Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Diploma davası… Ekrem İmamoğlu: “Benim ne kadar dirençli olduğumu tahmin edemezler. Millet adına direniyorum”

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla yargılandığı “diploma davası”nda savunma yaptı. İmamoğlu, “Benim ne kadar dirençli olduğumu tahmin edemezler. Millet adına direniyorum. İnancımla direniyorum. İçi yalanla, tehditlerle, gizli tanıklarla doldurulmuş bir çöp dosya oluşturuldu. ‘560 milyarlık yolsuzluk’ dediler, ortada 560 kuruş yok. Kasalar dediler, içinden birkaç fişek çıktı. ‘İmamoğlu’nun jeti var’ dediler. Benim çocukken oyuncağım bile yoktu. Köy çocuğuydum. Jetim varsa gösterin, binerim. Yok. Arabamı gizlemedim, hiçbir şeyimi gizlemedim. Hayatımda her şey açıktır” dedi.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu,

Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) – CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla yargılandığı “diploma davası”nda savunma yaptı. İmamoğlu, “Benim ne kadar dirençli olduğumu tahmin edemezler. Millet adına direniyorum. İnancımla direniyorum. İçi yalanla, tehditlerle, gizli tanıklarla doldurulmuş bir çöp dosya oluşturuldu. ‘560 milyarlık yolsuzluk’ dediler, ortada 560 kuruş yok. Kasalar dediler, içinden birkaç fişek çıktı. ‘İmamoğlu’nun jeti var’ dediler. Benim çocukken oyuncağım bile yoktu. Köy çocuğuydum. Jetim varsa gösterin, binerim. Yok. Arabamı gizlemedim, hiçbir şeyimi gizlemedim. Hayatımda her şey açıktır” dedi.

18 Mart’ta üniversite diploması iptal edilen ve ertesi günü düzenlenen operasyonla gözaltına alınan CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, diplomasıyla ilgili “zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik” iddiasıyla açılan ve 8 yıl 9 ay hapsi istenen davanın dördüncü duruşması, İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kampüsündeki 2 no’lu duruşma salonunda görüldü.

Duruşmada savunma yapan Ekrem İmamoğlu, cezaevi koşullarında “tecrit” altında tutulduklarını belirterek, “Tarihte böyle bir tecrit yaşanmamıştır. Öyle bir tecrit ki, vallahi billahi hastalık bile demediler. Birbirimize merhaba bile diyemiyoruz. Bizi öyle bir tecrit altında tuttular ki, ne yaptığımızı bile anlamadan bu hapishane koşullarına mahkûm edildik. Ama şunu söyleyeyim: Mikrop aranızda. Hapishanede değil, dikkat edin. Mikrop aranızda. Dostlarınızdan bile uzak tutun. Ben aslanlar gibi buradayım” diye konuştu.

“Doğum belgeme ne zaman dava açacaklar diye bekliyorum”

Gerçek sahtecilerin, sahteciliklerine devam ettiklerini söyleyen İmamoğlu, “Ve benim bu hissettiklerimi anlayamazlar, anlayamayacaklar. Onun için ben buradayım. Ben gerçeğim. Doğduğum gün de gerçektim. Doğum belgeme ne zaman dava açacaklar diye merak ediyorum. Ne zaman dava açacaklar, gerçekten merak ediyorum. Köyde yetişirken de ortaokulda, lisede okurken de Trabzonlu bir çocuktum, bir delikanlıydım. Kıbrıs’a gittiğimde, Kıbrıslı Türklerle can cana, gerçek bir Kıbrıslıydım. 19 yaşında İstanbul’a geldiğimde, her işini anasının sütü gibi helal yapmaya gayret eden bir İstanbul Üniversitesi öğrencisi Ekrem İmamoğlu’yum” ifadelerini kullandı.

33 yıllık iş yaşamında, alın teriyle, gece gündüz nasıl çalıştığını her arkadaşının bildiğini, 19 yaşında da 20 yaşında da 25 yaşında da her türlü işi yaptığını anlatan Ekrem İmamoğlu, şöyle devam etti:

“İşimin her aşamasında vardım. Amelelik de yaptım, bulaşık da yıkadım, patronluk da yaptım. Her aşamasını yaşayarak 2.510 konut, 140 bin villa, 107 ofis, 429 iş yeri ürettim. Ben bir iş insanıydım ve gerçektim. Babamın 60 yıllık esnaflık tecrübesinden aldığım terbiye, ahlak ve anlayışla gerçek bir İstanbullu iş insanıydım. Sosyal yaşamımda derneklerde, spor kulüplerinde, Trabzonspor’da, Bakırköyspor’da, Beylikdüzüspor’da, İstanbul’da ve Trabzon’da kurduğum kulüplerle, sivil toplum kuruluşlarında gerçek bir İmamoğlu oldum.

Gidin bakın, kurduğum kulüpler, yöneticilik yaptığım dernekler, sivil toplum çalışmaları… Onlarca iş insanının yanında, sorumlu bir kişilik olarak hayatımı dürüstçe yaşadım. Siyasette de belediye başkanlığında milletine hizmet etme prensibiyle hareket eden yine gerçek bir İmamoğlu’yum. Benim ölçüm nettir, dürüst olmak, açık olmak, aleni olmak, hiçbir hesabı milletten saklamamak. Hayatımın her anını böyle yaşadım. Kapalı kapılar ardında pazarlık yapmadım. Her zaman milletin huzurunda oldum. Karanlık ilişkilerim hiç olmadı. Yağmaya, karanlığa yaklaşanlardan uzak durdum. Benim yüzümü döneceğim yer millettir. Her adımım halkın önünde oldu. İstanbul’un her semtindeki pazarcılara sorun. Esnaf lokantalarına gidin, komilere, garsonlara sorun. Sokaklara, caddelere, meydanlara sorun. İlk, orta, lise ve üniversite arkadaşlarıma sorun. İş dünyasındaki arkadaşlarıma sorun. Allah’a şükür, referanslarım çok güçlüdür. Ben gerçeğim. Ne sahteyim ne sahteciyim. Köydeki arkadaşlarıma sorun, Kıbrıs’taki arkadaşlarıma sorun. Gizli ajandam yok, gizli defterim yok, gizli dilim yok. Her adımım milletin önündedir. Sandık sonuçları ortadadır. Ben bu yolda defalarca ‘Hak yemem, hakkımı da yedirmem’ diye haykırdım. Hırsızlara, seçimi çalanlara, özgürlüğümü çalanlara karşı mücadele ettim, kazandım. Yine mücadele ediyorum, yine kazanacağım.”

“Yalan konuşmam, insan kandırmam, algı kurmam, dosya üretmem”

Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerini 2019’da nasıl kazandığına, seçimi iptal ettikten sonra 23 Haziran’da 806 bin farkla nasıl kazandığını, 31 Mart 2024’te 100 bin farkla nasıl seçimi önde bitirdiğine bakılmasını isteyerek, “15,5 milyon insanın ön seçimde oy verdiği, 18 yaşından 103 yaşına kadar herkesin gelip ‘adayım’ dediği Ekrem İmamoğlu işte budur. 25,5 milyona yakın insanın imzasıyla destek verdiği bir Ekrem İmamoğlu vardır karşınızda” dedi.

İmamoğlu, “Ben iftira bilmem, pusu bilmem. Bu kadar mercek altındayım. Bir tane yalanımı, bir tane omurgasız sözümü bulsunlar, önümde koysunlar; milyon kez özür dilerim. Yoktur. Çünkü sözümü bin defa düşünür, bir defa söylerim. Makama ulaşmak için her yolu mübah görmem. Milletime kendimi emanet ederim. Milletim ne derse onu yaparım. Yalan konuşmam, insan kandırmam, algı kurmam, dosya üretmem. Kazanırsam çalışırım. Kaybedersem kazananı tebrik eder, ceketimi alır giderim” şeklinde konuştu.

Hayatını şeffaflıkla yaşarken, bazılarının siyaseti tutarsızlıkla yaptığını, dün dediklerini bugün inkar ettiklerini söyleyen İmamoğlu, şöyle konuştu:

“Seçimden önce ‘terörist’, seçimden sonra ‘montaj’ dediler. Tutarsızlığın ve sahteciliğin zirvesini yaşattılar. Milletimize tarihinin en büyük zararını verdiler. Sadece karşı olanlara değil, onlara iyi niyetle inanan insanlara da zarar verdiler. Onların çocuklarına zarar verdiler. Milletin iradesini çalmak meşru hâle getirildi. İnsanları zorla koltuğundan indirip yerine başkasını koymak normalleştirildi. Böyle bir şey olabilir mi? Anayasada var mı? Devlet ahlakında var mı? Böyle bir şey olur mu?

“İmamoğlu’nun jeti var’ dediler, benim çocukken oyuncağım bile yoktu”

Gerçeği ilk günden tüketen, dün söylediğini bugün inkâr eden, hafızaları sıfırlayıp millete yeni masallar anlatan o düzenin bir parçası asla olmayacağız. Milletimizi uyandıracağız. Kimin kime oy verdiğinin, kimin hangi inançta olduğunun, kimin hangi fikirde olduğunun hiçbir önemi yok. Milletimizi uyandıracağız. Bu ülkenin bir uyanışa ihtiyacı var. Bu memleket uyanmazsa, Allah bizi bu tür insanlardan muhafaza eylesin. Bizi büyük bir uçurumun kenarında gezdiriyorlar. Kendilerini düşünüyorlar, çevrelerini düşünüyorlar, bir avuç insanı düşünüyorlar. Ne burada bulunan sizler, ne beni yargılayanlar, ne güvenlik güçleri… Hiçbiri umurlarında değil. Bu zihniyet sadece kendini düşünüyor. “Bana ne olacak?” diye soruyorlar. Bana ne senden? Benim memleketime ne olacak? Benim milletime ne olacak? Benim milletim yarınları nasıl karşılayacak? Benim derdim budur. Beni bir tek sahtekârlar anlayamaz. Konuşurum, anlatırım, saatlerce milletimi anlatırım ama sahtekârlar anlamaz. Hangi belgeyle, hangi fiille, hangi vicdanla bana ‘sahteci’ diyeceksiniz? Hangi belgeyle? 19 yaşındaki Ekrem’e nasıl sahteci diyeceksiniz? Hepsi dosyada. Atalarımın mezar taşlarından bugüne kadar her şeyi didik didik kazıdılar.

“Köyümde atamın mezar taşlarına bile gidip baktılar. Video çektiler”

Hakim Bey, köyümde atamın mezar taşlarına bile gidip baktılar. Video çektiler. Evlerimizi, arsalarımızı, tarlalarımızı kazdılar. Utanç verici. Evlerde aranmadık yer bırakmadılar. Yazıklar olsun bunu yapan sahtekârlara. Bu ülkenin siyasi tarihi bu kötülüklerle doludur. Sandığı itibarsızlaştırmaya çalışanların, milletin iradesini küçümseyenlerin, demokrasiyi yargı sopasıyla diz çöktürmek isteyenlerin örnekleriyle doludur. Değişim isteyenler, haksızlığa ‘hayır’ diyenler, korkmayanlar, susmayanlar hep bu salonların soğuk taşlarına basmak zorunda bırakılmıştır. Türkiye’de hak aramak bedel ödemek olmuştur. Ama bugün yaşadıklarımız bambaşka bir seviyesizliktir. Düşünün, ‘Ahmak davası’, ‘çirkin davası’, ‘diplomada sahtecilik davası’… 35 yıl öncesine dönüp 19 yaşındaki bir çocuğu yargılamak. Böyle bir şey olur mu? Ben artık burada kendimi savunmuyorum. Mesele benimle ilgili değil. Bugün burada hakikatin nasıl sistematik biçimde sahteleştirildiğini anlatıyorum. Belgelerin değil, algıların nasıl üretildiğini, dosyaların değil, manşetlerin nasıl yazıldığını anlatıyorum.

Hakim Bey, mesleğinize yazık ediyorlar. Adalet mülkün temelidir. Bu ilke dün vardı, bugün var, yarın da olacak. Siz de bu sistemin bir parçasısınız, ben de. Buna rağmen doğru kararı beklemek zorundayız. Hakikat nasıl bükülüyor, nasıl parçalanıyor, nasıl kurgulanıyor, hep birlikte görüyoruz. ‘Gerçek budur’ diye insanlara sunuluyor. Televizyonlarda günde yirmi defa ‘son dakika’ gördüm. Bir buçuk yıla dönüp bakın. Bir insana yapılan bu zulüm normal mi diye düşünün. Benim ne kadar dirençli olduğumu tahmin edemezler. Millet adına direniyorum. İnancımla direniyorum. İçi yalanla, tehditlerle, gizli tanıklarla doldurulmuş bir çöp dosya oluşturuldu. ‘560 milyarlık yolsuzluk’ dediler, ortada 560 kuruş yok. Kasalar dediler, içinden birkaç fişek çıktı. ‘İmamoğlu’nun jeti var’ dediler. Benim çocukken oyuncağım bile yoktu. Köy çocuğuydum. Jetim varsa gösterin, binerim. Yok. Arabamı gizlemedim, hiçbir şeyimi gizlemedim. Hayatımda her şey açıktır.

“Ailem benim vergilerimle TRT’de aşağılandı”

Ailem, çocuklarım, akrabalarım benim vergilerimle TRT’de aşağılandı. Onursuz insanların imza attığı haberlerle itibarsızlaştırıldık. Kendinizi bir saniye benim yerime koyun. Altı buçuk yıldır sistematik saldırıya uğruyorum. 31 Mart gecesini hatırlayın. Saat 10’da veri akışı kesildi. Televizyonlar sustu. Bunlar normal mi? İstanbul afişlerle donatıldı. Seçimi çalmışız gibi gösterildik. Oysa millet sandıkta cevabını verdi. Sayın Hakim, burada yaptığım siyasi şov değil, bir haykırıştır. Burası derdi olanların kürsüsüdür. Siyasi şov yapanla yapmayan gözünden anlaşılır. Bunu anlamayan sahtekârdır. 800 bin oy farkla kazanmış bir seçime ‘casuslukla kazandı’ demek… Aman Allah’ım. İnsan utanır. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum.”

(SÜRECEK)