Haber: Beril KALELİ/Kamera: Hakan KAYA
(KOCAELİ/KANDIRA) Dilovası’nda 8 Kasım 2025’te yaşanan ve 3’ü 18 yaşından küçük 7 işçinin can verdiği parfüm dolum imalathanesi faciasıyla ilgili dava ikinci gününde Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Kandıra Cezaevi Yerleşkesi Duruşma Salonu’nda görülüyor. Bu sabah başlayan duruşmada savunma yapan tutuklu sanıklardan Altay Ali Oransal, dün savunma yapan kardeşi İsmail Oransal gibi asıl yetkinin, faciadan 19 gün sonra cezaevinde kalp krizinden ölen babası Kurtuluş Oransal’da olduğunu savundu ve “İmalathane fabrikanın tüm yönetim ve denetim yetkisinin tamamını babama devrettik” dedi.
Dilovası’nda 8 Kasım 2025’te yaşanan ve 3’ü 18 yaşından küçük 7 kişinin can verdiği parfüm dolum imalathanesi faciasıyla ilgili davanın ilk duruşması ikinci gününde Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Kandıra Cezaevi Yerleşkesi Duruşma Salonu’nda yapılıyor. Dün kimlik tespiti ve iddianame özetinin okunmasıyla başlayan duruşmada, avukatlar usule ilişkin itirazda bulunmuş, kamu görevlileri hakkındaki şikayetlerin değerlendirilmesini istemişti. Türkiye Barolar Birliği ve bölge barolarının katılma istemlerinin de reddedildiği duruşmada, Ravive Kozmetik’in Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Oransal savunma yapmış, yetki ve sorumluluğun daha çok babasında olduğunu savunmaş, suçlamaları kabul etmemişti.
DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da, “Kurtuluş Oransal’ın oğlu İsmail Oransal, bütün suçu, vefat eden babasının üstüne yıkarak böylece kurtulmayı planlıyor. Zaten kamu görevlileri yargılanmıyor. Yargılananlar arasında da herkes anlaşılan babaya yıkacak suçu. Böylece herkes kurtulacak. Var mı öyle bir şey arkadaşlar? 8 Kasım 2025’ten beri biz feryat ediyoruz, her gün adalet arıyoruz” ifadesini kullanmıştı.
Kadınlardan açıklama
Bu sabahki duruşma öncesi Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu tarafından basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, “Davanın takipçisi olduğumuzu söylemek için dayanışmamızla geldik. Çünkü bu iş cinayeti tam da kapitalizm ile patriyarkanın kesişiminde duruyor. Çünkü bu iş cinayeti derinleşen ücretli-ücretsiz emek kıskacının hayatlarımıza nasıl kastettiğinin en somut örneği. Bu iş cinayeti kadınlara reva görülen istihdam biçiminin de en somut örneği” ifadelerine yer verildi. Açıklamada şunlar kaydedildi:
“Bu katliamla ilgili esas sorumlular denetleme yapmayanlar, çalışma ortamını, işçilerin koşullarını bilip hatta şikayetleri alıp burayla ilgili işlem yapmayanlar bu iş cinayetini kınamakla yetindi. Peki kınama hangi hayatı geri getirebilir? Adına iş yeri denen insanlık dışı çalışma koşullarında kadınların ve kız çocuklarının emeğinin bu denli sömürülmesinin tek sorumlusu iş yeri sahibi midir? Hiçbir önlem alınmamasına rağmen çalışan bir iş yerindeki cinayetin sorumlusu iş güvenliği uzmanı mıdır? Öyle bir iş yeri neden ve nasıl var olabilir?
Ölen kadın ve kız çocuklarının yaşlarına baktığımızda, istihdamın en güvencesiz kesimlerini görüyoruz. Türkiye’de kadın istihdamı yüzde 31 iken, bu oran tam zamanlı ve kayıtlı olarak daraltıldığında yüzde 19’lara iniyor. İstihdam edilebilen kadınlar ise ancak asgari ücret civarına razı olmak zorunda kalıyorlar. Çoğu asgari ücrete bile erişemiyor. Bu patriyarkal kapitalist sistemin oluşturduğu çalışma rejiminin sonucu. Çünkü bu sistem emeğimizle hayatımızı kurmamızın değil, sermayeye ucuz iş gücü olarak ev içerisindeki emek sömürüsünü sürdürmenin peşinde. Çünkü biz evi geçindiren değil, bütçeye katkı olarak görülen emeğiz. Çünkü biz 2026 senesinde bile cinsiyetlendirilmiş iş ve iş yerlerinde çalıştırılırken öldürüldüğümüzde sadece vah denilip yedek işçi ordusundan bir başkamızla ucuza istihdama davet edilenleriz.
“Denetim yok. Havalandırma yok, yangın önleme sistemi yok”
İşyeri tehlike sınıfları tebliğine göre çok tehlikeli sınıfta yer alan bu iş yerinde çocuk işçilik var ama sigorta yok. İşçilere herhangi bir işçi sağlığı, iş güvenliği eğitimi, kişisel koruyucu donanım, iş yeri güvenliğine dair bir risk analizi, denetim yok. Havalandırma yok, yangın önleme sistemi yok. 2021 yılında kaçak olduğu tespit edilip yıkım kararı verilmiş olmasına rağmen yıkım yok. Ama hemen yanında İŞKUR var. 2023 seçimlerinde de bu bina önünde işverenlerin AKP’li belediye başkanı ve vekillerle birlikte fotoğrafları var.
Yangın sonrası hızla kamuoyuna duyuruyla açığa alınan SGK ve İŞKUR Kocaeli Müdürleri de aradan birkaç ay geçtikten sonra görevlerinin başına döndü. Kamu görevlileri hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Bu iş cinayetinde yakınlarını kaybedenler, geçtiğimiz hafta kamu görevlisi olup sorumluluğu olanların da dahil edilmesini talep etti. Biz de bu iş cinayetinde sorumluluğu olan kamu görevlilerinin yargılanması gerektiğini söylüyoruz.
“Çocuklar iş cinayetlerinde ölüyor”
Ravive Kozmetik’te sabah 8’den akşam 12’ye kadar 70 lira yemek ücretiyle günlük 600-800 liraya çalıştırıldı bu kadınlar ve kız çocukları. Mahalleliler yangının sömestirde olsaydı daha çok çocuğun ölebileceğini söyledi. Çünkü çocuklar cep harçlığı çıkarmak istiyorlardı. Çünkü bu ülkede çocukların yoksulluğu ile ilgilenen bir yönetim yok. Çocuklar bilimsellikten uzaklaştırılmış eğitim sisteminde geleceksizlik görüyor. Beslenme çantası boş, okula gidiyor. MESEM’lerde sermayeye bedava işçi oluyor. Çocuklar iş cinayetlerinde ölüyor.
Feministler olarak bilirkişi raporlarında da buraya fason üretim yaptırdığı kesinleşen firmalara denetim sorumluluklarını hatırlatan mektuplar gönderdik. Ancak firmaların tamamı sessizliği seçerken, bunun karşısında bizler de boykotu seçtik. Ravi ve Kozmetik cinayeti ne yazık ki ne ilk ne de son. Patriyarka ve sermaye el ele vererek bir cinayet işledi ve yaşananlarla ilgili utanç duyan bir kamu yetkilisi bile yok. Yok, çünkü bu sistemin devamını istiyorlar. Daha birçok kayıt dışı, örgütsüz, sendikasız iş yerinde kadınların ve çocukların emeği en ucuza sömürülüyor. Bu kayıtsız alanda erkek patronların keyfi uygulamalarıyla ne emeklilik hayal edebiliyoruz ne de rahatça kurabileceğimiz bir hayatı. Bizim bu sistemle derdimiz var.
“Bu bir kaza değil, cinayet”
Bu bir kaza değil, cinayet. Patriyarka, sermaye ve devlet işbirliği ile işlenen bir cinayet. Bizim hayatını kaybeden, göz göre göre öldürülen tüm kadınlara ve kız çocuklarına mücadele borcumuz var. Bu sistemin daha fazlamızı yok etmesine izin vermemek için, bir kişi daha eksilmemek için yaşasın feminist mücadelemiz.”
“Bu palavralara ben inanmıyorum”
Basın açıklamasının ardından yangında yaşamını yitiren Şengül Yılmaz’ın kardeşi Emine Bulut söz aldı. Bulut, şöyle konuştu:
“Dün İsmail Oransal bayağı palavralar attı. Bu palavralara ben inanmıyorum. Ben bizzat kendim orada çalıştığım için hepsini biliyorum. Oraya hiç gelmediğini, ayda yılda bir kere geldiğini, bir saat-yarım saat geldiğini söylüyor. Hepsi palavra, palavralara anca kendi inanır. O palavralara anca kendi inanır. Ben inanmıyorum. Bizzat şahidim. Orada olduğuna, sigortasız olduğuna, makinelerin üstünde İsmail Oransal yazıyordu, bunu inkar etmesin. Yalan konuşmasın, palavra atmasın.
Ben orada her şeyin olduğunu biliyorum. Zara’nın, Altınyıldız’ın da orada üretim yapıldığını biliyorum. Hiç inkar etmesin. Ben bizzat şahidim. Adalet istiyoruz. Adaletin en ağır şekilde onların cezalandırılmasını istiyorum. Nasıl bizim canlarımız yandı, bizim yüreklerimiz yandı, göz göre göre canlarımızı yaktıysalar, onların da canı yansın. Onlar üstüne sermaye kazandılar. 5 liraya, 10 liraya adam çalıştırdılar. Trilyonları ceplerine koydular.
“Başlarını yastığa rahat koyabiliyorlar mı”
Soruyorum onlara şimdi buradan: Başlarını yastığa rahat koyabiliyorlar mı? Rahat uyuyabiliyorlar mı? Çocukları olacak. O çocuğa helal yedirdi mi acaba? Soruyorum onlara. Bütün kazançları haram zıkkım olsun onlara. Hakkımı helal etmiyorum. Ölmüşlerimizin de ahı onların yakasındadır. Elbette ettiklerini bulacaklar, gün gelecek.”
Ravive Kozmetik’in Yönetim Kurulu üyesi Altay Ali Oransal savunma yaptı
Sabah saatlerinde başlayan, 8’i tutuklu, 2’si firari 16 sanıklı davanın ikinci gününde Ravive Kozmetik’in Yönetim Kurulu üyesi Altay Ali Oransal savunma yaptı. Anne ve babasının 2014 yılında boşandıklarını ifade eden Altay Ali Oransal, “Babam Düzce’de Türkiye’nin önde gelen firmalarından biri olan fabrikada müdür olarak işe başlamıştı. Biz de o dönem kardeşle beraber annemizde kalmayı tercih ettik. Babamla nadir olarak görüşüyorduk. Bir görüşmemizde kendisini işten ayrıldığını, bankayı ve dışarıya borçları olduğunu söylemişti. Eski müşterilerinin olduğunu, kendini bir yer açarsa işleri ona getireceklerini söylemişti. Ufak bir yer açmak istiyordu. Fakat bunun için parası yoktu. Borçları vardı. Bunu bizden talep etti. Kendi üzerimizde firma kurmayı ve aynı zamanda başlangıç için biraz para istedi. Kardeşimle beraber istediği miktardaki parayı borç olarak kendisine verdik. Aynı zamanda kendisi de bize bu şirketi üzerimize kurdurttu” dedi. Altay Ali Oransal şöyle devam etti:
“Fabrikanın tüm yönetim ve denetim yetkisinin tamamını babama devrettik”
“Daha sonrasında patlamanın gerçekleştiği fabrikaya tahmini olarak 500 metre mesafede kendini ufak bir yer kurarak ufak bir makineyle işe başladı. Biz de o dönem fabrikanın tüm yönetim ve denetim yetkisinin tamamını babama devrettik. Daha sonra buradan çıktığını ve patlamanın gerçekleştiği fabrikayı geçtiğini söylemişti. Burada hiçbir şekilde kazanç elde etmedik. Ve buradan gelecek şeylere de hiçbir zaman ihtiyacım olmadı. Biz kazancımızı kardeşimle beraber patenti ve isim hakları şahsınıza ait olan iki markan kaynaklanmaktadır.”
“Can güvenliğimiz tehdit altında. Tehlike altında ve insanlar çok öfkeli”
Oransal, patlamanın yaşandığı güne ve sonraki sürece ilişkin şöyle konuştu:
“Sabah 09.30 sıralarında kardeşime telefonla aramıştı. Uyuduğum için kendisine iki üç dakika sonra geri dönüş yaptım. Kendisi babamın fabrikasında bir patlamanın olduğunu, panik halinde olduğunu ve oraya gittiğini söyledi. Detaylı bir bilgi yoktu. Oraya gidince seni arayacağım, bilgilendireceğim demişti bana. Daha sonrasındaki ‘arabayla seni almaya geliyorum. Can güvenliğimiz tehdit altında. Tehlike altında ve insanlar çok öfkeli. Avukat İstanbul dışına çıkmamız gerektiğini söyledi’ dedi. Daha sonra kardeşim beni aldı. Çorlu’yla Ali Osman dayımızı fabrikasına gittik. Ondan sonraki süreçte Onay Yörüklü kendi kod adı ‘Mazlum’ olarak tanıtan kişi bizi aldı ve Marmara Ereğlisi’ndeki bir evde olayların yatışması, durumu öğrenmemiz için geçtik.
“Benim o gün yurt dışına çok rahat bir şekilde çıkarabilecek bütün imkanlarım mevcuttu”
Resmi olarak noter tasdikli bir şekilde yönetim kurulu AŞ defterinde bütün yönetimin ve denetimi babamda olduğu firmada Reviva Kozmetik fabrika kısmında hiçbir yetkim yoktur. Benim o gün yurt dışına çok rahat bir şekilde çıkarabilecek bütün imkanlarım mevcuttu. Hatta. Tahmini olarak bir, bir buçuk saatlik bir mesafedeyken, yeşil pasaportum varken o sırada kolluk kuvvetleri tarafından daha ifade için çağrılmamışken ve Avrupa’nın her ülkesine çok rahat bir şekilde gidebilecekken ben ülkemde kalmayı tercih ettim”
Savunmasında olay gününe ilişkin, olayın ardından can güvenliği endişesiyle atölyeye gitmediklerini, avukatlarının yönlendirmesiyle Ali Osman Akat’ın fabrikasına gittiklerini orada yanlarına gelen Onay Yürüklü ile birlikte, Tekirdağ’da “güvenli bir eve” gittiklerini belirten Altay Ali Oransal, can güvenliği endişesi yaşadıklarını ve bu nedenle ortalık yatışana kadar kalmak üzere Tekirdağ’daki eve gittiklerini, kaçma amaçlarının olmadığını söyledi. Ali Osman Akat tarafından yönlendirildiği iddia edilen Onay Yürüklü’yü tanımadığını belirten Oransal kendisine yöneltilen “Onay Yürüklü’ye neden güvendin?” sorusu üzerine, “O sırada ona güvenip güvenmeme konusunu düşünmedim” şeklinde yanıt verdi.
Yakalandıklarında üzerlerinde bulunan dövizi “üzerimizde kalanlar” diye açıkladı, kardeşini yalanladı
Altay Ali Oransal, kardeşiyle birlikte Tekirdağ’da yakalandıkları sırada üstlerinde yeşil pasaportları ile 20 bin tl, 4 bin 350 dolar ve 530 euroluk nakit para bulunmasına ilişkin de, “Kartlarımda güvenlik sebebiyle kapatılmalar oluyordu. O nedenle nakit bulundururum. Dövizler de yurtdışı seyahatlerimizden üzerimizde kalanlar” şeklinde konuştu. Altay Ali Oransal, üretiminin yangının yaşandığı atölyede yapıldığı kozmetik markasının üretim süreci, tedarik ve stok yönetiminin kardeşi İsmail Oransal’ın kontrolünde olduğunu kendisinin ise ticaret kısmını yönettiğini söyledi. İsmail Oransal ise dünkü duruşmada gerçekleştirdiği savunmasında kendine yöneltilen sorulara, “Benim üretimle ilgili hiç bir işim olmadı. Ben sadece e-ticaretle ilgilenirim” demişti.

