Haber: Mehmet Mucahit CEYLAN
(DİYARBAKIR) – Eğitim Sen Diyarbakır Şubeleri, İstanbul’da öğretmen Fatma Nur Çelik’in 17 yaşındaki öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürülmesine ilişkin İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde açıklama yaptı. Eğitim Sen Diyarbakır 1 No’lu Şube Başkanı Serhat Kılıç, “Bu yaşanan olay basit bir cinayet değil, arkasında çok büyük bir toplumsal çürüme var” dedi. Eğitim Sen 2 No’lu Şube Başkanı Duygu Özbay ise “Yaptığımız uyarıları dikkate almayarak, kalıcı ve önleyici politikalar hayata geçirmeyen Milli Eğitim Bakanlığı bu olayın birinci derecede sorumlusudur” diye konuştu.
Eğitim Sen Diyarbakır 1 ve 2 No’lu Şube üyeleri, İstanbul’da 44 yaşındaki biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in 17 yaşındaki öğrencisi tarafından öldürülmesine tepki göstermek için İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya geldi. Açıklamaya KESK’e bağlı sendikalar ile Birleşik Emekliler Sendikası da destek verdi.
Eğitim Sen Diyarbakır 1 No’lu Şube Başkanı Serhat Kılıç, yaşanan saldırının bireysel bir suç olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, şunları söyledi:
“Bu yaşanan olay elbette biliyoruz ki basit bir cinayet olan bir suç değil. Yaşanan bu durumun arkasında çok büyük bir toplumsal çürüme, eğitim emekçilerinin itibarsızlaştırılması ve toplumda her gün artarak devam eden ve okullara da yansıyan şiddet sarmalının çok büyük bir payı var. Bu çocuk her gün erkek şiddetini ailede de gördü.
Bu çocuk televizyonlarda, diziler, haber bültenleri, bilgisayar oyunlarında her gün ölmeyi ve öldürmeyi özendiren içeriklerle karşı karşıya kaldı. Ve bunun yanı sıra son dönemlerde toplumda görüyoruz. Çizgi film karakterleri üzerinden isimlendirilen suç örgütleri türedi. Daltonlar, Red Kidler vesaire. Bu suç örgütlerinin tamamı birçoğunun hedef kitlesi çocuklar. Tamamı bu yaş aralığındaki çocuklar. Ve maalesef bunlara karşı da etkin bir mücadele, etkin bir politika izlenmedi. Elbette ki bu bir suçtur ve bununla ilgili gerekli yaptırımlar olmalı. Ama bunun gerçek ve tek çözüm olmadığını hatırlatmak istiyoruz.
Bu toplumda yeniden şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerektiğini hatırlatmak istiyoruz. Çünkü hiçbir suçlu tek başına bu noktaya gelmiyor. Suçları oluşturan bir toplumsal zeminin olduğunu gösteriyor. Bu anlamda en başta tüm toplumun sorumluluk alması gerekiyor.
Bunun yanı sıra yanı sıra eğitim politikalarının da böylesi sorunları giderici bir boyutta olması gerekiyor. Ama biz burada eğitim emekçileri olarak buradayız. Bu sorumluluk bizdedir de biz eğitim öğretim süreçlerinde birlikte olduğumuz çocuklara yeni bir bakış açısı kazandırabilmeli ve bu anlamda var olan tüm bu kötülüklere sebep olan bu zihniyeti çocuklarımızda, öğrencilerimizde değiştirebilmeliyiz. Ancak gerçek anlamda çözüm bu şekilde sağlanabilir diye düşünüyoruz.”
“Bu saldırı münferit değildir”
Eğitimciler adına açıklamayı okuyan 2 No’lu Şube Başkanı Duygu Özbay, “İki meslektaşımız ve bir öğrenci yaralanmış, yaralanan arkadaşlarımızdan biri tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirmiştir. Bugün burada yalnızca aramızdan koparılan arkadaşımız için değil, yıllardır göz ardı edilen itibarımız ve can güvenliğimiz için toplandık” dedi.
Yaşamını yitiren öğretmenin ailesine ve eğitim emekçilerine başsağlığı dileyen Özbay, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Ancak açıkça ifade ediyoruz, bu saldırı münferit değildir. Okullarda artan şiddet vakaları uzun süredir ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Yaptığımız uyarıları dikkate almayarak, kalıcı ve önleyici politikalar hayata geçirmeyen Milli Eğitim Bakanlığı bu olayın birinci derecede sorumlusudur. Somut ve kalıcı adımlar atılmadığı için şiddet ortamı giderek derinleşmiştir. Bir okulda kesici aletle saldırı gerçekleştirilebilmesi, güvenlik mekanizmalarının yetersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Okullarda şiddeti önleyici destek mekanizmaları ciddi biçimde gözden geçirilmelidir.
“Eğitim emekçileri hedef haline getiriliyor”
Şiddetin zemini yalnızca bireysel bir öfke değildir. Medyada, siyasette ve bürokraside giderek meşrulaştırılan sert ve kutuplaştırıcı dil; eğitim emekçilerini hedef gösteren, itibarsızlaştıran ve yalnızlaştıran söylemler bu iklimi beslemektedir. Öğretmenlik mesleğinin sistemli biçimde değersizleştirilmesi, eğitim emekçilerinin kamuoyu önünde haksız biçimde suçlanması ve sorumluluğun sürekli öğretmene yüklenmesi öğretmenleri hedef haline getirmektedir. Ayrıca pedagojik temelden yoksun, eğitimin bilimsel niteliğini gözetmeyen etkinlik ve uygulamaların yaygınlaşması okulu çocuklar ve gençler için güvenli bir öğrenme ortamı olmaktan uzaklaştırmaktadır. Okullar ideolojik yönlendirmelerin, denetimsiz faaliyetlerin ya da pedagojik karşılığı olmayan uygulamaların alanı değildir.”
“Bilimsel ve katılımcı politika hayata geçirilmeli”
Derinleşen yoksulluk ve gençlerin geleceksizlik duygusunun da şiddet riskini artırdığına dikkat çeken Özbay, sosyal destek mekanizmalarının zayıflığının ve rehberlik hizmetlerindeki yetersizliğin tabloyu ağırlaştırdığını belirtti. Özbay, Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere şu çağrıyı yaptı:
“Okul güvenliği konusunda bütünlüklü, bilimsel ve katılımcı bir politika derhal hayata geçirilmelidir. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir. Her okulda yeterli sayıda uzman personel görevlendirilmelidir. Risk altındaki öğrenciler için erken müdahale ve destek programları uygulanmalıdır. Okullarda şiddeti önlemeye dönük bağlayıcı bir eylem planı hazırlanmalıdır. Eğitim emekçilerinin mesleki itibarını koruyacak, hedef gösterilmelerini engelleyecek açık ve net bir tutum alınmalıdır. Bu saldırının tüm yönleriyle aydınlatılması gerekmektedir. İhmali bulunanlar tespit edilmeli ve sorumlular hesap vermelidir. Gelecekte benzer vakaların yaşanmaması için bu acının üzeri örtülmemelidir.
Eğitim emekçileri olarak güvenli bir çalışma ortamı talep ediyoruz. Bu talep bir ayrıcalık değil, en temel haktır. Güvenli olmayan bir okulda sağlıklı bir eğitim süreci yürütülemez. Okullarımızı şiddete teslim etmeyeceğiz. Öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenli, huzurlu ve sağlıklı bir eğitim ortamında bulunma hakkını savunmaya devam edeceğiz.”

