Haber: Hilal ACAR / Kamera: Tunahan GÜLER
(ANKARA) – Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “3 Mart Devrim Yasaları ve Cumhuriyetin Eğitim Devrimleri” panelinde yaptığı konuşmada “Eğitim, toplumdaki sosyal eşitsizlikleri ortadan kaldırır. Cumhuriyet’in temeli eğitimdir. Bugün görüyorsunuz ki Diyanet İşleri Başkanlığı adeta paralel bir Milli Eğitim Bakanlığı olmuştur. Yani 102–103 yıl önce Cumhuriyet devrimlerini inşa eden bir Meclis’ten, bugün ne yazık ki Cumhuriyet devrimlerinin tasfiyesine hizmet eden bir Meclis çoğunluğu anlayışıyla karşı karşıyayız” dedi.
Eğitim İş, “3 Mart Devrim Yasaları Cumhuriyetin Eğitim Devrimleri” paneli düzenledi. Üç oturumdan oluşan panelin açılış konuşmalarını, Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı Kadem Özbay ve Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan yaptı.
“Devletin eğitim politikaları üzerinden yandaş medyada nutuklar atarken kendi çocuğunu özel okula gönderiyor”
Kadem Özbay, şunları söyledi:
“Bundan 102 yıl önce, 3 Mart Devrim Yasaları ile aslında Cumhuriyet’in temelini oluşturan yasalardan bahsediyoruz. Bütün konuşmalarımda şunu söylüyorum, Cumhuriyet’in temeli eğitimdir. Çünkü eğitim, toplumdaki sosyal eşitsizlikleri ortadan kaldırır. Cumhuriyetçi felsefeye göre, sosyoekonomik durumuna, ailesine, kimliğine bakmaksızın gelecek vadeden, haklarını arayan, haklarını bilen ve sorgulayan yurttaşlar yetiştirir. İşte o nedenle Cumhuriyet’in temeli eğitimdir. O nedenle Cumhuriyet’in temelinde 3 Mart Devrim Yasaları vardır. Bugün görüyorsunuz ki Diyanet İşleri Başkanlığı adeta paralel bir Milli Eğitim Bakanlığı olmuştur. Hatta bu gidişatla Milli Eğitim Bakanlığı onun altındaki bir kuruma dönüşmüştür. Yani 102–103 yıl önce Cumhuriyet devrimlerini inşa eden bir Meclis’ten, bugün ne yazık ki Cumhuriyet devrimlerinin tasfiyesine hizmet eden bir Meclis çoğunluğu anlayışıyla karşı karşıyayız. Cumhuriyet’in bütün devrimlerini, bütün kazanımlarını bir bir ortadan kaldıran bir siyasi anlayışla karşı karşıyayız. Çıkıp ‘Laikliği öyle anlamıyorum’ diyor. Devletin eğitim politikaları üzerinden yandaş medyada nutuklar atarken kendi çocuğunu özel okula gönderiyor ama vicdanı sızlamıyor.
“Toplumda eğitimin amacı yalnızca bireye bilgi aktarmak değil, aynı zamanda onu toplumla buluşturmaktır”
Bu ay içerisinde ramazan genelgesi üzerinden toplumu kutuplaştıracak, ayrışmayı okullara kadar taşıyacak bir adım daha atıldı. 10 Kasım’da ara tatile geliyoruz. Bu ülkenin ulusal bayramları 15–30 saniyelik saygı duruşu törenlerine indirgeniyorsa, ders kitaplarında Cumhuriyet’in kuruluşu, Menemen olayları ve Şeyh Sait isyanı gibi konular geçiştiriliyorsa, ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ deyip adında Cumhuriyet kelimesini kullanmaktan imtina ediyor, çıkardığınız yasalarda Atatürk’ün ismini anmaktan bile kaçınıyorsanız, ben çok dürüstçe söylüyorum, ben din düşmanı değilim ama sizin Cumhuriyet’le ve Atatürk’le sorununuz var. Milli ve manevi değerler deyip bu ülkenin kurucusunu, önderini, onun emaneti olan devrimleri eğitim ortamında anlatmamayı, eksiltmeyi tercih ediyorsanız orada çok net bir politik tercih vardır. Biz de bu politik tercihinizi açıkça yüzünüze soruyoruz. Bir toplumda eğitimin amacı yalnızca bireye bilgi aktarmak değil, aynı zamanda onu toplumla buluşturmaktır. Bu ne demektir? Yaşadığımız ülkenin bütün değerlerini eğitim ortamında çocuklara anlatmaktır. Bu toplumda yaşıyorsanız ramazanı da anlatırsınız, muharrem ayını da anlatırsınız. Buna kimsenin itirazı yok ancak bir yerde öyle bir ortam oluşursa ki bu ülkenin 10 yaşındaki çocuğu kantinden su alamaz hâle getirilirse, farklı inanca sahip bir yurttaşın çocuğu politik tercihler doğrultusunda hedef gösterilirse, işte biz buna dindarlık değil dinbazlık deriz.”
Sağkan: “Eğitimin niteliği, bir ülkenin adalet anlayışını da doğrudan etkiliyor”
Bir başka önemli gelişme ise kamuoyunda ‘laiklik bildirisi’ olarak bilinen bir metni imzalayan kişilerin ifadeye çağrılmasıdır. Şiddete çağrı, hakaret ve nefret söylemi içermeyen, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek nitelikteki bir açıklamayı imzalayanlar hakkında soruşturma başlatılması, bir hukuk devletinde kabul edilemez. Devrim Kanunları, toplumun ortak yaşamını hukuk kurallarına göre düzenleme iradesinin bir ürünüdür. Bu irade, bugün de yol göstericimizdir. Önemli olan bu metinlerin ruhunu korumaktır. O ruh, eşit yurttaşlık, bilimsel düşünce ve hukukun üstünlüğüdür. Cumhuriyet, her gün yeniden kurulan bir hukuk düzenidir. Bu düzeni ayakta tutanlar öğretmenlerdir, hukukçulardır, emek örgütleridir, meslek örgütleridir ve tabii ki kuruluş felsefesine sahip çıkan yurttaşlarımızdır. Eğitim için bu başlıkta bir panel düzenlenmesini, bu anlamda çok kıymetli buluyorum. Çünkü Devrim Kanunlarını konuşmak, aslında geleceği konuşmaktır. Çocukların nasıl bir ülkede yaşamalarını konuşmak demektir. Sözlerimi tamamlarken şunu da ifade etmek isterim, Cumhuriyet’in temelini oluşturan Devrim Kanunları, tartışma konusu yapılacak metinler değil, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti için asgari zemindir. Bu zemini korumak, hepimizin ortak sorumluluğudur.”

