(ANKARA)- Emek Partisi (EMEP) tarafından paylaşılan bildiride, “Emperyalist politikalardan ve bağımlılık ilişkilerinde arınmış bağımsız, demokratik ve laik bir Türkiye ancak en geniş işçi ve emekçi birliğini sağlayarak; emek ve demokrasi güçlerinin ortak mücadelesini büyüterek olacaktır. Böyle bir ülkede yaşayan herkese sorumluluk düşmektedir. Kadın, erkek, genç, Türk, Kürt her milliyetten işçi ve emekçiye çağrımız; yoksullaştırmaya, baskılara, savaş kışkırtıcılığına karşı genel grev ve direniş hattında birleşme çağrısıdır” ifadeleri kullanıldı.
EMEP, İstanbul’da gerçekleştirdiği toplantının ardından, ekonomik ve siyasal gelişmelere ilişkin değerlendirme ve sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaştı. Bildiride, partinin 27 Eylül 2025’te yaptığı “Saray rejimine karşı ekmek, barış ve özgürlük için birleşme” çağrısının güncelliğini koruduğu belirtildi.
İşçi ve emekçilere örgütlü mücadele ve birleşik direniş çağrısı yapılan bildirgede, şu ifadelere yer verildi:
“Partimizin 27 Eylül 2025 tarihinde İstanbul’da açıkladığı ‘Saray Rejimine Karşı Ekmek, Barış, Özgürlük İçin Birleşmeye ve Mücadele Etmeye’ çağrısını bir kez daha yineliyoruz. Aradan geçen beş ayda yaşanan ekonomik, siyasal ve uluslararası gelişmeler, 27 Eylül’deki tespit ve çağrımızı doğrulamakta ve öngörülerimize uygun ilerlemektedir. Saray iktidarı ve etrafındaki güçler, faşist rejimin inşası yönünde adımlar atmaya devam etmektedir. Uygulanan ekonomik programla ucuz emek, düşük ücret politikası sürmektedir. Bu program ‘IMF’siz IMF’ programıdır ve uluslararası tekellerle Türkiye burjuvazisinin çıkarları doğrultusunda hazırlanmıştır. Asgari ücretin açlık sınırı altında belirlenmesi, Metal TİS sürecinde yapılan dayatmalar, enflasyon ölçümündeki hilelerle ücretlerin daha da düşürülmeye çalışılması, emeklilere sefalet maaşı ödenmesi; geçen yıl yapılan TİS’ler’de kamu işçisine ve kamu emekçisine dayatılan yoksulluk düzeninin devamıdır.
“İktidar, sandığa yansıyan halk iradesini sürekli olarak kırmaya çalışmaktadır”
Saray rejimi altında toplumun her kesimi giderek yoksullaştırılırken ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynakları da yerli-ybancı sermaye ortaklıklarına açılmıştır. Eski sömürge madenciliği uygulaması başlatılmış, ÇED raporu gerekliliği neredeyse iptal edilerek şirketlere ruhsat ve maden arama izinleri her türlü kolaylık sağlanarak verilmeye başlanmıştır. Bu durum, doğaya ve halkın yaşam alanlarına yönelik tahrip edici etkilerle devam etmektedir. Her yoldan ve koldan sermayeyi güçlendirmeyi amaçlayan iktisadi politikanın uygulayıcısı saray iktidarı itiraz, protesto ve hak arama mücadelelerini bastırmak için de yargı sistemini özel bir baskı ve düzenleyici araç olarak şekillendirmeyi de ihmal etmemiştir. Siyasi tutsaklar için verilen AİHM ve AYM kararları uygulanmamakta; DEM Partili ve CHP’li belediyelere kayyum atamak suretiyle siyasi rakiplerini bertaraf etmeye çalışan iktidar güçleri, aynı zamanda kentsel birikim ve kaynakları sömürmek için hiçbir yasal prosedüre uymak zorunluluğunu hissetmeden kendi önünü açmaktadır. İktidar, sandığa yansıyan halk iradesini sürekli olarak kırmaya çalışmaktadır.
Bir yandan halkı umutsuzluğa sevk etmeye yönelik uygulamaları sürdüren; diğer yandan da mafya ve çetelere hem müsamaha gösteren hem de onlarla alttan alta koalisyon halinde olan saray iktidarı, ülkenin bir uyuşturucu güzergahı haline gelmesinde sakınca görmemiştir. Uyuşturucu satıcılığı okul önlerine, sokaklara kadar inmiş; gençlik arasında çeteleşmeler başlamış ve yargıya intikal eden olaylarda sorumlular arka kapıdan salıverilmiş; suyun başını tutanlar ise asla ‘yakalanamamıştır’.
Suriye’deki Kürtlerin yazgısını belirlemeye çalışan Erdoğan ve Bahçeli, içeride başlattıkları ‘süreç’ bağlamında, Kürt halkının eşit koşullarda bir arada yaşama; başta ana dil hakkı olmak üzere kültürel taleplerini telaffuz etmemekteler. Onlara göre Kürt sorunu terör sorunu anlamına gelmektedir. Meclis’te kurulan ancak adil ve eşit bir biçimde işletilmeyen komisyon dışında da şimdiye kadar hiçbir adım atılmış değildir.
Erdoğan-Trump arasındaki ilişki, yaptırım-ödül-ambargo ve ticari olmak üzere çeşitli yöntemlerle güçlenmiş ve Türkiye’nin ABD’ye bağımlılık ilişkisi bir suç ortaklığına dönüşecek duruma gelmiştir. Saray iktidarı bölgedeki paylaşım mücadelesinde rakip olarak gördüğü ABD’nin teyitli jandarması olan İsrail ile başta Gazze sorunu olmak üzere birçok konuda aynı platformda bulunmuştur. ABD’nin yol haritası için ticari ve stratejik ortaklık yapmış, bölgenin inşasında birlikte görev almak durumunda kalmıştır.”
“Birleşik ve örgütlü mücadelesi sayesinde halk kendi geleceği üzerinde söz sahibi olabilecektir”
Hem Türkiye’de hem yakın coğrafya olan Orta Doğu’da hem de dünyada yaşanan gelişmelerin Türkiye işçi sınıfının ve emekçilerin mücadelesinin daha örgütlü olmasını, sermayenin saldırılarını püskürtecek düzeyde gelişmesini gerektirdiği kaydedilen bildiride “Sömürüden, baskılardan ve faşist uygulamalardan kurtuluşun başka bir yolu yoktur. Ancak işçilerin, kamu emekçilerinin, üretici köylülerin; fabrikalardan, semtlerden, işyerlerinden başlayan birleşik ve örgütlü mücadelesi sayesinde halk kendi geleceği üzerinde söz sahibi olabilecektir.” denildi.
Kadınların uğradığı şiddet ve ayrımcılığa, kadın katillerinin cezasızlıkla ödüllendirilmesine karşı mücadelenin, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde yükselmesinin önemine işaret edilen bildiride, şunlar yer aldı:
“Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması, örgütlenme hakkı, grev yasaklarının son bulması, MESEM projelerinin iptal edilmesi için; yoksullaştırmaya, işsizliğe, düşük ücrete, iş cinayetlerine karşı işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ın kitlesel ve coşkulu geçmesi için mücadele büyütülmelidir.
Basın ve ifade özgürlüğünün sağlanması, gösteri ve yürüyüş hakkının sınırsızca kullanılması, kayyum uygulamasının son bulması, halk iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının göreve iade edilmesi, tutukluların serbest bırakılması, genel siyasal affın çıkarılması, Suriye’de yaşayan halkların iradesine müdahalenin ve baskı politikalarının sonlandırılarak halkın kendi geleceğini belirlemesi; saray iktidarının emperyalistler ve bölgedeki işbirlikçileri ile ilişkileri sonlandırması; Suriye ve sınırımız olan ülkelerle barış içinde bir arada yaşamanın zemininin oluşması, Rojava-Kobane’de yaşanan kuşatmanın kaldırılması; ilaç, gıda ve her türlü insani yardımın ulaşımının kolaylaştırılması; başta Mürşitpınar olmak üzere sınır kapılarının açılması önceliğimizdir.
Emperyalist politikalardan ve bağımlılık ilişkilerinde arınmış bağımsız, demokratik ve laik bir Türkiye ancak en geniş işçi ve emekçi birliğini sağlayarak; emek ve demokrasi güçlerinin ortak mücadelesini büyüterek olacaktır. Böyle bir ülkede yaşayan herkese sorumluluk düşmektedir. Kadın, erkek, genç, Türk, Kürt her milliyetten işçi ve emekçiye çağrımız; yoksullaştırmaya, baskılara, savaş kışkırtıcılığına karşı genel grev ve direniş hattında birleşme çağrısıdır.”

