(ANKARA) – Dünya Anadili Günü kapsamında düzenlenen 3. Anadili Sempozyumu’nda konuşan Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Ana dilde eğitimi ‘bölücülük’, ‘tehdit’ ya da ‘lüks’ olarak tanımlamak bilime, pedagojik bilgiye ve çağdaş eğitim anlayışına sırt dönmektir. Politik gerçeklik açısından bakıldığında ise ana dilinde eğitim bir hak mücadelesidir” dedi. KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, “Demokratik bir çözüm gerçekleşecekse eşit yurttaşlık da gerçekleşir elbette ve eşit yurttaşlık ise ana dil hakkının güvence altına alınmasıyla başlayacaktır. Deyim yerindeyse yurttaşlığın ABC’si de ana dilde eğitim hakkının gereğinin yerine getirilmesiyle başlayacaktır. Ana dilde kamusal hizmet bir lütuf değil, eşit yurttaşlığın sorumluluğudur” ifadesini kullandı.
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, Eğitim-Sen’in ev sahipliğinde 21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında Ankara’da düzenlenen 3. Anadili Sempozyumu’nda konuştu.
Ana dilinde eğitimin yalnızca pedagojik bir konu olmadığını ifade eden Irmak, bunun aynı zamanda insan hakları ve eşit yurttaşlık meselesi olduğunu vurguladı. Dilin, bireyin düşünsel ve duygusal gelişiminde temel rol oynadığını belirten Irmak, “Ana dili yok sayılan bir eğitim sistemi çocuğun yalnızca dilini değil, özgüvenini, öğrenme motivasyonunu ve bilişsel gelişimini de doğrudan baskılar. Bu nedenle ana dilinde eğitim pedagojik olarak bir tercih değil, çocuğun üstün yararı açısından vazgeçilmez bir zorunluluktur” dedi.
“Ana dilinde eğitim alan çocukların okula devam oranı yükselir”
Bilimsel araştırmaların ana dilinde eğitim alan çocukların akademik başarılarının arttığını ve okula devam oranlarının yükseldiğini ortaya koyduğunu belirten Irmak, çok dilli eğitim modellerinin birçok ülkede eğitim sisteminin temel unsurları arasında yer aldığını söyledi. Irmak, şöyle konuştu:
“Bilimsel gerçeklik açısından bakıldığında ise ana dilde eğitim evrensel bir eğitim ilkesidir zaten. Dünyada çok dilli ve çok kültürlü toplumlarda eğitim alanında yürütülen sayısız bilimsel araştırma şunu göstermektedir: Ana dilinde eğitim alan çocukların okula devam oranı yükselir. Akademik başarıları artar. İkinci ve üçüncü dilleri öğrenme kapasiteleri zayıflamaz. Tam tersine daha da güçlenir. Eğitimden erken kopuş ve okul terkleri de beraberinde azalmış olur. Bugün Finlandiya’dan Kanada’ya, İspanya’dan Güney Afrika’ya kadar pek çok ülkede ana dilinde çok dilli eğitim modelleri eğitim sistemlerinin temel unsuru haline gelmiştir.
Bu bilimsel gerçekler ortadayken ana dilde eğitimi ‘bölücülük’, ‘tehdit’ ya da ‘lüks’ olarak tanımlamak bilime, pedagojik bilgiye ve çağdaş eğitim anlayışına sırt dönmektir. Politik gerçeklik açısından bakıldığında ise ana dilinde eğitim bir hak mücadelesidir. Ana dilde eğitim meselesi yalnızca pedagojik ya da teknik bir konu da değildir”
“Ana dilinde eğitim talebi, demokratik birlikte yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır”
Ana dilinde eğitimin demokratikleşme ile doğrudan bağlantılı olduğunu kaydeden Irmak, “Bir dilin kamusal alanda ve eğitimde dışlanması, o dili konuşanların eşit yurttaşlık hakkının sınırlandırılması anlamına gelir. Ana dilinde eğitim talebi, kültürel varoluşun, kimliğin, toplumsal barışın, demokratik birlikte yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. Eğitim Sen olarak altını özellikle çiziyoruz: Ana dilinde eğitim olmadan gerçek bir demokrasi kurulamaz. Bir ülkede barıştan, toplumsal eşitlikten ve adaletten söz edeceksek bunun yolu inkar ve asimilasyondan değil, hak tanıma ve eşitlikten geçer. Sendikal sorumluluk açısından bakıldığında eğitim emekçileri bu mücadelenin öznesi olmalıdır. Anadil ertelemez bir haktır.” ifadelerini kullandı.
Irmak, Eğitim-Sen’in kuruluşundan bu yana ana dilinde eğitimi kamusal, bilimsel ve laik eğitimin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğünü ve bu hakkı savunmayı sürdüreceklerini belirtti.
“Bir yurttaş hastaneye gittiğinde kendini ifade edemiyorsa…”
KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise konuşmasında kamusal hizmetlerde ana dillerin sistematik olarak kullanılmamasının birçok soruna yol açtığını ifade etti. Koçak, bir yurttaşın hastanede, adliyede veya eğitimde kendisini ifade edememesinin ciddi hak kayıplarına neden olduğunu söyledi. Koçak, şöyle konuştu:
“Bir yurttaş hastaneye gittiğinde kendini ifade edemiyorsa, bir kadın karakolda uğradığı şiddeti anlatamıyorsa kendi dilinde, bir işçi mahkemede hakkını savunurken tercümana ihtiyaç duyuyorsa, bir çocuk okula başladığında öğretmenin dilini anlamıyorsa ya da öğretmen öğrencisinin dilini anlayamıyorsa, kamusal hizmetlerde ana dillerin sistematik bir şekilde kullanılmaması, eğitimde eşitsizlik ve yüksek okul terk oranlarının artması, sağlık hizmetlerinde yanlış teşhis ve iletişim kopukluğu, her şeyden de önemlisi güven sorununu ortaya çıkartmıştır ve sağlıkta aslında hastanın hizmet almış olduğu hekime ya da hemşireye güveni en önemli başlangıçtır. Adalet süreçlerinde savunma hakkının zayıflaması, kadınların ve çocukların şiddet başvurularında görünmezliği, kültürel kopuş ve kuşaklar arası dil kaybı ciddi eşitsizlik sonuçlarına yol açmıştır. Özellikle Kürtçe söz konusu olduğunda mesele sadece dil değil, aynı zamanda siyasal, toplumsal bir soruna dönüşmüştür. Çünkü dilin tanınmaması kimliğin, tarihin, coğrafyanın, kültürel hafızanın tanınmaması anlamına gelmektedir.”
“Eşit yurttaşlığın ABC’si de ana dilde eğitim hakkının gereğinin yerine getirilmesiyle başlayacaktır”
Ana dilin tanınmamasının yalnızca dil meselesi olmadığını belirten Koçak, bunun aynı zamanda kimlik, tarih ve kültürel hafızanın tanınmaması anlamına geldiğini söyledi. Özellikle Kürtçe söz konusu olduğunda meselenin siyasal ve toplumsal bir boyut kazandığını ifade eden Koçak, bunun eşit yurttaşlık hakkı ile doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı. Koçak, eşit yurttaşlığın ana dil hakkının güvence altına alınmasıyla mümkün olacağını belirterek, “Demokratik bir çözüm gerçekleşecekse eşit yurttaşlık da gerçekleşir elbette ve eşit yurttaşlık ise ana dil hakkının güvence altına alınmasıyla başlayacaktır. Deyim yerindeyse yurttaşlığın ABC’si de ana dilde eğitim hakkının gereğinin yerine getirilmesiyle başlayacaktır. Ana dilde kamusal hizmet bir lütuf değil, eşit yurttaşlığın sorumluluğudur” ifadelerini kullandı.
Komisyon’un raporuna eleştiri…
TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı rapora ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Koçak, “Son dönemlerde toplumsal barışı da tartıştığımız bir süreçten geçiyoruz. Bir yıla aşkın bu süre içerisinde bu konuyla ilgili en önemli adımlardan birisi olan Meclis’te oluşturulmuş olan komisyonun son raporuna baktığımızda elbette doğuştan gelen haklar meselesi tanımlanmış ve ana dil de doğuştan gelen haklar meselesi kapsamında değerlendirilebilir. Ancak ülkemizdeki baskı ortamı, inkarcı, asimilasyoncu politikalarının bugün gelmiş olduğu nokta itibarıyla hiçbirimiz bu kadar genel ifadelerde bir güvence hissetmiyoruz. Ama metin bütünlüğüne baktığımızda hala ana dilin tanımlanmamış olması çok ciddi bir eksiklik olarak karşımızda duruyor” dedi.

