Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

DEM Parti Meclis grubunu Nusaybin’de topladı… Bakırhan’dan Bahçeli’ye: “Kürt’ü düşman gören, Kürt’ü katletmeye çalışanlara çanak tutan bir yaklaşım mı kader birliğidir?”

DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları “‘Rojava’daki yönetim 10 Mart Mutabakatı’na uymadı.’ Külliyen yalan 10 Mart Mutabakatı’na uymayan HTŞ’nin kendisidir, Şara yönetimidir. Bugün orada sivil halkımız başta olmak üzere katliama maruz kalan herkesin sorumluluğu Şara yönetimindedir. HTŞ’dedir, IŞİD’dedir. Onları destekleyen uluslararası güçlerdedir. Bugün Türkiye’de Suriye’deki operasyon devam ederken Cumhur İttifakı sözcüleri sanki savaşı ve çatışmayı Türkiye’den yönetiyormuş gibi açıklama yapıyorlar” dedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “kader birliği” sözüne atıfta bulunarak “Biz de kendisine diyoruz ki ‘Böyle kader birliği mi olur?’ Kürt’ü düşman gören, Kürt’ü toprağından sökmeye çalışan, Kürt’ü katletmeye çalışanlara çanak tutan bir yaklaşım mı kader birliğidir? Sayın Bahçeli, Kürt’ün kaderi neden kimliksiz olsun, Kürt’ün kaderine niye statüsüzlük, kimliksizlik, dilsizlik düşsün?” diye konuştu.

DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları "'Rojava'daki yönetim 10 Mart

(TBMM) – DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları “‘Rojava’daki yönetim 10 Mart Mutabakatı’na uymadı.’ Külliyen yalan 10 Mart Mutabakatı’na uymayan HTŞ’nin kendisidir, Şara yönetimidir. Bugün orada sivil halkımız başta olmak üzere katliama maruz kalan herkesin sorumluluğu Şara yönetimindedir. HTŞ’dedir, IŞİD’dedir. Onları destekleyen uluslararası güçlerdedir. Bugün Türkiye’de Suriye’deki operasyon devam ederken Cumhur İttifakı sözcüleri sanki savaşı ve çatışmayı Türkiye’den yönetiyormuş gibi açıklama yapıyorlar” dedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “kader birliği” sözüne atıfta bulunarak “Biz de kendisine diyoruz ki ‘Böyle kader birliği mi olur?’ Kürt’ü düşman gören, Kürt’ü toprağından sökmeye çalışan, Kürt’ü katletmeye çalışanlara çanak tutan bir yaklaşım mı kader birliğidir? Sayın Bahçeli, Kürt’ün kaderi neden kimliksiz olsun, Kürt’ün kaderine niye statüsüzlük, kimliksizlik, dilsizlik düşsün?” diye konuştu.

DEM Parti Meclis Grubu, Mardin’in Nusaybin ilçesindeki Sınır Parkı’nda toplandı. Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, toplantı öncesinde partililerle birlikte Suriye’deki Kürtlere yönelik saldırıları protesto etmek için yürüdü.

“Bu katliamı başlatan HTŞ güçlerini kınıyoruz”

Tülay Hatimoğulları, toplantıda yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:

“Partilerin birçoğunun grup yaptığı gün bizler DEM Parti olarak normal şartlarda bugün grubumuzu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapmalıydık ancak şu anda olağanüstü koşullardan geçiyoruz. Şu an Nusaybin’de sınırın sıfır noktasındayız. Birkaç adım ötesinde Kamışlı’da Kürt kardeşlerimiz şiddetli bir savaş tehlikesi altındalar. Rojava’da şiddetli bir savaş ve çatışma devam ediyor. 10 Mart Mutabakatı’yla ilgili hala görüşmeler devam ederken Suriye’de geçici Şam yönetimi ve SDG arasında öz yönetim arasında görüşmeler devam ederken, birden masayı devirip savaş ve çatışmanın önü açıldı. Halep’te öncelikle Şeyh Maksud, Eşrefiye mahallelerinde Kürt halkına yönelik amansız bir katliam başlatıldı. Bu katliamı başlatan HTŞ güçlerini kınıyoruz. Savaşa hayır barış hemen şimdi diyoruz.

Önce Fırat’ın batısı, şimdi de Fırat’ın doğusuna yani Rojava topraklarına bir işgal hareketi başlatılmış durumda. Bunu kabul etmek mümkün değil. Yalan yanlış bilgileri Türkiye’de yandaş medya, havuz medya, AKP, MHP iktidarının sözcüleri, Suriye’deki gelişmeler hakkında Türkiye ve dünya kamuoyunu yalan yanlış bilgilerle doldurmaya çalışıyorlar ve diyorlar ki ‘Rojava’daki yönetim 10 Mart Mutabakatı’na uymadı.’ Külliyen yalan, 10 Mart Mutabakatı’na uymayan HTŞ’nin kendisidir, Şara yönetimidir. Bugün orada sivil halkımız başta olmak üzere katliama maruz kalan herkesin sorumluluğu Şara yönetimindedir. HTŞ’dedir, IŞİD’dedir. Onları destekleyen uluslararası güçlerdedir.

Bugün Türkiye’de Suriye’deki operasyon devam ederken Cumhur İttifakı sözcülerinin yaptığı açıklamaya bakılacak olursa sanki savaşı ve çatışmayı Türkiye’den yönetiyormuş gibi açıklama yapıyorlar. Bir yandan Türkiye’de Kürt’e ‘kardeşim’ diyecek, iç barışı tesis edecek, öte yandan oradaki operasyonları yönetecekler. Bakın sadece bu değil, onların ideolojik olarak burada akrabaları olan ‘Furkan Günleri’ düzenleyenler ve bunların sözcüsü basın yayın organları neyi çıkardılar, biliyor musunuz? ‘Temizlik hareketi başlamalı’ diyorlar Rojava’da. Siz neyi neyden temizliyorsunuz?

Hatimoğulları’ndan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a: “Kürt kardeşlerimiz katlediliyor diye mi HTŞ’yi tebrik ediyorsunuz?”

Ey batıyı kıblesi olarak gören iktidar ve yandaş, ey batıyı ilkesi olarak görenler, ey iktidardan güç zehirlenmesi yaşayanlar, demokrasi istemek, savaş karşıtı olmak, kadın özgürlüğünü istemek, ana diliyle eğitim hakkı istemek batıl mıdır, karar verin. Batıl olan nedir biliyor musunuz? Batıl olan Türkiye’de Kürt’ü gerçek kardeş görmemektir. Batıl olan her kişi ile el tutuşmaktır. Batıl olan paramiliter güçleri örgütleyip, eğitip, donatıp, onlara Suriye topraklarında Alevi canlarımızı, Kürt kardeşlerimizi, Türk kardeşlerimizi katlettirmektir. Onun önünü açmaktır Batılılar. Batılılar sizsiniz, sizsiniz, sizsiniz.

İktidar Hükümetinin Sözcüsü Ömer Çelik konuşma yapıyor. Ve diyor ki: ‘SDG sürece darbe yapmak istiyor.’ Burada asıl darbeyi bu sürece kim yapıyor biliyor musunuz? HTŞ’yle el tutuşanlar, oradaki güçleri destekleyenler ve bu savaşa onay verenler, göz yumanlar, destekleyenler, sınırını ardına kadar bu çete güçlerini açanlar, bu süreci esas olarak sabote eden bunlardır. HTŞ sözcülüğü yapıyorsunuz Türkiye’de. O yüzden bu süreci sabote etmek isteyen tam da sizsiniz ve sizin açıklamalarınızdır. Bakın Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki, ‘haklıyken haksız yere düşmeyecek şekilde bir cerrahi hassasiyetle Suriye hükümeti operasyonlarını yürütüyor.’ Burada da HTŞ’yi tebrik ediyor. Biz buradan Cumhurbaşkanına soruyoruz, Kürt kardeşlerimiz katlediliyor diye mi HTŞ’yi tebrik ediyorsunuz? Ortada bir savaş var. Neyin tebriği bu? Erdoğan, ‘Barışın istikrarın egemen olduğu bölge huzur içinde yaşar’ diyorsun. Bizler yıllar yılıdır DEM Parti olarak dedik ki, ‘Türkiye’de iç barışımızı tahkim edelim. Uluslararası güçlerin bölgede kurmaya çalıştığı komploya karşı hep beraber uyanık olalım. Bunun için iç barışımızı tahkim edelim’ dedik ama iç barışı konuştuğumuz bu günlerde huzurdan bahsettikleri bu günlerde Suriye’de Kürtler katledilirken Türkiye’deki Kürtlerin duygusunu görmeyen bir huzur olabilir mi? Düşüncesini görmeyen bir huzur olabilir mi? İnsanlar gece gündüz uyumuyor. Herkes ayakta. Bugün Nusaybin’de sınırın sıfır noktasındayız. İnanın 7’den 90’ına kadar herkes bugün bu yürüyüşte ve sınırın ötesinde katledilen kardeşleri için gözyaşı döküyor. İşte süreci bozan sizsiniz. Türkiye’de barış sürecinde inancı zayıflatan sizlersiniz. Vazgeçin bundan. Artık yeter.

“Saray medyasının kalemşörleri Bakırhan ve Koçyiğit’i hedef haline getirmek istiyor”

Saray medyasının kalemşörleri bizim eş başkanımız Sayın Tuncer Bakırhan ve grup başkanvekilimiz Gülistan Kılıç Koçyiğit’i hedef haline getirmek istiyor. Biz buradan o yazara diyoruz ki sen kandan besleniyorsun, savaştan besleniyorsun, çatışmadan besleniyorsun ve sana buradan soruyoruz. Daha kaç Kürt katledilirse senin kalemin yazı yazabilir? Vicdanın rahatlar. Yöneticilerimizi, eş başkanlarımızı, grup başkanvekillerimizi hedef haline getirmenize asla müsaade etmeyiz, etmeyeceğiz. Partimiz demokrasi için, barış için sonuna kadar çalışmaya devam edecek.

Bugün Suriye’de Şam yönetimi başa geldiği günden beri Alevi canlarımız Lazkiye’de, Hama’da, Humus’ta Şam merkezlerinde katledildiler. Şimdi bu katliamı ve soykırımı Rojava topraklarına kaydırdılar. Ortada çok büyük bir uluslararası komplo olduğunun bizler farkındayız. Paris Antlaşması’ndan sonra Rojava’nın Kürt’lere dönük bir soykırımın startının verildiğinin hepimiz farkındayız. Türkiye’de hükümet adına konuşan bakanlar, sözcüler herkes haklı diyor, başka devletlerle iş tutuyor. Biz başından beri ısrarla şunu söyledik. ‘Suriye’deki Kürt halkıyla Türkiye görüşmeler gerçekleştirsin’ dedik. ‘Türkiye’deki iç barışı konuşurken Suriye’nin iç barışını da konuşalım, destekleyelim’ dedik ama bundan siz imtina ettiniz. Şimdi bahsettiğiniz devletler kontra geliştirenlerle beraber aynı yerde saklanmış, sözüm ona ‘kardeşim’ dediğin Kürt’ü katlediyorsun. Buna asla izin vermeyeceğiz. Buradan bütün dünyaya çağrımızı yinelemek istiyoruz. Bütün uluslararası demokrasi güçleri, insan hakları savunucuları, soykırım karşıtları, göç dayanışmacıları, göçmenlerle dayanışanlar, herkesin ama herkesin şu an Suriye’deki Kürt soykırımını durdurmaya davet ediyorum. Türkiye’deki bütün muhalif kesimleri, demokratları, devrimcileri, aydınları, yazarları, gazetecileri, ezcümle herkesi ve başta siz değerli halklarımızı, bütün demokratik haklarımızı kullanarak bu savaşa hep beraber dur diyelim, dur diyelim.”

Bakırhan: “Rojava’da Kürtler tek, dünya bir olmuş, Kürtlere soykırım yapıyor”

Tuncer Bakırhan da Kuzeydoğu Suriye’de katliamın olduğunu söyleyerek “Onlarca selefi örgüt, onlarca başkesen çocukları, gençleri, kadınları katleden bir örgüt, onun uzantıları, onu destekleyen ulusal, bölgesel ve uluslararası güçler var. Yani Rojava’da Kürtler tek, dünya bir olmuş. Kürtlere düşmanlık yapıyor. Soykırım yapıyor. Kürtlerin kimliksiz bir şekilde, dilsiz bir şekilde, statüssüz bir şekilde yaşaması için düşmanlık yapıyorlar. Bizler dün olduğu gibi, bugün de Rojava’da onuru için, kimliği için, dili için mücadele eden Rojava halkıyla birlikteyiz. Orada her gün Kürtler gibi katledilen Alevi kardeşlerimiz, Dürzi halkıyla beraber olduğumuzu bir kez daha buradan, Nusaybin’den, sınırdan haykırıyoruz. Rojava sadece bir toprak parçası değil” diye konuştu.

“‘Türk-Kürt kader birliği yaptı’ diyorlar, sınırın ötesinde düşmanlık yaptığın Kürt’le nasıl bir kader birliği yapmışsın?”

“Kimliğinizden, kazanımlarınızdan vazgeçin Kürt dilini konuşmasın, Kürt gençleri Kobani’de, üniversitede kendi ana diliyle eğitim görmesin istiyorlar. Kürtler teslim olsun istiyorlar” diyen Bakırhan, konuşmasında şunları kaydetti:

“Peki biz oradaki soydaşlarımızın onursuz bir yaşamı seçmelerini istiyor muyuz? Kürtleri yalnızlaştırmak isteyen, yok etmek isteyen bu akıl dışı yaklaşımlarınızdan vazgeçin. Kürtler o toprakların asli unsurlarından birisidir. Yüzyıllardır oradadır ve olmaya devam edecektir. Rejim Halep’te bir pusu kurdu. Alçakça Kürtler anlaşmaya uyarak, geri çekildiklerini belirtmesine rağmen rejim ve destekçileri orada Kürt kadınlarını, Kürt gençlerini katletmiştir. Mahallelerini bombalamıştır. Toplarla, tüfeklerle birlikte Kürtleri sürmeye çalışmıştır. 10 Mart Mutabakatı’na uymayan El Şara’dır. Suriye rejimidir. Onun arkasındaki o sahtekar, o iki yüzlü güçlerdir. Emin olun tek bir Kürt yaşayıncaya kadar ne bu saldırıları ne o saldırıların arkasındaki güçleri unutmayacaktır. Bu Kürt karşıtlarını, bu Kürt düşmanlarını unutursak kalbimiz kurusun.

İktidar medyası algı oluşturuyor. İktidar medyası orada Kürtleri, dilini, kimliğini tehdit olarak göstermek istiyor. Asıl tehdit olan iktidarıdır. Bunu Türkiye kamuoyu çok iyi bilmelidir. Bir de utanmadan sabah akşam çıkıp kürsülerde ‘Türk-Kürt kader birliği yaptı’ diyorlar. Sınırın ötesinde düşmanlık yaptığın Kürt’le nasıl bir kader birliği yapmışsın? Bunu söyler misin? Bir taraftan buradan barış elini uzatacaksın. Diğer tarafta Rojava’da yaşayan halkımızın katledilmesine çanak tutacaksın ve ‘Kürt-Türk kader ortaklığı yaptı’ diyeceksin. Bu riyakarlıktır. Bu sahtekarlıktır.

“‘Kuzey Kıbrıs’taki Türklere devlet, Kürtlere statüsüzlük, kimliksizlik’ diyen herkes riyakardır, Kürt düşmanıdır”

Bu riyakarlıktan bir an önce herkes vazgeçmelidir. Bakın Devlet Bahçeli ‘Kader birliği’ diyor, biz de kendisine diyoruz ki ‘Böyle kader birliği mi olur?’ Kürt’ü düşman gören, Kürt’ü toprağından sökmeye çalışan, Kürt’ü katletmeye çalışanlara çanak tutan bir yaklaşım mı kader birliğidir? Kürt’ün kaderi neden kimliksiz olsun? Sayın Bahçeli, Kürt’ün kaderine niye statüssüzlük, kimliksizlik, dilsizlik düşsün? Recep Tayyip Erdoğan’da ‘kavmiyetçilik bizim kadim kültürümüzün reddettiği bir hastalıktır’ diyor. Soruyorum Erdoğan’a ‘kavmiyetçilik bir hastalıksa niye senin Bakan’ın çıkıp Suriye Arap Cumhuriyeti’ diyor. Bundan iyi kavmiyetçilik olur mu? Önce kendi içindeki bu hastalığı ortadan kaldırmaya çalış. Numan Kurtulmuş, ‘Kürtlerin onuru, Türklerin gururu’ diyordu. Hadi oradan hadi. Kürt’ün onurunu, Rojava’daki insanları katliamla karşı karşıya getirerek mi sağlayacaksın? Madem Kürt’ün onuru diyorsun, 10 gündür Rojava’da insanlar katlediliyor. O selefiler, o cihatçılar Kürt kadınlarının başlarını kesiyor. Niye sesini çıkarmıyorsun. Niye itiraz etmiyorsun? Niye bir şey demiyorsun Sayın Kurtulmuş? Ancak Kürtlere teslimiyet dayatıyorlar. Kusura bakmayın. Bin yıldır Kürtler teslim olmadı. Şimdi asla olmaz. ‘Kuzey Kıbrıs’taki Türklere devlet, Kürtlere statüsüzlük, kimliksiz’ diyen herkes riyakardır, Kürt düşmanıdır. Bu tarihe böyle geçecektir. ‘Kürtler kimliksiz, statüsüz yaşasın’ diyeceksiniz. Bir de ‘kardeşiz’ diyeceksiniz. Ferasetle, akılla başta Rojava olmak üzere, Türkiye başta olmak üzere, barışın, demokrasinin, insanların eşit yurttaş olduğu bir zemin için çalışın, çabalayın. Türkiye’de 25 milyon Kürt var. Bu düşmanlığı kabul etmiyor. Bunu unutmayacak. Grup toplantımızı yaptığımız bu saatlerde gençlere saldırıyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Demokratik hakkımızı kullanıyoruz. Yetkilileri dikkatli davranmaya çağırıyorum. Saygılı olun biraz. Türkiye’nin üçüncü büyük partisi grup toplantısı yapıyor. Siz gençleri dövüyorsunuz, yerden sürüklüyorsunuz. Bunu kabul etmiyoruz.

“Sana mı soracağız kimin kimi temsil ettiğini? SDG bal gibi Kürtleri temsil ediyor”

Sayın Öcalan en son dedi ki ‘Rojava’da Kürt kıyımından vazgeçin. Diyalogla müzakereyle çözün’ ama onlar tam tersini yapıyorlar. Sayın Bahçeli, ‘PKK’nin kurucu önderi’ diyor ama onun dediğini yapmıyor. Onun dediğini söylemiyor. ‘Her karışı temizlenmeli, kurutulmalı’ diyor. Sen kuru temizleyici misin? O toprakların kadim haklarını hiç kimse ama hiç kimse ne kurutabilir ne temizleyebilir.

Dünyada yaşayan 50 milyon Kürt’e sesleniyorum. Gün birbiriyle kavga etme günü değil. Gün bu Kürt karşıtlığı karşısında bir olma, birlik olma, omuz omuza mücadele etme günüdür. Eksiklerimizi, yetmezliklerimizi konuşabiliriz ama gün katliamla karşı karşıya kalan Rojava’daki Kürtlerle dayanışma günüdür. Dayanışmayla bu katliamı önleyebiliriz. Dayanışmayla bu Selefiler’i durdurabiliriz. Kan döken, barış karşıtı olan bu güçleri dayanışmayla, mücadeleyle ancak yola getirebiliriz. Öfkenizi kendi içinize değil, Kürtlere düşmanlık yapanlara karşı kusun. Öfkenizi kendinize değil, Kürtleri statüsüz, kimliksiz, bırakanlara karşı harekete geçirin. Bakın, bugün Bahçeli diyor ki: ‘Kürtleri temsil etmiyor.’ Beyefendiler kimin kimi temsil ettiğine de karar veriyorlar. ‘Dilinizi konuşmayın. Statüsünüz olmasın’ diyorlar. ‘Şu şunu temsil etmez. Bu bunu temsil etmez’ diyor. Sana mı soracağız kimin kimi temsil ettiğini? SDG bal gibi Kürtleri temsil ediyor. Alevileri, Türkmenleri, Ezidileri seküler yaşamdan yana olan Arap halkını temsil ediyor. Özel yönetim oradaki bütün halkları temsil ediyor. Kim kimi temsil ediyor hükümlerine kimse size izin vermez. Bu hükmü siz veremezsiniz. Biz diyor muyuz ‘siz kimi temsil ediyorsunuz?’ diye. Sandığı koysanız bu toplumdan rıza alabilir misiniz? Alamazsınız. Asıl siz temsil etmiyorsunuz. Vazgeçin lütfen. Kimi kimi temsil ettiği değil sorunumuz. Rojava’da bir katliam var, bir kıyım var. Onu önlemektir bizim sorunumuz. Gelin birlikte Kürt katliamı karşısında duralım. 25 milyon Kürt’ün soydaşlarıyla dayanışalım. Kürtler insanca yaşamak istiyorlar. Katledilmeden, güvenlik içerisinde yaşamak istiyorlar. Size tehdit olan Kürtler değil, bu Selefi güçlerdir. Şu andaki yönetimdir. Sizi ne zaman satacakları belli olmayan bu güçlerdir. Kürtler satmaz, ihanet etmez, çelme takmaz.

“Kürt, size muhatap beğendirmek zorunda değil”

Bir kez daha Nusaybin’den sesleniyoruz. Kürt, size muhatap beğendirmek zorunda değil. Her yerin bir muhatabı var, açıktır, ortadadır. O muhatapları dikkate alın. Temizleme, kurutma işlerinden vazgeçin. Bu dil tehlikeli bir dildir. Kobani, Kamışlı Kürt kentidir. Kürt kentleri olarak kalmaya devam edecektir.

Bir çağrımda gerçek anlamda ümmet kardeşliğini savunan Müslüman kardeşlerimedir. Onları tenzih ediyorum. Yani onları bu konuşmanın dışında bırakıyorum. Ya Kürt’üm ben değil mi? Kürt’te de Kürt’te Kabe’de yan yana omuz omuza değil misiniz? Selahattin Eyyubi Kürtlerin atası değil mi? Bu dini korumak için, kurtarmak için kahramanca, fedekarca savaşan Selahattin Eyyubi’yi unuttunuz mu? Bugün onun İslamiyeti savunduğu topraklarda onun torunları katlediliyor. Kimliksizliğe, statüssüzlüğe terk ediliyor ve siz susuyorsunuz. Evet, gerçek Müslüman kardeşlerim, bu katliama, bu kırıma sizlerin de ses çıkarmanızı istiyoruz. Kürt’ü katledenlerin partisinde, gazetesinde, iş yerinde, televizyonunda çalışmayın. Bu yaşananlar bir güven testidir. Ümmet kardeşliği zulme karşı durmaktır. Kürt katledilirken susmak değil. Kürt’ün dili ‘Haramdır’ diyenlerin yanında durmak değil. Dolayısıyla bu onursuzluğa, kimliksizliğe karşı gerçek Müslüman kardeşlerimizle, Türkiye’nin devrimci demokratik kesimleriyle Kürtlerle, emekçilerle, ezilenlerle birlikte duracağımızın sözünü bir kez daha buradan, Nusaybin sınırından veriyoruz.”