Haber: Caner AKTAN
(TUNCELİ) – Eğitim Sen Tunceli Şube Başkanı Mehmet Aşkın, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) “Okul Dışı Öğrenme Ortamları” projesine ilişkin “Son dönemde ‘okul dışı öğrenme ortamları’ uygulamasıyla birlikte, okul içinde kurulan ideolojik çerçeve öğrencilerin yaşam alanlarına taşınmaktadır. Okul içi alanların ardından, şimdi öğrencilerin sosyal, kültürel ve gündelik yaşam alanları da dini referanslar temelinde yeniden düzenlenmektedir” dedi.
Eğitim Sen Tunceli Şube Başkanı Mehmet Aşkın, MEB’in “Okul Dışı Öğrenme Ortamları” projesine tepki gösterdi. Aşkın, şunları kaydetti:
“Son dönemde ‘okul dışı öğrenme ortamları’ uygulamasıyla birlikte, okul içinde kurulan ideolojik çerçeve öğrencilerin yaşam alanlarına taşınmaktadır. Okul içi alanların ardından, şimdi öğrencilerin sosyal, kültürel ve gündelik yaşam alanları da dini referanslar temelinde yeniden düzenlenmektedir. Bu durum, çocukların ve gençlerin özgür düşünme, eleştirel sorgulama ve bilimsel öğrenme olanaklarını doğrudan zayıflatmaktadır. Bu yönelim yalnızca pedagojik sonuçlar doğurmakla kalmamakta, aynı zamanda kamusal alanda ciddi bir dışlama pratiğini de beraberinde getirmektedir.
“Aleviliğin yok sayılması uygulamanın tarafsızlıktan ne denli uzak olduğunu açıkça göstermekte”
Eğitim politikalarında belirli bir dini anlayışın merkeze alınması, farklı inançların, kültürel kimliklerin ve yaşam biçimlerinin sistematik olarak dışlanmasına, hatta görünmez kılınmasına yol açmaktadır. Dersim’de okul dışı öğrenme ortamı olarak belirlenen 25 mekan arasında, diğer inançlara yer verilmesine rağmen Alevi inanç merkezlerinin dışlanması bu yaklaşımın en somut ve çarpıcı örneklerinden biridir. Aleviliğin yok sayılması, söz konusu uygulamanın tarafsızlıktan ve çoğulculuktan ne denli uzak olduğunu açıkça göstermektedir. Kamuoyunda oluşan tepkiler ve sendikamızın itirazları sonrasında Alevi inanç merkezlerinin eklenerek listenin güncellenmesi, bu eksikliğin kendiliğinden değil, ancak toplumsal mücadele ve örgütlü duruşla görünür hale gelebildiğini göstermiştir. Bu durum, ülkede inançlar arasında gerçek bir eşitliğin henüz sağlanmadığının ve Anayasa’da yer alan laiklik ilkesinin uygulamada karşılık bulmadığının açık bir göstergesidir.”
“Kamusal eğitim laiklik ve bilimsellik temelinde yürütülmeli”
Kamusal eğitimin hiçbir dini ya da mezhebi anlayışı merkeze alarak yürütülemeyeceğini ifade eden Aşkın, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Kamusal eğitim, hiçbir dini, mezhebi ya da ideolojik anlayışı merkeze alan bir yaklaşımla yürütülemez. Anayasa’nın 2. ve 24. maddelerinde yer alan laiklik ilkesi ve Millî Eğitim Temel Kanunu’nun temel ilkeleri gereği, eğitim hizmetleri laiklik, bilimsel yaklaşım, tarafsızlık, eşit yurttaşlık ve çoğulculuk temelleri üzerinde sunulmalıdır. Bu ilkeler yalnızca mevzuatta değil, eğitim politikalarının planlanmasından uygulanmasına kadar tüm aşamalarda somut karşılık bulmak zorundadır. Aksi takdirde kamusal eğitim sisteminin meşruiyeti ve güvenilirliği ortadan kalkmaktadır.”
Aşkın, kamusal alanın belirli bir inanç ve mezhep anlayışına göre yeniden düzenlenmesinin toplumsal barışı zedelediğini belirterek, eğitimin farklılıkların bastırıldığı değil, özgürce ifade edildiği demokratik bir alan olması gerektiğini belirtti.

