Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan: İktidarın Suriye’de sürdürdüğü politika, Kürt halkının onurunu zedeleyen bir çizgidir

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye’nin, Suriye’de Kürtlere yönelik saldırıları desteklediğini ve teşvik ettiğini ileri sürerek, “Barış parça parça inşa edilemez; bütünlüklü cesaret ister. Ankara’da uzatılan elin Suriye’de yumruğa dönüşmesi süreci zehirler” dedi. Bakırhan, “Türkiye’de barış nutukları atıp, Suriye’de bunun zıddı bir hat izlemek barışı güçlendirmez, onu içten içe çürütür. İktidarın Suriye’de sürdürdüğü bu politika, yalnızca yanlış değildir; Kürt halkının onurunu zedeleyen, eşitlik ve ortak yaşam duygusunu yaralayan bir çizgidir” ifadesini kullandı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye'nin, Suriye'de Kürtlere

(ANKARA) – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye’nin, Suriye’de Kürtlere yönelik saldırıları desteklediğini ve teşvik ettiğini ileri sürerek, “Barış parça parça inşa edilemez; bütünlüklü cesaret ister. Ankara’da uzatılan elin Suriye’de yumruğa dönüşmesi süreci zehirler” dedi. Bakırhan, “Türkiye’de barış nutukları atıp, Suriye’de bunun zıddı bir hat izlemek barışı güçlendirmez, onu içten içe çürütür. İktidarın Suriye’de sürdürdüğü bu politika, yalnızca yanlış değildir; Kürt halkının onurunu zedeleyen, eşitlik ve ortak yaşam duygusunu yaralayan bir çizgidir” ifadesini kullandı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, T24’e yaptığı açıklamada, Suriye’deki sürece ilişkin olarak, “Çok büyük alt üst oluşların yaşandığı bir süreçteyiz. Geçici Şam Hükümeti hem bu başlayan savaştan hem de 10 Mart’ın uygulanmamasından sorumlu taraftır. Bunları net bilmek gerekiyor, yoksa eksik ve yanılgılı yorumlara boğuluruz” dedi.

Bakırhan, “Bir iç savaş tasarlanmak isteniyor. Bu aleni bir tuzak ve ucunda yüz binlerce Kürt’ün hayatı var. Türkiye’de silahların bırakılmasını konuştuğumuz ve çatışmalara çözüm aradığımız bir dönemde, Suriye’de savaş tırmandırılmak istendi. Bu kabul edilir bir durum değil çünkü devam eden sürece açık bir sabotaj. PKK kendi fesih kararını almışken, hâlâ PKK gerekçesiyle Rojava’ya saldırı yapılması, hedef gösterilmesi kabul edilemez. Suriye’yi Türkiye’de devam eden sürecin önüne koşamazsınız. Bu yanlıştır” ifadesini kullandı.

“Güvenlikçi kanat gündemi buraya kaydırdı”

Bakırhan, şunları kaydetti:

“Ortada bir ‘Ankara paradoksu’ vardır. Oysa ‘Ankara çözümü’ arıyoruz. Buradaki her gelişme oradaki çözümü zaten hızlandırır. Yürütme erki de bunun yanlış olduğunu yer yer kabul etti fakat tercihini bu seçenekten kullanmadı. Güvenlikçi kanat tüm gündemi buraya kaydırdı. Duygusal ve siyasal dengeyi iyi kurmak gerektiğini düşünüyorum. Sonuç olarak Kürt realitesi tanınmalıdır. Bunu yok sayan her girişim sadece Suriye’yi değil, tüm bölgeyi istikrarsızlığa sürükler.

Kürtler bu süreçte kimsenin ‘ileri karakolu’ veya ‘piyonu’ olmayı kabul etmeyerek, bedeli ağır da olsa kendi öz güçlerine dayanan onurlu bir ‘Üçüncü Yol’ siyasetini tercih etti ve kazandı. Savaşın gürültüsü, masanın dilini boğmamalıdır. Mevcut mutabakat bir ‘bitiş’ değil, fırtınanın ortasında gemiyi batırmadan, demografiyi ve siyasi iradeyi koruyarak süreci yönetme hamlesi olarak görmek daha doğru olur.

Suriye’de Kürt halkına karşı on gündür süren saldırıların Paris anlaşmasından ve Türkiye’nin teşvikinden bağımsız olmadığı açıktır. Saldırılar belli bir aşamaya geldiğinde ABD devreye girip geçici Şam yönetimiyle SDG arasında ateşkes ve 14 maddelik anlaşma imzalanmasına aracı oldu. Türk-Kürt, Kürt-Arap ilişkilerini ABD’nin rızası veya onayına bırakılmış saldırılarla zehirlememek gerekir.

“Öcalan’ın Rojava ile teması oldu”

Sayın Öcalan olası büyük bir savaşın önüne geçmek için çokça uyardı. Elinden geleni yapacağını her seferinde ifade etti ki yapıyor da. Halep’ten önce Sayın Öcalan’ın Rojava ile teması oldu. Önerilerini iletti. Bu öneriler sorunların çözümüne dairdi. Bu bilinmesine rağmen, âdeta bu çabaya cevap günler sonra Halep’te savaşı siviller üzerinden tırmandırma girişimi oldu. 4 Ocak’ta masayı deviren taraflar açık şekilde olası bir çözümden korkanlardır, Sayın Öcalan’ın çabasına açıktan karşı çıkıp komplolara başvuranlardır. Bunu böyle okuyoruz.

Halep saldırısıyla Suriye rejimi 10 Mart Mutabakatı’nı zaten ihlal etti. Şam’daki görüşmelerin sonucunu bilmiyoruz ama açık ki, Kürtlerin siyasi, idari, kültürel ve hukuki haklarını güvence altına alacak yeni ve demokratik bir mutabakata ihtiyaç var. Mevcut durumda yeni bir mutabakatın daha hayırlı olacağını düşünüyoruz. Türkiye’nin hem askeri yardımlar hem diplomatik hem de moral olarak bu saldırıların destekçisi olduğu biliniyor. Sosyal medyada veya resmi açıklamalarda bu gerçeği apaçık şekilde görüyoruz. Türkiye bu saldırıları desteklemiş ve teşvik etmiştir.

“Ankara’da uzatılan elin Suriye’de yumruğa dönüşmesi süreci zehirler”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Kürt-Türk stratejik ilişkilerini esas aldığını söylemişti. Fakat Suriye’de başka bir gerçekle karşılaştık. İktidar Kürt karşıtı bir yerde durarak HTŞ ile stratejik ilişki geliştirdi. Bu durum Kürt halkını negatif anlamda muazzam şekilde etkilemiştir. Bu zihniyetin tek derdi Kürt karşıtlığını besleyecek yakıtlar bulmaktır. Bu yakıt, bugün Halep’in Kürt mahallelerine dönük saldırılardır.

Sayın Bahçeli, Türkiye’de bir çözüm aklının gelişmesine dair yol alınmasından yana olduğunu ifade ediyor. Tekrar altını çizmek isterim: Barış parça parça inşa edilemez; bütünlüklü cesaret ister. Ankara’da uzatılan elin Suriye’de yumruğa dönüşmesi süreci zehirler.

Çok hızlı bir biçimde siyasi ve hukuki zemini güçlendirecek demokratik adımlar atılmalıdır. İki süreç elbette tam olarak birbirinden bağımsız değil, birbirini besleyen ve güçlendiren süreçlerdir. Suriye’de Kürtlerin anayasal haklarına kavuştuğu demokratik bir sistem, Türkiye’deki Demokratik Cumhuriyet vizyonuna zemin hazırlar. Türkiye’de Demokratik Cumhuriyet’in sadece talepkârı değil, inşa edici gücü olmaya hazırız. Tüm kapasitemiz ve irademizle bunu yapma iddiasındayız. İki ülkede de Kürtler eşit bileşen olduğunda, Türkiye’nin ‘güvenlik’ adı altında sürdürdüğü politikalar anlamsızlaşacak.

“Barış AKP’nin işine yaramaz”

Bir yandan Ankara’da barış masası kurulurken, diğer yandan Suriye’de Kürtlere yönelik operasyonlara destek verilmesi samimiyeti sorgulatıyor. İşte bu çelişkili tutum halkımızda ciddi güven sorunu yaratıyor. Biz bu sürece inancımızı korumak istiyoruz ama bu tür çelişkili adımlar süreci sabote ediyor. Asıl sorun, barış söylemiyle savaş pratiğini bir arada yürütmeye çalışmaktır.

Biz barışın kime yaramayacağını iyi biliyoruz. Barış olursa demokrasi gelir. Hukuk güçlenir. Özgürlükler büyür. Bundan en çok baskıcı rejimler, otoriter karakterler, tekçi anlayışlar, ulusalcı-milliyetçi çevreler zarar görür. Dolayısıyla barış AKP’nin işine yaramaz. 86 milyona fayda sağlar. Biz hayal kırıklığı yaşamıyoruz. Sürecin başladığı gün itibariyle AKP’nin veya MHP’nin köklü bir zihniyet değişimi yaşamadığını biliyoruz. Eşyanın tabiatına aykırı… Biz barış ve demokrasi masasını kim kurarsa o masada yer alır; barış ve demokrasiyi büyütmeye çalışır ve siyasetimizi de yaparız.

Bu vesileyle geniş muhalif camiaya seslenmek istiyorum. Suriye’de yaşananlar sadece Suriye sınırlarını etkilemeyecek. Ortadoğu’nun genelinde siyasal trendleri ve ideolojik çerçeveleri etkileyecek. Bugün Suriye’de eşitlik, hukuk, adem-i merkeziyetçilik, laiklik değerleri etrafında bir rejim oluşması için aktif mücadele etmeliler. Bugün Suriye’ye sessiz kalanlar, yarın Türkiye’ye etkilerini görünce itiraz etmek için geç kalacaklar.

“Her Kürt’ün evinde büyük büyük bir öfke ve duygu kırılması var”

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başlarında Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş süreci tarif ederken ‘Kürtlerin onuru, Türklerin gururunun korunduğu bir süreç yaşanıyor’ demişti. Maalesef son on gündür Suriye’de Kürtlere dönük yapılan saldırılar ve bu saldırılara dair Türkiye’den atılan zafer naraları, HTŞ’den bile önce yapılan kutlamalar, sevinç çığlıkları Kürtleri tarihte olmadığı kadar duygusal olarak olumsuz etkiledi. Her Kürt mahallesinde, her Kürt’ün evinde yaşananlara dair büyük bir öfke ve duygu kırılması var.

Bugün HTŞ namına Kürt’e karşı zafer coşkusu yaşayanlar Türkiye toplumunun geleceğine verdikleri zararın farkındalar mı emin değilim. Barış arayışında olduğunu iddia eden akıl, halklar arasına düşmanlık tohumu ekemez. İktidar sözcüleri Türk-Kürt ilişkilerinde büyük yaralara neden olacak bir tutum içerisindedir.

Sınırın bu tarafı veya o tarafı fark etmez. Kürt Kürt’tür. Burada barış orada ‘düşman’ diyerek kendilerini kandırıyorlar. Barışmak isteniyorsa, uygulamada bütünlüklü olmak gerekiyor. Suriye’deki Kürt politikasıyla Türkiye’deki Kürt politikası birbirinden ayrılamaz. Her ikisi de bütünlüklü hak ve eşitliği gözeten barışçıl bir politika olmalıdır. Barış, haritaya bakılarak değiştirilen bir tavır değildir; tutarlılık isteyen ahlaki ve siyasal bir tercihtir. Türkiye’de barış nutukları atıp, Suriye’de bunun zıddı bir hat izlemek barışı güçlendirmez, onu içten içe çürütür. İktidarın Suriye’de sürdürdüğü bu politika, yalnızca yanlış değildir; Kürt halkının onurunu zedeleyen, eşitlik ve ortak yaşam duygusunu yaralayan bir çizgidir.”