Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Erkan Baş’tan, komisyon raporuna tepki: “Verdiğimiz ‘hayır’ oyu kayıtlara geçsin. Biz, gerçek bir barıştan yanayız”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun rapora ilişkin, “Bu rapora ‘evet’ oyu vermek bu raporun altına imza atmaktır. Biz bu raporun, bizim ‘evet’ diyebileceğimiz bir metin olmadığını söylüyoruz. Biz, komisyona, barışa katkı sunmak amacıyla, barışa olan ihtiyacın ve özlemin yansıması olarak gerçekleri ortaya koymak için, adaletin sağlanmasına emek vermek için biz bu komisyona girdik. Bugün verdiğimiz ‘hayır’ oyu da kayıtlara ve tutanaklara geçsin. Biz, gerçek bir barıştan ve gerçek bir çözümden yanayız” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Milli Dayanışma,

(TBMM) – Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun rapora ilişkin, “Bu rapora ‘evet’ oyu vermek bu raporun altına imza atmaktır. Biz bu raporun, bizim ‘evet’ diyebileceğimiz bir metin olmadığını söylüyoruz. Biz, komisyona, barışa katkı sunmak amacıyla, barışa olan ihtiyacın ve özlemin yansıması olarak gerçekleri ortaya koymak için, adaletin sağlanmasına emek vermek için biz bu komisyona girdik. Bugün verdiğimiz ‘hayır’ oyu da kayıtlara ve tutanaklara geçsin. Biz, gerçek bir barıştan ve gerçek bir çözümden yanayız” dedi.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’de yaptığı basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Baş, TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporuna ilişkin şunları kaydetti:

“Komisyon süreci, barışın anlamına ve önemine uygun bir süreç olarak işlememiştir. Açık söyleyeyim; komisyon çalışmaları sırasında bir komisyon çalışmasının şartları bile yerine gelmemiştir. Bu kadar önemli, tarihi bir konu üzerine kurulan bu komisyonda usul tartışmaları bizim açımızdan son derece önemli. 100 yılı aşkın Meclis tarihinde bir komisyon raporunda şerh yazılmasına izin verilmeyen tek örnekle karşı karşıyayız. Kamuoyunda pek çok siyasi partinin şerh düştüğü bilgisi var. Ama rapora bakıyorsunuz, henüz rapor hazırlanmadan önce siyasi partilerin verdiği raporların linkleri konulmuş. Ama şerhler yok. Açığı kapatmak için de son toplantının tam tutanağını basmışlar. Olmayan usuller icat ediyorlar. Çünkü meselenin gerçekten toplumsal düzeyde tartışılmasını, gerçekten çözülmesini isteyen bir tavırla karşı karşıya değiliz. Bu rapor da bunun işareti. Bu özeni ve bu ciddiyeti göremediğimizi kayıtlara geçiriyorum.

“Bahçeli her hafta kürsüde ‘Ahmet’ler makama, ‘Demirtaş yuvasına’ diye maniler okuyor”

Süreç boyunca hiçbir yasal düzenlemeye ihtiyaç duymadan atılması zorunlu olan kimi adımlar var. Bu iktidar, sürekli muhalefete baskı politikaları uygulayan, haksız tutuklamalar yapan, siyasi operasyonları sürdüren bir iktidar. Bütün bu komisyon çalışmaları döneminde bunlar devam etti. Bu ülkede yaşayan neredeyse herkes artık AYM ve AİHM kararlarının uygulanması için bir yasal değişiklik gerekmediğini, bunun uygulanmasının değil, uygulanmamasının suç olduğunu, anayasaya aykırı olduğunu biliyor. Ama Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Tayfun Kahraman, Can Atalay, Osman Kavala haksız şekilde cezaevinde tutulmaya devam ediyor. Kayyum atanan belediyeler gerçeği halen önümüzde. Bunlar yetmiyormuş gibi Akın Gürlek, bütün bu siyasi operasyonların koçbaşı Adalet Bakanı yapılıyor. Gerçekten şaşkınlıkla izliyoruz. Bahçeli her hafta ‘Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına’ diye maniler okuyor kürsüde. Ama birileri bunun hayata geçmesine mani oluyor.

Bu rapor diyor ki, ‘AYM ve AİHM kararları uygulansın.’ Belli ki iddia ettikleri şey -ben inanmıyorum- ‘Anayasa’daki hükmü uygulamayan birtakım görevliler var, birileri bunu engelliyor’ diye söylüyor bu rapor. ‘Buna izin verilmeyecek, bunlar uygulanacak’ diyor.”

“Numan Kurtulmuş’un, AYM kararını yerine getirmesini engelleyen güç kimdir?”

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslenen Baş, AYM kararlarını yerine getirmesi gerektiğini ifade ederek, şönları kaydetti:

“AYM, Hatay Milletvekilimiz Can Atalay ile ilgili Yargıtay kararının okunması işleminin Anayasa’ya aykırı olduğunu, yok hükmünde olduğunu TBMM’ye bildirmiştir. Bu durumda, bu raporun altında imzası olan Numan Kurtulmuş’un yapması gereken son derece basit bir görev vardır. AYM’nin, Numan Kurtulmuş’un masasının üzerinde duran kararının gereği yerine getirmelidir. Can Atalay’ın derhal bir imza ile AYM kararının yanına Numan Kurtulmuş imza atacak, genel sekreterliğe gönderecek ve ‘Can Atalay’ın milletvekilliğine kaydını yapın’ diyecek. Bu yapılmadan biz bu süreci, bu raporu anlamlandırmakta zorluk çekiyoruz. Bütün siyasi tutsaklar için de aynı talebi ifade ediyorum. Numan Kurtulmuş’un, AYM kararını yerine getirmesini engelleyen güç kimdir?

Bu rapora ‘evet’ oyu vermek bu raporun altına imza atmaktır. Biz bu raporun, bizim ‘evet’ diyebileceğimiz bir metin olmadığını söylüyoruz. Biz, komisyona, barışa katkı sunmak amacıyla, barışa olan ihtiyacın ve özlemin yansıması olarak gerçekleri ortaya koymak için, adaletin sağlanmasına emek vermek için biz bu komisyona girdik. Bugün verdiğimiz ‘hayır’ oyu da kayıtlara ve tutanaklara geçsin. Biz, gerçek bir barıştan ve gerçek bir çözümden yanayız.”

“Eğitim sistemini mahvetmiş bir zihniyetle karşı karşıyayız”

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e yönelik eleştirilerde bulunan Baş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Milli Eğitim Bakanı galiba şu anda hayatının en mutlu günlerini yaşıyordur. Biraz önce Tayyip Erdoğan bol bol kendisini övdü. Aslında bir gerçeği ortaya koydu. ‘Siz Yusuf Tekin’le tartışıyorsunuz da ben olmasam o bunları yapamaz zaten’ demiş oldu. Ama şunu söyleyeyim; biz kişilerle değil, zihniyetle uğraşıyoruz. Eğitim sistemini mahvetmiş bir zihniyetle karşı karşıyayız. Yoksul mahallelerindeki okulların tuvaletlerinde sabun, su, tuvalet kağıdı yok. Aileler zorunlu olarak özel okullara mahkum edilmiş durumda. Bu sistematik olarak devam ediyor.

“Okullarda çocuklara bir öğün yemek sunmaktan aciz olan bir bakan, tüm işi gücü bırakmış; şimdi hafiyelik yapıyor”

MESEM’lerde çocuklarımızın öldürüldüğünü hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Patronlar üç kuruş daha fazla kazansın diye çocukların, iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı ve yaşlarına uygun olmayan işlerde çalıştırıldığı; bunun da ölümlere sebebiyet verdiği bir anlayışla Milli Eğitim yönetiliyor. Böyle bir uygulamayı dayatan, bunda direten ve ısrar eden bir zihniyet söz konusu. Biz ne diyoruz? Okullarda çocuklara bir öğün yemek verin diyoruz. Türkiye’nin kaynakları buna uygun, bu yapılabilir diyoruz. Ama okullarda çocuklara bir öğün yemek sunmaktan aciz olan bir bakan, tüm işi gücü bırakmış; şimdi hafiyelik yapıyor.

“Laiklik bu memlekette ekmek kadar, su kadar, hava kadar hayati bir ihtiyaçtır”

Buradan bütün ebeveynlere, annelere ve babalara sesleniyorum: Tam da bu yüzden laiklik bu memlekette ekmek kadar, su kadar, hava kadar hayati bir ihtiyaçtır. Üstelik bu, iktidarın iddia ettiği gibi belli bir kesimin meselesi değildir. Tam tersine, en çok yoksul çocuklar laik eğitimden mahrum bırakılıyor. Emekçinin çocuğu ya imam hatiplere ya da çeşitli tarikat ve cemaatlerin etkisi altındaki okullara mahkûm ediliyor. Dikkat edin, zenginlerin çocukları en lüks özel okullarda, yurt dışında, en iyi eğitim kurumlarında okuyor. İstedikleri gibi eğitim alabiliyorlar. Parası olanın derdi yok. Dert, yoksulun ve emekçinin derdi. Yoksul çocuklara sunulan seçenekler ne? Ya MESEM’e gidecek, ölecek ya bir tarikatın eline düşecek ya da mahallede suç örgütlerinin, çetelerin eline düşecek. İktidarın emekçi çocuklarına sunduğu başka bir seçenek var mı? Peki çocuklarımızı bundan korumak hepimizin görevi değil mi?

“Milli Eğitim müfettişleri, adeta Diyanet müfettişi gibi hareket ediyor”

Milli Eğitim Bakanlığı’nda müfettişler var. Normalde neyi denetlemeleri gerekir? Okulda sabun var mı, su var mı? Çocuklar temiz sınıflarda eğitim alabiliyor mu? Yemek yiyebiliyor, su içebiliyor mu? Spor salonu var mı? Eğitim insani koşullarda mı sürdürülüyor? Müfettişlerin denetlemesi gereken bunlar değil mi? Ama hayır. İzmir’de bir okula gidip 9-10 yaşındaki çocuklara sorular yöneltiyorlar. ‘Din dersiniz işleniyor mu, öğretmeniniz cumhurbaşkanı hakkında kötü bir şey söyledi mi’ diye soruyorlar. Utanmazlar, arlanmazlar siz bu memleketten ne istiyorsunuz? Milli Eğitim müfettişleri, adeta Diyanet müfettişi gibi…

“Milli Eğitim Bakanı’nın işi insanların günahını, sevabını yazmak mıdır?”

Biz bunlara isyan ediyoruz. Bunlara isyan ettiğimiz için de Erdoğan diyor ki ‘yine eski şarkıyı söylüyorlar laiklik tehlikede.’ Diyelim ki biz kötü niyetliyiz olmayan bir şeyi söylüyoruz. Bir gün de siz laikliğe sahip çıkın. Deyin ki ‘laiklik; inananın da inanmayanın da farklı din ve kültürlerin de güvencesidir.’ Çıkın, söyleyin… Varsa, yoksa laikliğin üstünde tepiniyorsunuz. Sonra birileri buna itiraz edince burdan nasıl siyasi rant devşiririm, nasıl milleti kutuplaştırırım, nasıl insanları birbirine düşman ederim, nasıl sınıflarda bile çocukları birbirini kırdırırım, ayrıştırırım. Bu anlayışla ülke yönetiyorsunuz. Milli Eğitim Bakanı’nın işi bu mudur? İnsanların günahlarını, sevaplarını yazmak mıdır?”