıkması gerekiyor. Tespit ve tescil meselesinin yasanın önüne konulmasını doğru bulmuyoruz. Diğer bir mesele infaz hukuku, mevcut olan bazı düzenlemelerin sorunu çözebileceğine dair yaklaşımlar ve bazı siyasi değerlendirmeler de okuyoruz. 100 yıllık bir Kürt sorunu, 45 yıllık çatışmalı geçmiş. Çokça yasa yapılmış ama sorun çözülememiş. Demek ki aynı şeylerle sonuç almak mümkün değil. Aynı tutumlarla, aynı kararlarla ısrar etmenin kendisi bizi çözüme ulaştırmıyor. O zaman gerçekten yeni bir şey yapmak gerekiyor, köklü bir şey yapmak gerekiyor, derde derman bir şey yapmak gerekiyor. Bunu kendisi de silah bırakanların, yani müstakil yasa dediğimiz, kod kanun dediğimiz o kanunu çıkarmak ve böylelikle de silah bırakanların dönüşünü, siyasal ve sosyal hayata katılımını sağlamaktan geçiyor diye ifade edelim.”
“Pankartlar sonuçta polis bariyerlerini geçerek içeriye alınıyor”
Nevruz kutlamalarında açılan pankartlara ilişkin soru üzerine Kılıç Koçyiğit, özel bir pankart görmediklerini belirterek, “O pankartlar sonuçta polis bariyerlerini geçerek içeriye alınıyor. Arama noktalarından, kontrol noktalarından geçiliyor. Demokratik ifade hakkı, gösteri hakkı, toplanma hakkı, anayasal bir hak. İnsanların bir bayram kutlamasından sonra sabahın köründe evlerine gidip onları örgüt propagandası, örgüt üyeliği gerekçesiyle gözaltına almayı ne sürecin ruhuna ne de anayasal haklara uyumlu bulmuyoruz. Buradan geri adım atmak gerekiyor. Bu tarz uygulamalar sürece de zarar veriyor. Toplumsal bütünleşmeye de zarar veriyor. Buradaki meselenin artık gerçek anlamda yeni sürece adapte olmayan bir aklın da işlediğini yani halihazırda bütün mekanizmaların, bir bütün kurumların da sürece uyumlu hale gelmesi, süreci görmesi, gözetmesi gerektiğini ifade etmiş olayım” dedi.
“Gözaltına alınanların afiş nedeniyle alınıp alınmadığı bilgisine sahip değilim”
Kılıç Koçyiğit, “Sosyal medyada, Diyarbakır Nevruz’undaki, TUSAŞ saldırganlarının bulunduğu bir afiş asıl mesele olarak tartışılıyor. Bugünkü gözaltıların gerekçesi o mudur ya da gözaltına alınanların o afişle bir ilgisi var mıdır?” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Tabii biz bunu buradan bilemeyiz ama Diyarbakır Nevroz’da ben afişi görmedim. Gözaltına alınanların bu afiş nedeniyle mi alınıp alınmadığı bilgisine de sahip değilim açıkçası. Bildiğimiz, bizim tarafımıza iletilen örgüt propagandası yapmaktan gözaltına alındıkları bir kez daha ifade ediyorum: Bu kabul edilemez. Bayram kutlamak herkesin hakkıdır. Nevroz bin yıllardır bu coğrafyada kutlanan bir Nevroz’dur. O anlamıyla Nevroz’un görkemine, coşkusuna gölge düşürecek hiçbir şey yapmamak gerekiyor. Bu konuda herkesin hassasiyet göstermesi gerektiğinin altını çizdim.”

