(ANKARA) – Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, AK Parti’den ayrılış sürecini anlattı. Başkanlık sistemine ve Suriye politikasına karşı çıktığını belirten Günay, Gezi Parkı tartışmasının ardından bakanlıktan ayrıldığını, yıl sonunda da partiden istifa ettiğini söyledi. Günay ayrıca 2011 seçimlerinden sonra parti yönetiminde “güç zehirlenmesi” yaşandığını kaydetti. En büyük pişmanlığının ise çok genç yaşta siyasete girmek olduğunu dile getiren Günay, bugün olsa önce mesleki ve ailevi güvencesini sağlamlaştırıp daha sonra siyasete adım atacağını ifade etti.
Türkiye siyasi hayatının önemli isimlerinden, eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, gazeteci Umut Özkan’a verdiği röportajda siyasi geçmişinden AK Parti’den ayrılış sürecine, CHP yıllarından kültür ve adalet anlayışına kadar pek çok başlıkta dikkati çeken değerlendirmelerde bulundu.
Günay, siyasete giriş sürecinin 1973 yılında CHP’nin açtığı bir makale yarışmasıyla başladığını belirterek, ödülünü dönemin CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in elinden aldığını söyledi. 26 yaşında Ordu İl Başkanı seçildiğini ve 1977 seçimlerinde milletvekili olarak TBMM’ye girdiğini kaydeden Günay, genç yaşta siyasete atılmasının bedelleri olduğunu da dile getirdi. Ecevit’le yollarının ayrışma sürecine değinen Günay, 1976 Kurultayı’nda merhum Orhan Eyüboğlu’na karşı Deniz Baykal’ı desteklemelerinin bir kırılma yarattığını ifade etti. “Bugünden bakınca Baykal’ın adaylığını da, bizim onu desteklememizi de erken ve yanlış buluyorum” diyen Günay, Rahşan Ecevit’le de hiçbir zaman yıldızlarının barışmadığını söyledi.
12 Eylül sonrasında SHP ve CHP’de aktif görevler üstlendiğini belirten Günay, merkez soldaki bölünmüşlüğün güç kaybına yol açtığını vurgulayarak, “1991 DYP/SHP Koalisyonu döneminde 12 Eylül’ün kapattığı partilerin yeniden açılması imkanı doğunca, biz eski CHP kökenliler SHP’den ayrılarak yeni CHP’yi kurduk. Galiba da çok iyi yapmadık. Çünkü zaten merkez solda SHP ve Ecevit’in DSP’si vardı, böylece üç parti oldu ve parçalanma güçsüzlüğe neden oldu” değerlendirmesinde bulundu. 1994 yerel seçimleri sonrasında Refah Partisi’nin kazanmasının CHP’nin aldığı oylarla açıklanmasının haksızlık olduğunu kaydeden Günay, asıl bölünmenin DYP/ANAP ayrışması ve DSP oylarından kaynaklandığını savundu. Günay, “Örneğin İstanbul’da biz, etkili bir çalışma da yapamadığımız için yüzde 2’nin altında oy aldık; eklesek SHP’nin kazanmasına yetmiyordu. Ama DSP yüzde 12 oy aldı ve asıl bölünme bu yüzden oldu” dedi.
Zülfü Livaneli’nin eğitim durumuna ilişkin tartışmalarla ilgili de konuşan Günay, söz konusu bilgilerin dönemin DYP adayı İlhan Kesici tarafından kamuoyuna açıklandığını, kendisinin yalnızca kamusal göreve aday olan kişilerin özgeçmişlerinin doğru olması gerektiğini ifade ettiğini söyledi.
CHP’nin yeniden açılması sürecinde Deniz Baykal’la birlikte hareket ettiklerini ancak zamanla görüş ayrılıkları yaşadıklarını dile getiren Günay, 2004 yılında partiden ihraç edildiğini hatırlattı. Günay, “Eleştirinin ve itirazın erdemine inanıyorum. Doğulu toplumlarda liderler eleştiriden hoşlanmaz. Oysa dünyayı değiştiren itaat değil, itirazdır” ifadelerini kullandı.
“İstanbul’daki yapılaşma ve Gezi Parkı sürecinde görüş ayrılığı yaşadık”
AK Parti’ye katılım sürecine de değinen Günay, 2007 yılında Avrupa Birliği üyeliği ve kültürel çoğulculuk yönündeki adımlar nedeniyle partiye katıldığını, 1 Eylül 2007 ile 24 Ocak 2013 tarihleri arasında bakanlık yaptığını söyledi. Günay, bu dönemde Nazım Hikmet’in yurttaşlığının iadesi ve Madımak Oteli’nin kamulaştırılması gibi adımları hayata geçirdiklerini hatırlattı. Ancak 2011 seçimleri sonrasında parti yönetiminde “güç zehirlenmesi” yaşandığını ifade eden Günay, Başkanlık Sistemi arayışlarına ve Suriye iç savaşına müdahil olunmasına karşı çıktığını anlattı. İstanbul’daki yapılaşma ve Gezi Parkı sürecinde de ciddi görüş ayrılıkları yaşadıklarını belirten Günay, Ocak 2013’te bakanlıktan, yıl sonundaki yolsuzluk tartışmalarının ardından ise partiden ayrıldığını kaydetti. Günay, bu dönemi şöyle aktardı:
“Bu dönemde bazı temel konularda Sayın Erdoğan’la görüş ayrılıklarımız keskinleşti. Başkanlık Sistemi arayışlarına, sonra Suriye iç savaşına dahil olmaya karşı çıktım. İstanbul’da tarihi silueti bozan yapılaşma konusunda zaten bir zamandır süregelen derin görüş ayrılıklarımız vardı. İstanbul’daki rant ve inşaat lobisi sürekli beni şikayet ediyor, ben de itirazlarımı kamuoyuna duyurmaya çalışıyordum. En son Gezi Parkı’nın yapılaşmasına karşı olduğum için aramızda ciddi bir tartışma yaşandı. Bu tartışmadan sonra, Ocak 2013’te Bakanlıktan, yıl sonundaki yolsuzluk tartışmalarından sonra da partiden ayrıldım. Yine bağımsızım.”
“Darbe dönemlerinde sadece demokrasi değil adalet de zedelendi”
Kültürün yalnızca sanatla sınırlı olmadığını vurgulayan Günay, “Kültür, hayat karşısındaki duruşumuzun bütünüdür. İnsanların birbirleriyle, doğayla ve çevreyle ilişkilerini kapsar” dedi. Günay, adaletin ise “halkın ekmeği” olduğunu vurgulayarak, adaletin zedelendiği dönemlerde yalnızca bireylerin değil, tüm toplumun zarar gördüğünü ifade etti.
Bu durumun sadece bu döneme özgü olmadığının altını çizen Günay, “Çok partili sisteme geçtiğimiz süre içinde defalarca benzer talihsiz dönemler yaşadık; 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de ve daha yakın yıllarda. Bu darbe yahut müdahale dönemlerinde sadece demokrasi değil, adalet de çok zedelendi. Adaletin zedelendiği dönemlerde, sadece hukukla başı derde girenler değil, bütün toplum zarar görüyor. Üretim, verim düşüyor, ekonomi zarar görüyor. Bugün de bunun sonuçlarını yaşıyoruz. Onun için adalet, barışın da, bereketin de öncelikli şartıdır” dedi.
“Türkiye’de belediye yönetimleri tek adam yönetiminin birer kopyası”
Ankara’nın şehircilik anlayışını da eleştiren Günay, “Atatürk’ten sonra Ankara’ya şehircilik konusunda uzak görüşlü bir yönetici gelmedi” ifadesini kullandı. Belediye yönetimlerinin daha saydam ve katılımcı hale gelmesi gerektiğini söyleyen Günay, şunları kaydetti:
“Türkiye’de belediye yönetimleri, ülke çapında şikayet ettiğimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen tek adam yönetiminin birer kopyası. Bu sistemin gözden geçirilmesi, hesap veren, saydam, katılımcı yönetimler oluşmasının çarelerinin bulunması gerekiyor. Yerel halk karar süreçlerinden bilgili, Meclisler etkili olmalı. Belediyeler, kent rantının yağmalandığı, bir avuç insanın zenginleşme aracı kurumlar olmaktan çıkarılmalı.”
Sanat ve sanatçılarla ilişkisine de değinen Günay, hemşehrisi Kadir İnanır ile uzun yıllara dayanan dostlukları bulunduğunu belirtti ve sanatın hayatı yaşanır kılan bir alan olduğunu vurguladı.
“Bunca tecrübemin öğrettiği şudur; spor gençlik, siyaset olgunluk istiyor”
Yaşamına dair “keşke”lerini de paylaşan Günay, çok genç yaşta siyasete girmesinin ailesi üzerinde maddi ve manevi bedeller doğurduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
“Keşke yapmasaydım dediğim konuların başında, bugünden bakınca çok genç yaşta siyasete girmiş olmam geliyor. Ben, söylediğim gibi 1974’de en genç il başkanı oldum, 1977 TBMM’sinin de en genç üyesiydim. O zaman bu bana ve çevreme büyük başarı olarak görünüyordu. Oysa ben siyasette yoğun emek verip yükselirken evim, eşim ve çocuklarım bunun maddi manevi bedellerini ödedi. Şimdiki aklım olsa mesleğimde daha uzmanlaşmaya, belki akademik bir kariyer kazanmaya, aile ve ekonomik gücümü güvenli bir düzeye eriştirmeye ve sonra siyasi görevler almaya çalışırdım. Bunca tecrübemin öğrettiği şudur; spor gençlik, siyaset olgunluk istiyor.”

