Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ekrem İmamoğlu’ndan, “Silivri’de bir günüm nasıl geçiyor?” videosu: “Eninde sonunda biliyorum, her şey çok güzel olacak”

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun sosyal medya hesaplarından, Silivri Cezaevindeki bir günlük rutinini anlatan animasyon video yayımlandı. İmamoğlu, sesinin yapay zekayla oluşturulduğu videoda, “Hukuksuzluklar ve sorunlar çok önde. Ama eninde sonunda biliyorum, her şey çok güzel olacak” dedi. 

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun

(ANKARA) – CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun sosyal medya hesaplarından, Silivri Cezaevindeki bir günlük rutinini anlatan animasyon video yayımlandı. İmamoğlu, sesinin yapay zekayla oluşturulduğu videoda, “Hukuksuzluklar ve sorunlar çok önde. Ama eninde sonunda biliyorum, her şey çok güzel olacak” dedi.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun sosyal medya hesaplarından “Silivri’de bir günüm nasıl geçiyor?” başlıklı bir video yayımlandı. Yapay zeka ile hazırlanan videoda, İmamoğlu’nun sesinden cezevinde bir gününün nasıl geçtiği anlatılıyor.

Videoda İmamoğlu’nun sesinden kullanılan ifadeler şöyle:

“Sabah duyulan ilk ses, avlunun demir kapısının sert kilit açılışı. Bu sesle birlikte sabahı karşılıyor, gardiyan arkadaşlarla selamlaşıyorum. Biraz kültür-fizik ve esneme hareketleriyle güne başlıyorum. Ardından kahvaltımı hazırlayıp çayımı içerek sabah haberlerine kısa bir bakış atıyorum.

Avukatım geldiğinde günlük ziyaretçi programımı gözden geçiriyor, görüşme notlarımı ve çalışma raporlarımı toparlıyorum. Günlük rutinimi avluda 15 ila 20 dakika yürüyüşle tamamlıyorum. Duruşma günleri ya da planlanmamış ziyaretler olduğunda akış değişebiliyor.

“Kapalı spor ayda bir, açık spor haftada bir saat. Hepsi tek kişilik”

Hapishanede 12 metrekare kapalı, 24 metrekare açık alanda rutinimi zenginleştirmeye çalışıyorum. Sporu sabaha sıkıştırmıyorum. Gün içinde mat üzerinde ya da pencere demirlerine dönük şekilde yarı şınav ve bacak, bel, boyun, omuz hareketleri yapıyorum. Günde iki-üç tur yürümeye gayret ediyorum. Haftada bir açık sahada futbol topuyla tek başıma yürüyor, koşuyorum. Kapalı spor ayda bir, açık spor haftada bir saat. Hepsi tek kişilik.

“Kahvaltımı çeşitlendirmeye gayret ediyorum”

Yemek seçme huyum olmaz. Belki de her sofraya uyumum çocukluğumdan geliyordur. Çocukluğum bana doğa içinde en özgür anları hatırlatır. Köyümde evden çıkar, akşam karanlığında eve dönerdim. Trabzon’un birarada olmayan dağınık köy yerleşiminde rastladığım komşu evlerin kapısını çalar, ‘abla, teyze’ diye seslenirdim. Farklı evlerde ne yemek gelirse ya da ekmek arası atıştırmalıkları yerdim. Bu da beni yemek seçmemeye alıştırmış olabilir.

“Ayda bir de olsa bütün tutsaklara bir balık öğünü verilmesini önerdim”

Cezaevinde öğle ve akşam yemek dağıtımlarına büyük oranda uyum sağlıyorum. Kahvaltımı çeşitlendirmeye gayret ediyorum. Peynir, zeytin, çay, haşlanmış yumurta, bazen sütle müsli ve helva, bazı günler bal ve az zeytinyağına en fazla bir dilim ekmek. Ateş ve ocak olmadığı için elektrikli su ısıtıcıda kaynayan suyun üzerine konan tencerede kavurma ya da ton balıklı salata yaparak soframı renklendirmeye çalışıyorum. Dışarıdaki tatları özlemek gibi bir lüks hissetmedim. Zihnimi, ruhumu ve damağımı meşgul etmedi. Ayda bir de olsa bütün tutsaklara kolay servis edilecek bir balık öğünü verilmesini önerdim. Çeşitlilik ve sağlık açısından iyi olabileceğini düşündüm.

“Ayn Rand’ın Yaşamak İstiyorum, Ahmet Ümit’in Patasana ve Ayşe Kulin’in Veda romanlarını bir arada okuyorum”

Buranın zor zamanları ya da zorlayıcı bir zaman dilimi diye bir kavram yok. Okumalarımı çeşitlendiriyorum. Şu günlerde Ayn Rand’ın Yaşamak İstiyorum, Ahmet Ümit’in Patasana ve Ayşe Kulin’in Veda romanlarını bir arada okuyorum. Akşam 22.00 ile 24.00 arasını mümkün olduğunca romanlara ayırıyorum. Gün içinde Bilsay Kuruç’un Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi kitabını okuyorum. Herkese ısrarla tavsiye ederim. Tanıl Bora’nın Cereyanlar ve Timur Kuran’ın Ertelenen Özgürlükler okumaya devam ediyorum.

“Nutuk’u üçüncü kez bitiriyorum”

Nutuk’u üçüncü kez bitiriyorum. Bu kez bolca not alıyorum. Bir roman bittiğinde üzülüyorum. Okumaya başlama heyecanı, sürükleyiciliği ve bitince duyulan hüzün güzel bir tat bırakıyor. Lütfen okuyun; kitap hayattır. Kalem, kâğıt, silgi yok. Tükenmez kalemle yazmak zor. Bazen bir mektubu üç kez yazmak gerekiyor. Sürekli not alıyorum. Binlerce mektuba cevap yazmaya gayret ettim. Sadece bugün 30 sayfa yazmışım. Süzülmüş hâli 13 sayfa. Yazmak, bilgiyi aktarmanın en verimli yolu.

“Üç hücre yanımdan gelen Emrah’ın saz sesi duyuluyor”

Planlı müzik dinleyemiyorum. Televizyonu saatlerce açmıyorum. Bazen spor ya da müzik kanalları. Akşamları üç hücre yanımdan gelen Emrah’ın saz sesi duyuluyor. İlginç bir deneyim.

“Az da olsa şiir yazıyorum. Başucumdaki şairleri çeviriyorum”

Aklıma gelen fikirler bazen projeye, rapora ya da planlamaya dönüşüyor. Bazen şarkılara eşlik ediyorum. Hücrede yazmak, dinlemek ve okumak insanın iç dünyasını daha güçlü harekete geçiriyor. Az da olsa şiir yazıyorum. Başucumdaki şairleri çeviriyorum, ilham gelsin diye. Ancak hukuksuzluklar ve sorunlar çok önde. Ama eninde sonunda biliyorum, her şey çok güzel olacak.”