Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Eğitim Sen Genel Başkanı Irmak: “Akademide lisans eğitiminin 3 yıla indirilmesi tartışması Türkiye’nin mevcut gerçekliğine uygun değildir”

Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar’ın, yükseköğretimde eğitim süresinin 4 yıldan 3 yıla indirilmesine yönelik açıklamalarına ilişkin, “Akademide bilimi ve bilimsel özerkliği zayıflatan bu temel yapısal meseleler varlığını sürdürürken, lisans eğitiminin 3 yıla indirilmesi tartışması Türkiye’nin mevcut gerçekliğine uygun değild

Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol

(ANKARA) – Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar’ın, yükseköğretimde eğitim süresinin 4 yıldan 3 yıla indirilmesine yönelik açıklamalarına ilişkin, “Akademide bilimi ve bilimsel özerkliği zayıflatan bu temel yapısal meseleler varlığını sürdürürken, lisans eğitiminin 3 yıla indirilmesi tartışması Türkiye’nin mevcut gerçekliğine uygun değildir. Bu düzenleme, bir yandan ders yoğunluğunun artmasına ve pedagojik derinliğin kaybolmasına neden olacaktır” dedi.

Eğitim Sen, “2025-2026 Yükseköğretim Ara Dönem Raporu”nu sendikanın genel merkezinde düzenlenen basın toplantısında açıkladı. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, ilköğretimden yükseköğretime kadar eğitim sisteminin tüm kademelerinde “piyasa odaklı ve otoriter yaklaşımların, baskıcı idari yapıların ve bunların yol açtığı antidemokratik uygulamaların” temel sorun alanları olarak öne çıktığını savundu.

“6 milyon 835 bin öğrencinin yaklaşık yüzde 44’ü açıköğretim yoluyla üniversiteye devam etmektedir”

Yükseköğretimdeki yapısal sorunlara dikkati çeken Irmak, AK Parti iktidarı döneminde gerçekleştirilen müdahaleler sonucunda akademik özgürlük ve üniversite özerkliğinin ciddi biçimde zayıfladığını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:

“Kayyum rektör düzeni neredeyse kurumsallaşmış hale gelmiştir. Diğer taraftan barınma krizinden akademik yoksulluğa uzanan ve eğitimi sınıfsal bir ayrıcalığa dönüştüren bir eğitim modeliyle de karşı karşıyayız. Nitelik meselesi ise ilkokuldan yükseköğretime kadar devam etmektedir. Üniversitelerde de nitelikli eğitimin verilemiyor olması, bilim alanını ciddi şekilde zayıflatmış durumdadır. Yükseköğretimde yaklaşık 6 milyon 835 bin öğrenci öğrenim görmektedir. Ancak bu öğrenimin yüzde 44,7’si açıköğretim alanındadır. Bu oldukça ciddi bir sayıdır, 6 milyon 835 bin öğrencinin yaklaşık yüzde 44’ü açıköğretim yoluyla üniversiteye devam etmektedir. Elbette bunun birçok sebebi vardır. Örgün eğitimde öğrenim gören öğrenci oranı ise yüzde 55’tir. Devlet üniversitelerinde bir öğretim elemanına düşen öğrenci sayısı 38 iken, vakıf üniversitelerinde bu sayı yalnızca 25’tir.”

“Öğrenciler yurtlarda barınamadıkları için çalışmak zorunda kalmakta ya da okulu terk etmekte”

Irmak, Türkiye’deki üniversite öğrencilerine yönelik yurt kapasitesinin yeteriz olduğunu belirterek, “Türkiye’de şu anda örgün eğitimdeki toplam öğrenci sayısı 4 milyon 63 bin iken, bunların devlet yurtlarına yerleşen sayısı 1 milyon 3 kişidir. Yani her dört öğrenciden ancak biri devlet yurtlarında barınabilmektedir. Diğer öğrenciler barınma sorununu kendi imkanları çerçevesinde çözmek zorunda kalmaktadır. Öğrenci yoksulluğu, maalesef eğitim hakkının adeta bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmesine yol açmaktadır. Türkiye’de 187 bin yurt kapasitesi bulunmasına karşın 4 milyon 63 bin öğrenci vardır. Bu öğrenciler yurtlarda barınamadıkları için çalışmak zorunda kalmakta ya da okulu terk etmektedir” dedi.
“Türkiye’de yapısal sorunlar devam ettiği sürece, lisans programlarının 3 yıla indirilmesi uygun değildir”
YÖK Başkanı Erol Özvar’ın, yükseköğretimde eğitim süresinin 4 yıldan 3 yıla indirilmesine yönelik açıklamalarına ilişkin Irmak, şu eleştirilerde bulundu:

“YÖK, 12 Eylül darbesinin ardından kurulmuş ve 45 yıldır üniversiteler üzerinde bir kılıç gibi sallanan, antidemokratik uygulamaları içeren bir yapıdır. Akademide bilimi ve bilimsel özerkliği zayıflatan bu temel yapısal meseleler varlığını sürdürürken, lisans eğitiminin 3 yıla indirilmesi tartışması Türkiye’nin mevcut gerçekliğine uygun değildir. Bu düzenleme, bir yandan ders yoğunluğunun artmasına ve pedagojik derinliğin kaybolmasına neden olacaktır. Diğer yandan eğitimi diploma üretimi ve sertifika verme programına dönüştürecek, akademisyenler açısından ise ders yükünü artırarak bilimsel üretim ve araştırmaya ayrılan zamanı azaltacak bir yoğunluk yaratacaktır. Bu uygulamalar bazı ülkelerde ‘Bologna Süreci’ gerekçe gösterilerek hayata geçirilmektedir. Ancak o ülkelerde öğrenci başına düşen akademisyen sayısının Türkiye’ye kıyasla neredeyse iki katı olması, ayrıca ekonomik ve bilimsel özerklik açısından daha demokratik bir yapının bulunması gibi koşullar söz konusudur. Türkiye’de yapısal sorunlar devam ettiği sürece, lisans programlarının 3 yıla indirilmesi uygun değildir.”

“Demokratik üniversite modeline geçilebilmesi için yapısal bir reforma ciddi şekilde ihtiyaç vardır”

Irmak, açıklamasının sonunda talep ettikleri üniversite modelini şu ifadelerle anlattı:

“Bugünkü mevcut durumu kabaca ifade etmek gerekirse, siyasal iktidarın arka bahçesine dönüşmüş bir akademiden bahsediyoruz. Paralı ve ticarileşmiş bir eğitim yaklaşımı her geçen gün şirkete dönüşmüş üniversite biçiminin arttığını gösteriyor. Baskıcı ve merkeziyetçi bir yönetim söz konusu. Rektörler tek başına, tek imzayla atanıyor ve rektörlerin yetkileri neredeyse bir cumhurbaşkanı kadar geniş. Böyle bir eğitim modeliyle karşı karşıyayız. Mevcut durumda öğrenciler, adeta müşteri profiliyle görülüyor ve bu şekilde yaklaşılıyor. Bu nedenle, hedeflenmesi gereken üniversite modelini biz şöyle tarif ediyoruz, bilimsel ve idari özerkliğin kesinlikle sağlandığı, parasız, eşit ve nitelikli eğitim yaklaşımının uygulandığı, demokratik ve katılımcı bir yönetimin oluştuğu modelde, üniversitedeki tüm bileşenler bir araya gelerek üniversite yönetimini belirliyor. Demokratik üniversite modeline geçilebilmesi için yapısal bir reforma ciddi şekilde ihtiyaç vardır. Yeni bir üniversite yasası ortaya konarak, YÖK’ün tüm antidemokratik yapısını ortadan kaldıracak bir düzenlemeyle üniversitelerin yeni, demokratik ve özgür bir yapıya kavuşturulması, diğer taraftan idari personelin iş güvencesi ve katılım haklarıyla güçlendirilmiş gerçek bir özerkliğe dönüştürülmesi, şeffaf ve liyakata dayalı bir üniversite modelinin hayata geçirilmesi talebimizdir.”

“Bu imza kampanyamız tüm üniversitelerde devam edecektir”

Taleplerinin yerine getirilmesi için Eğitim Sen olarak imza kampanyası başlattıklarını duyuran Irmak, “Yükseköğretim tazminatı idari ve teknik personele tanımlanmamıştır. Bu hakların tanınmaması ve ek olarak üniversite ödeneği ile yükseköğretim tazminatı uygulamalarında ayrımcılığın sürdürülmesi, idari ve teknik işleri yürüten personel açısından ciddi mağduriyetlere yol açtığı hepimiz tarafından bilinmektedir. Bu nedenle, statü ayrımı gözetmeksizin tüm üniversite personeline yükseköğretim tazminatı ve üniversite ödeneği ödenmesini, yükseköğretim çalışanları üzerindeki tüm ayrımcı uygulamalara son verilmesini talep ediyoruz. Bu imza kampanyamız tüm üniversitelerde devam edecektir” dedi.