Caner Aktan
(TUNCELİ) – Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili ve TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Üyesi İskender Bayhan, “Bu süreçte Kürt halkının beklentileri ve talepleri ele alınmıyor. Aslına bakarsanız bu talepler, Türkiye’de az çok demokrasiden yana olanların, demokratik hak ve özgürlükleri savunanların sahip çıkması gereken taleplerdir. Ancak bu talepler sürekli dile getirilmesine rağmen somut adımlar atılmıyor” dedi.
Bayhan, Tunceli’de düzenlenen “Orta Doğu ve Kürt Sorunundaki Gelişmeler” başlıklı panelde konuştu. Bayhan, konuşmasında sendikacı Mehmet Türkmen’in tutuklanmasına ve bölgedeki siyasal gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek tutuklandığını ifade eden Bayhan, şunları söyledi:
“Savcı, Mehmet Türkmen’in yaptığı bir konuşmanın video kaydını gerekçe göstererek tutuklama talebinde bulunduğunu söylemiş. Ardından da mahkeme savcının talebi doğrultusunda tutuklama kararı vermiş. O konuşmaya bakarsanız, o konuşmayı dinlerseniz tamamen Türkiye’deki emek sömürüsünün ve fabrikalarda yaşanan sermaye terörünün bütün gerçekliğiyle, bütün çıplaklığıyla gözler önüne serildiği bir konuşmadır. Orada suç değil, gerçekler vardır. Ve siz bu tutuklama kararınızla aslında bu gerçekleri onaylamış oldunuz. Antep’te mahkemeleriyle, valisiyle, mülki idaresiyle bütün devlet ve yargı sisteminin Antep burjuvazisinin, sermayesinin, sömürücülerin hizmetinde olduğunu, başta da Şireci’nin hizmetinde olduğunu ispat ettiniz, gösterdiniz. Ama beklediğiniz olmayacak. İstediğinizi alamayacaksınız. Antep işçi sınıfı da dokuma işçileri de Sırma Gıda işçileri de haklarına daha fazla sahip çıkarak, birliklerini büyüterek ve sömürü düzenine karşı çıkarak size yanıt verecek. Biz de parti olarak hep onların yanında olmaya devam edeceğiz. Derhal Mehmet Türkmen serbest bırakılmalıdır.”
“Kürt halkının talepleri görmezden geliniyor”
Bayhan, konuşmasının devamında Kürt sorunu ve bölgedeki gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
“PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetme kararını Saray rejimi ve Cumhur İttifakı’nın kendi çıkarları doğrultusunda kullandığını” söyleyen Bayhan, “Bu süreçte Kürt halkının beklentileri ve talepleri ele alınmıyor. Aslına bakarsanız bu talepler, Türkiye’de az çok demokrasiden yana olanların, demokratik hak ve özgürlükleri savunanların sahip çıkması gereken taleplerdir. Ancak bu talepler sürekli dile getirilmesine rağmen somut adımlar atılmıyor. Dolayısıyla buna karşı tepki gösteriyorum. Başta Kürt işçileri, emekçileri, yoksulları ve gençleri olmak üzere bu ülkede gerçek anlamda barıştan ve demokratikleşmeden yana olanlar, Kürt sorununun demokratik çözümünden yana olanlar bu duruma tepki gösteriyorlar ve haklıdırlar. Bu tepkilerin daha da büyümesi gerekir” diye konuştu.
“Bölgede paylaşım mücadelesi yürütülüyor”
Bayhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdğan’ın Orta Doğu’ya ilişkin açıklamalarına da değinerek şunları kaydetti:
“Erdoğan’ın ‘Bu coğrafyada sınırlar yeniden çizilecekse biz payımıza düşeni alacağız. Eğer bu coğrafya yeniden paylaşılacaksa biz bu coğrafyanın has sahibiyiz. Kimse bizim bunun karşısında kayıtsız kalmamızı beklemesin. Biz hakkımız neyse onu alacağız. Bunun için cesur olacağız, özgüvenli olacağız, kararlı olacağız ve bunun için savaşacağız’ şeklinde ifadeleri var. Bunlar onun sözleridir ve kendi ifadeleridir. Dolayısıyla bu yaklaşım, bu coğrafyanın emperyalistler ve bölgesel güçler tarafından yeniden paylaşılma siyasetinde pay kapma mücadelesinde Türkiye burjuvazisinin ve sermayesinin çıkarlarını ifade etmektedir.”
“Büyük sermayenin bölgesel hesapları var”
Bayhan, Türkiye’de TÜSİAD’ın, MÜSİAD’ın, TİSK’in ve diğer sermaye örgütlerinin Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya, Orta Doğu’dan Güney Asya’ya uzanan hatta yaşanan savaş ve çatışma süreçlerine ilişkin çeşitli hesapları ve planları olduğunu ifade ederek, “‘Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk dünyası’, ‘Büyük Türk devletleri topluluğu’, ‘İslam dünyası kardeşliği’ gibi söylemler farklı dönemlerde iktidarlar tarafından dile getirildi. Bunlar, Türkiye büyük sermayesinin, özellikle dünya kapitalizmine ve Batı emperyalizmine bağımlı büyük sermaye gruplarının bölgesel hesaplarını ve hedeflerini içeren bir siyasettir. Cumhur İttifakı ve Tayyip Erdoğan da bu yaklaşımı ‘Yeni Osmanlıcılık’ siyaseti olarak formüle ediyor ve ‘Buradan payımıza düşeni alacağız’ diyor.” diye konuştu.
“Masada olmazsanız menüde olursunuz siyaseti”
Bayhan, iktidarın dış politika söylemlerini de eleştirerek şöyle konuştu:
“Son dönemde Gazze’de yaşanan katliamlar ve Suriye’deki gelişmeler üzerinden yeni bir çerçeve çiziliyor. Erdoğan’ın ‘Masada olmazsanız menüde olursunuz’ şeklinde bir sözü var. Yani menüde değil, masada olma siyaseti. Peki Suriye’de masada kim var? Netanyahu var, Trump var. Türkiye de masada olmaya çalışan bir aktör olarak yer alıyor. Peki menüde kim var? Halklar var; Kürtler var, Aleviler var, Araplar var, Ezidiler var. Gazze’de de durum farklı değil. Orada da büyük güçlerin temsilcileri masada oturuyor. Menüde ise Gazze halkı var” dedi.
“Barışı ve demokrasiyi halkların mücadelesi getirecek”
Bayhan, konuşmasının sonunda bölgede barış ve Türkiye’de demokrasi mücadelesine vurgu yaptı.
“Bölgede barış ve Türkiye’de demokrasi adına bir adım atılacaksa, bu içeride ve dışarıda işçi sınıfının, farklı inançlardan ve kimliklerden emekçilerin ve ezilen halkların ortak mücadelesiyle olacaktır. Bu tarihsel bir gerçektir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya işçi sınıfının temsilcileri ‘Bütün dünyanın işçileri ve ezilen halkları birleşin’ çağrısı yaptılar. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşananlar, 1974 sonrası dönem, 1989-90 süreçleri ve sonrasındaki gelişmeler bize şunu göstermiştir: Mücadele olmadan kazanılmış hiçbir hakkın kalıcı güvencesi yoktur. Bugün Orta Doğu halklarının ve Türkiye halklarının geçmişte kazandıkları haklar dahil hiçbir şey garanti altında değildir. Bu nedenle yeni bir tarih yazmak zorundayız. Barışın, demokratikleşmenin ve Kürt sorununun çözümünün tarihini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu ülkenin sömürülen ve ezilen halk kesimleri yazacaktır.”

