Kamera: Belçim KILIÇKIRAN
(İSTANBUL) DİSK’in 59. kuruluş yıl dönümü nedeniyle bir açıklama yapan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “İktidarı ele geçirenler ‘Anayasa’yı tanımıyorum’, ‘Mahkeme kararlarını tanımıyorum’, ‘Seçimleri tanımıyorum’, ‘Seçmen iradesini takmıyorum’ dediğinde; yargı siyasallaştığında ve güçlüleri denetlemesi gerekirken onların emrine girdiğinde tüm bunları önleyecek olan güç kimdir? Her zaman söylediğimiz gibi; gerçek bir demokrasi için örgütlü toplum şarttır. Örgütlü toplum için de işçi sınıfının örgütlü olması, sendikalı olması şarttır. Nüfusun üretici çoğunluğu olan işçi sınıfı ne kadar örgütlü ise Cumhuriyet’e ve demokrasiye çok daha güçlü sahip çıkabilecektir. Çünkü demokrasi işçinin ekmeğidir, haklarının güvencesidir” dedi. Çerkezoğlu, “E-devlette ‘İşçi sendikaları üyelik işlemleri’ başlığı altında DİSK’e bağlı sendikalara üye olabilirsiniz” sözleriyle örgütlenme çağrısı yaptı.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, DİSK’in 59. kuruluş yıldönümü nedeniyle konfederasyonun Gümüşsuyu’ndaki İstanbul Koordinasyon Merkezi önünde bir basın açıklaması yapıldı. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve Yönetim Kurulu üyelerinin katıldığı açıklamada, sendikal örgütlenmenin önemine vurgu yapıldı. 12 Eylül öncesinde silahlı saldırıda öldürülen eski genel başkanlardan Kemal Türkler’in, 12 Eylül daesi yargılamaları sırasında idamla yargılanırken “Siz benim ancak çeketimi asarsınız” diyen Abdullah Baştürk’ün, sendikal mücadelenin önemli isimlerinden Rıza Kuas, İbrahim Güzelce, Mehmet Alpdündar ve Kemal Nebioğlu başta olmak üzere tüm işçi önderlerinin anıldığı açıklamada Çerkezoğlu şunları söyledi:
“DİSK, ‘Artık bu böyle gitmez’ diyen işçilerin, tarihin akışını değiştirme iddiasıdır”
“Her zaman söylediğimiz gibi, bundan tam 59 yıl önce, 13 Şubat 1967’de İstanbul Valiliği’ne verilen DİSK’in kuruluş dilekçesi, sadece resmi bir evrak değildir. DİSK, işçi sınıfının sermaye düzenine karşı bir yanıtı olarak kurulmuş ve varlığını hep bu şekilde sürdürmüştür. DİSK, ‘Artık bu böyle gitmez’ diyen işçilerin, tarihin akışını değiştirme iddiasıdır. Sermaye düzeni adaletsizlik üretirken DİSK’in yanıtı ‘Kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak’ olmuştur. Sermaye düzeni baskıların, yasakların artmasını isterken DİSK’in yanıtı ‘Demokrasi, hak ve özgürlük mücadelesi’ olmuştur. Sermaye düzeni ‘böl-parçala-yönet’ taktiğini uygularken DİSK’in yanıtı ‘İşçilerin birliği, halkların kardeşliği’ olmuştur.
“Bizi kurtaracak olan kendi güçlü kollarımızdır”
Daha da önemlisi, belki de en önemlisi DİSK, sermaye düzeninin adaletsizliklerinden, eşitsizliklerinden, baskısından ve zulmünden kurtuluşun adresini örgütlü işçi sınıfı olarak gören bir çizgiyi temsil etmektedir. Bu açıdan DİSK, ‘Bizi kurtaracak olan kendi kollarımızdır!’ diyenlerin iradesi olarak kurulmuştur. Bugün, 59 yıl sonra, toplumun çoğunluğu haline gelmiş olan, ülkenin bir bölgesinde değil, dört bir yanında nüfusun çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfına taşımamız gereken bilinç tam da budur: Bizi kurtaracak olan kendi güçlü kollarımızdır. Bugün nüfusun dörtte üçü ücret gelirleri ile hayatını sürdürüyorken, işçi sınıfı bu toplumun üreten çoğunluğu iken, bizim hiçbir söz ve karar hakkımızın olmadığı bir düzen adım adım inşa edilmektedir. Bu düzenin değişmesi, örgütlü işçi sınıfı ile mümkündür.
“Bu düzeni değiştirebiliriz, değiştirmek zorundayız”
Bu açıdan DİSK’in varoluşu ve daha da önemlisi DİSK’in büyümesi, hem işçi sınıfı hem de memleket için hayati önemdedir. Evet, bugün her türlü baskıya, zorbalığa, hukuksuzluğa ve engele rağmen, hep beraber işçi sınıfının sermaye düzenine karşı çok daha güçlü yanıtını, yani daha güçlü bir DİSK’i örgütlemek zorundayız. Bu düzeni değiştirebiliriz, değiştirmek zorundayız. İnsanca yaşadığımız bir ülkeyi; eşitliğin, özgürlüğün, adaletin, barışın ve kardeşliğin ülkesini kurabiliriz ve kuracağız. Yeter ki birleşelim, yeter ki örgütlenelim, yeter ki örgütlü mücadeleyi büyütelim. Acilen değiştirmemiz gereken ne varsa örgütlenerek değiştirebiliriz. Çoğunluğumuz asgari ücret civarında çalışıyorsa, bunun en temel nedenlerinden biri işçi sınıfının örgütsüz olmasıdır. Bugün örgütlenerek, sendikalı olarak Türkiye’nin asgari ücretliler ülkesi haline gelmesine son verebiliriz.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de işçiler sendikalı oldukça asgari ücretten kurtuluyor. Ülkemizde toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçiler toplu iş sözleşmesi hakkından mahrum işçilerden neredeyse 2 kat daha fazla ücret alıyor. Tam da bu hakikatten korktukları için, biz sendikalı olmayalım diye yasaları, Anayasa’yı ve uluslararası sözleşmeleri ayaklar altına almaya devam ediyorlar. Grev yasaklarıyla övünüyorlar, Türkiye’yi sendikal haklar açısından en kötü 10 ülke arasına sokmaktan zerre hicap duymuyorlar.”
“DİSK’in yöneticilerinin hapishanelere atıldığı, öldürüldüğü, faaliyetlerimizin yasaklandığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden önce sigortalı işçilerin yüzde 41’i sendikalı iken bugün bu oran yüzde 14’e geriledi”
Açıklamasının devamında “Bu zihniyetin kimlerden ilham aldığını biz biliyoruz. DİSK’in yöneticilerinin hapishanelere atıldığı, öldürüldüğü, faaliyetlerimizin yasaklandığı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden önce sigortalı işçilerin yüzde 41’i sendikalı iken bugün bu oran yüzde 14’e geriledi” diyen Çerkezoğlu, şunları dile getirdi:
“O günden bugüne bizi asgari ücrete, asgari yaşama, asgari demokrasiye mahkûm etmeye çalışıyorlar. Ülkemizde özel sektör işçilerinin yüzde 96’sı, en temel sendikal haklardan faydalanamıyor; asgari yaşam dayatması karşısında savunmasız bırakılıyor. 2026 için asgari ücretin açlık sınırının altında belirlenmesinin nedeni de; hatta daha elimize geçmeden 1.350 lirasını enflasyon karşısında kaybetmemizin nedeni de sendikalaşmanın önündeki engellerdir; Türkiye işçi sınıfının örgütsüz bırakılmış olmasıdır. Asgari ücretin bile altındaki en düşük emekli aylığı daha yılın ilk ayında 968 lira gerilediyse, 2025 sonunda emekliye verilen şubat ayı itibarıyla geri alındıysa nedeni bellidir: Emeklilerin örgütlenmesinin önüne türlü türlü engeller çıkaranlar, emekli sendikalarını kapatmaktadır.
“Sadece gelirde değil, vergide adaleti sağlamanın yolu da örgütlü mücadeleden geçmektedir”
Sadece gelirde değil, vergide adaleti sağlamanın yolu da örgütlü mücadeleden geçmektedir. Son 12 yılda ücretlilerden kesilen toplam gelir vergisi 5,2 trilyon lira iken şirketlerin kârlarından alınan kurumlar vergisi 3,6 trilyon lirada kaldıysa; yani biz işçiler patronlarımızdan daha fazla vergi veriyorsak; üstelik vergi dilimlerinin düşük belirlenmesi nedeniyle 2026’da çok daha fazla vergi vereceksek; bu adaletsiz düzeni değiştirmek için örgütlenmekten başka bir çare yoktur.
Ücretlerimizin, bugünkü gelirlerimizin yanı sıra geleceğimize, güvencemize, kıdem tazminatımıza da göz dikilmektedir. 1978’de brüt asgari ücretin 7,5 katı olan kıdem tazminatı tavanı 2026’da brüt asgari ücretin 2 katına geriletilmiştir. Bu da yetmemiş, Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi gibi adlar altında hem işçilerin ücretlerini biraz daha kırpmak, hem de kıdem tazminatını tamamen ortadan kaldırmak gibi planlar da Orta Vadeli Program gibi resmi belgelerde açık açık ifade edilmektedir. AKP hükümeti başta olmak üzere çeşitli hükümetler işçi sınıfının en önemli kazanımlarından olan kıdem tazminatına defalarca el uzatmaya kalkmış, DİSK başta olmak üzere işçi sınıfının direnişi karşısında her seferinde ellerini geri çekmek zorunda bırakılmıştır. Bu hakkımızı korumanın, geliştirmenin ve çocuklarımızın emanetine sahip çıkmanın yolu örgütlü olmaktır, örgütlerimizi büyütmektir.
“İşçilerin örgütlü mücadelesini büyütmek; sadece işçilerin meselesi değil aynı zamanda memleket meselesidir”
Vergide ve gelirde adaletsizlik sebebiyle ülkemizde bölüşüm kötüleşmektedir. Bugün Türkiye’de en zengin yüzde 1’i bütün ülkenin servetinin yüzde 35,1’ine sahiptir. Bu korkunç eşitsizliğe karşı sendikalı olmak dışında başka bir yol yoktur. Sermaye düzeni pervasızlaştıkça, sendikalaşmak her işçi için yaşamsal bir zorunluluk halini almaktadır. İnsanca çalışmak için, çalışırken sağlığımızı ve yaşamımızı kaybetmemek için ve insanca yaşamak için işçi sınıfının biricik yolu dün de bugün de örgütlü mücadeledir. İşçilerin örgütlü mücadelesini büyütmek; sadece işçilerin meselesi değil aynı zamanda memleket meselesidir. Nüfusun büyük bir çoğunluğunu oluşturan ve sendikalı olduğunda hayatı durdurabilecek olan işçi sınıfı, örgütsüz kaldığında sadece işimiz, aşımız, ekmeğimiz değil demokrasimiz de tehditlere karşı savunmasız kalmaktadır.
“Nüfusun üretici çoğunluğu olan işçi sınıfı ne kadar örgütlü ise Cumhuriyet’e ve demokrasiye çok daha güçlü sahip çıkabilecektir”
İktidarı ele geçirenler ‘Anayasa’yı tanımıyorum’, ‘Mahkeme kararlarını tanımıyorum’, ‘Seçimleri tanımıyorum’, ‘Seçmen iradesini takmıyorum’ dediğinde; yargı siyasallaştığında ve güçlüleri denetlemesi gerekirken onların emrine girdiğinde tüm bunları önleyecek olan güç kimdir? Her zaman söylediğimiz gibi; gerçek bir demokrasi için örgütlü toplum şarttır. Örgütlü toplum için de işçi sınıfının örgütlü olması, sendikalı olması şarttır. Nüfusun üretici çoğunluğu olan işçi sınıfı ne kadar örgütlü ise Cumhuriyet’e ve demokrasiye çok daha güçlü sahip çıkabilecektir. Çünkü demokrasi işçinin ekmeğidir, haklarının güvencesidir.
Bu bilinçler biz, 22 sendikamızla her türlü engele, baskıya, hukuksuzluğa rağmen tek tek, işyeri işyeri, iğne ile kuyu kazarcasına örgütlenmeye; işkolu barajlarını yıkmaya devam ediyoruz. Sendikalı olmak için direnen, grev hakkını grev yaparak savunan biz DİSK’liler, insanca bir yaşamı ve insanca bir ücret kavgasını işyeri işyeri, havza havza, meydan meydan örmeye devam ediyoruz.Kadını-erkeği, beyaz yakalısı-mavi yakalısı, tüm işkollarında çalışan ve asgari yaşamaya mahkûm edilmek istenen Türkiye’nin dört bir yanındaki sınıf kardeşlerimizle buluşmak için çabalarımızı yoğunlaştırıyoruz.
“E-devlette ‘İşçi sendikaları üyelik işlemleri’ başlığı altında DİSK’e bağlı sendikalara üye olabilirsiniz”
Buradan tüm bu kardeşlerimize bir çağrıda bulunmak istiyorum. Sizlerle buluşmamız için ufak bir adımı hemen atabilirsiniz. Hiç ertelemeden, sonra bakarız demeden, bugünden e-devletinize girerek sendika üyelik başvurunuzu yapabilirsiniz. E-devlette ‘İşçi sendikaları üyelik işlemleri’ başlığı altında DİSK’e bağlı sendikalara üye olabilirsiniz. ‘Benim işyerim küçük işletme-büyük işletme, beyaz yaka-mavi yaka, tezgah başı-masa başı’ demeden bugün DİSK’li olmaya ilk adımı atabilirsiniz.
Her üyelik sadece işyerindeki çalışma koşullarını düzeltmeye yönelik bir adım olmayacak; aynı zamanda DİSK’e bağlı sendikaların üye sayısındaki her bir artış gelirde, vergide ve ülkede artan adaletsizliklere karşı mücadelemize de güç verecek. Her yeni DİSK’li, kıdem tazminatına göz koyanların iki kere düşünmesini sağlayacak. DİSK’li olmak emeğimizi, ekmeğimizi, cumhuriyeti ve demokrasiyi savunan bir irade beyanı anlamına gelecek. Artık herkes biliyor, herkes farkında: Kurtuluş yok tek başına!”

