Haber: Hakan KAYA/Kamera:Mehmet ÇALPAR
(İSTANBUL) Kuzey Ormanları Savunması bu pazar da Belgrad Ormanı’nda açıklama yaptı. Ormanın geleceğini tehdit eden gelişmelere dikkat çekti. Yapılan açıklamada, “Bugün, bu yıkımın bir parçası olarak Belgrad Ormanı da tehdit altındadır. Belgrad Ormanı, yalnızca bir yürüyüş ve piknik alanı değildir. Bu orman, İstanbul’un su kaynaklarının, biyolojik çeşitliliğinin, temiz havasının ve ekolojik dengesinin hayati bir parçasıdır. Bu orman, bu kentin nefesidir. Muhafaza ormanı statüsünün değiştirilmek istenmesi, yapılaşma baskısı, ulaşım ve altyapı projeleri ve rant odaklı müdahaleler, Belgrad Ormanı’nın geleceğini tehdit etmektedir” denildi.
Belgrad Ormanı’nda yaşam ve doğa savunucuları adına Kuzey Ormanları Savunması tarafından bu hafta yapılan açıklamada “Bugün burada, Belgrad Ormanı’nda bir araya gelirken attığımız her adımı yalnızca bu ormanın ağaçları, suyu ve canlıları için değil; aynı zamanda yaşamı savundukları için hedef alınan, yargılanan, tutuklanan, saldırıya uğrayan ve aramızdan koparılan doğa savunucularına adıyoruz. Çünkü biliyoruz ki bugün Türkiye’de doğayı savunmak, yalnızca bir çevre meselesi değil, aynı zamanda bir yaşam hakkı meselesidir” denildi.
“Doğa nöbetlerinde insanlar yerlerde sürüklendi, gözaltına alındı, yargılandı. Ama geri çekilmediler”
Muğla’da Akbelen Ormanı’nda ağaçların kesilmesini engellemek için günlerce, aylarca nöbet tutan köylüler, kadınlar ve yaşam savunucularının yalnızca bir ormanı değil, aynı zamanda yaşam alanlarını, nefes alma haklarını savunduklarının da vurgulandığı açıklamada yurt genelindeki doğa eylemleri hakkında şu bilgiler verildi:
“O nöbetlerde insanlar yerlerde sürüklendi, gözaltına alındı, yargılandı. Ama geri çekilmediler. Çünkü biliyorlardı ki o orman kesildiğinde yalnızca ağaçlar değil, bir yaşam biçimi yok edilecekti. Artvin Cankurtaran’da, doğasını savunan insanlar şirketlerin ve rant projelerinin karşısında durdu. Reşit Kibar, savunduğu ormanda silahlı saldırıyla hayatını kaybetti. Onunla birlikte bir yaşam savunucusunun sesi susturulmak istendi. Aynı direnişte yer alan Dursun Ali Koyuncu ise doğayı savunduğu için tutuklandı. Bu örnekler bize bir gerçeği açıkça gösteriyor: Türkiye’de doğayı savunmak, giderek daha ağır bedeller gerektiren bir mücadele haline getirilmektedir.
Antalya’da Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çifti, mermer ocaklarına karşı doğayı savundukları için katledildi. Onların mücadelesi bugün hâlâ bu topraklarda yankılanıyor. Çünkü onların savunduğu şey yalnızca bir dağ değil, yaşamın kendisiydi. Gazeteci Hakan Tosun, doğa talanını görünür kıldığı, gerçeği belgelediği ve kamuoyuna taşıdığı için saldırıya uğradı ve hayatını kaybetti. O, doğayı savunmanın yalnızca sahada değil, hakikati anlatmakta da sürdüğünü bize hatırlattı. Polen Ekoloji’den arkadaşlarımızın tutuklanması, Akbelen’de yaşam savunucularının gözaltına alınması, Türkiye’nin dört bir yanında doğa savunucularının yargı tehdidi altında bırakılması; tüm bunlar bize gösteriyor ki mesele yalnızca doğayı yok eden projeler değil, aynı zamanda doğayı savunanların susturulmak istenmesidir.
“Kirazlıyayla mevkilerine kurulan maden atık havuzunun çökmesi, yalnızca bir ‘kaza’ değil, doğanın ve yaşamın nasıl göz göre göre riske atıldığının açık bir göstergesidir”
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında benzer bir yıkım zinciri kurulmuş durumda. Sadece Kuzey Ormanları’nda geçen yürüyüşümüzün üzerinden geçen bir ay içinde uğradığımız tahrip bile bu yıkımın şiddetini göstermek için yeterlidir. Kuzey Ormanları’nın Bursa Yenişehir İlçesi Kirazlıyayla mevkilerine kurulan maden atık havuzunun çökmesi, yalnızca bir ‘kaza’ değil, doğanın ve yaşamın nasıl göz göre göre riske atıldığının açık bir göstergesidir. Bu facia, doğanın ve insan yaşamının, şirketlerin çıkarları uğruna nasıl gözden çıkarıldığını hepimize gösterdi.
Kuzey Ormanları’nın Trakya İğneada mevkilerine kurulması planlanan nükleer santral projesi, bölgenin ormanlarını, suyunu ve ekosistemini geri dönülmez bir risk altına sokmaktadır. Mersin Akkuyu’da tüm itirazlara rağmen sürdürülen nükleer proje ve Sinop’ta yıllardır gündeme getirilip geri çekilen ancak tamamen iptal edilmeyen nükleer planlar, bu coğrafyada yaşamın değil, riskin ve kontrolsüzlüğün büyütüldüğünü göstermektedir.
“Kanal İstanbul projesi yıkım projesidir”
Kuzey Ormanları Savunması açıklamasında Belgrad Ormanı’ndaki gelişmelere ilişkin ise şu ifadeler yer aldı:
“Yine Kuzey Ormanları coğrafyasına saplanan en büyük beton hançerlerden biri olan Kanal İstanbul projesi ise yalnızca bir su yolu projesi değildir. Bu proje, İstanbul’un su kaynaklarını, tarım alanlarını, ormanlarını ve yaşam altyapısını tehdit eden büyük bir ekolojik yıkım projesidir. Bu projeye karşı açılan davalar, yapılan itirazlar, bilim insanlarının uyarıları, meslek odalarının ve yurttaşların mücadelesi, yaşamı savunmanın ne kadar hayati olduğunu ortaya koymuştur. Kuzey Ormanları, üçüncü köprü, üçüncü havalimanı, otoyollar, madencilik faaliyetleri, yapılaşma ve rant projeleriyle parça parça yok edilmeye çalışıldı. Her bir proje, yalnızca bir alanı değil, bütün bir ekosistemi geri dönülmez şekilde tahrip etti.
“Belgrad Ormanı, yalnızca bir yürüyüş ve piknik alanı değildir”
Ve bugün, bu yıkımın bir parçası olarak Belgrad Ormanı da tehdit altındadır. Belgrad Ormanı, yalnızca bir yürüyüş ve piknik alanı değildir. Bu orman, İstanbul’un su kaynaklarının, biyolojik çeşitliliğinin, temiz havasının ve ekolojik dengesinin hayati bir parçasıdır. Bu orman, bu kentin nefesidir. Muhafaza ormanı statüsünün değiştirilmek istenmesi, yapılaşma baskısı, ulaşım ve altyapı projeleri ve rant odaklı müdahaleler, Belgrad Ormanı’nın geleceğini tehdit etmektedir. Biz bugün burada yalnızca bir yürüyüş yapmıyoruz. Biz burada, yaşamı savunmanın suç olmadığını söylüyoruz. Biz burada, doğayı savunanların yalnız olmadığını söylüyoruz. Biz burada, yaşam savunucularına yönelik baskılara, saldırılara ve susturma çabalarına karşı dayanışmanın var olduğunu söylüyoruz.
Akbelen’de direnenlerin, Cankurtaran’da yaşamını savunanların, Büyüknohutçu çiftinin, Hakan Tosun’un ve doğayı savunduğu için baskı gören herkesin mücadelesi bizim mücadelemizdir. Çünkü biliyoruz ki doğayı savunmak, yaşamı savunmaktır. Ve yaşam savunulmadan özgürlük olmaz. Belgrad Ormanı’nı savunmak, yalnızca bir ormanı savunmak değildir. Bu, suyu savunmaktır. Bu, havayı savunmaktır. Bu, yaşamı savunmaktır. Bu, birbirimizi savunmaktır. Biz buradayız. Susmuyoruz. Korkmuyoruz. Vazgeçmiyoruz. Belgrad Ormanı’nı savunmaya devam edeceğiz. Yaşamı savunmaya devam edeceğiz”

