Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

CHP’nin “Turpun Küçüğü” açıklaması… Özgür Özel: “Her darbenin bir bildirisi okunurdu; bu darbenin de bildirisi TRT’de okundu”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan sürece ilişkin olarak, “Her darbenin bir bildirisi okunurdu; bu darbenin de bildirisi TRT’de okundu. ‘560 milyarlık yolsuzluk’ diye TRT söyledi. Şimdi TRT oradan yayın yapıyor, koca canlı yayın aracı var; şöyle bir yayın yapmıyor: ‘560 milyarlık yolsuzluk davası başladı’ demeyerek kendini tekzip ediyor” ifadesini kullandı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 19 Mart 2025'te İstanbul Büyükşehir

(ANKARA) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan sürece ilişkin olarak, “Her darbenin bir bildirisi okunurdu; bu darbenin de bildirisi TRT’de okundu. ‘560 milyarlık yolsuzluk’ diye TRT söyledi. Şimdi TRT oradan yayın yapıyor, koca canlı yayın aracı var; şöyle bir yayın yapmıyor: ‘560 milyarlık yolsuzluk davası başladı’ demeyerek kendini tekzip ediyor” ifadesini kullandı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yaptığı “mal varlığını açıkla” çağrısının cevapsız kalmasının ardından CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Özel’in konuştuğu kürsünün her iki tarafında da “Turpun küçüğü” yazılı arka plan görseli yer aldı. Özel, şunları kaydetti:

“Bugün sizlerin bir süredir merakla beklediği, birilerinin de korkuyla beklediği bir dosyayı açıklamak; yargıdaki çeteleşmenin ve bu çeteleşmenin getirdiği zenginleşmenin öyküsünü hem detaylarıyla hem somut kanıtlarıyla milletimizle paylaşmak üzere karşınızdayız. Bu ülke demokrasi tarihi boyunca çok darbeler gördü. Milletin iradesine yapılan her darbe demokrasimizi zayıflattı, halkımızı fakirleştirdi. Ancak birileri bu süreçlerden kısa süreli olarak karlı çıktılar, onları kendilerine kar saydılar. Ama tarih darbecileri değil, darbenin mağdurlarını haklı gördü, haklı çıkardı. Her darbede, her kumpasta aparatlar, maşalar hep oldu. Sonrasında da darbeciler tarafından kısa ve orta vadede ödüllendirildiler; uzun vadede milletin vicdanında mahkûm oldular, mahkum edildiler. Sonuçta bu süreçlerden kaybeden milletimiz oldu, ülkemiz oldu, devletimizin yurt dışındaki imajı oldu.

“TRT, 47 yıl sonra büyük bir sürprizle karşı karşıyaydı…”

Bugün anlatacağım öykü; 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül darbelerinde tutulan silahın şimdi nasıl yargı tokmağına, kamuflajların üzerlerine hasbelkader geçirilmiş cübbelere nasıl dönüştüğünün, bir darbenin tankla, topla değil; cübbeyle ve tokmakla nasıl geleceğinin ispatıdır. Bu hikayenin iyi tarafı Kasım 2023’te başladı. Hiç kimse hayal etmezken, hesaba katmazken; daha birkaç ay öncesinde büyük bir seçim yenilgisinden çıkmış olan bir parti, 100 yıl önceki pratiğiyle, geleneğiyle, kuruluş kodlarıyla düştüğü yerden ayağa kalktı, mücadele etmeye karar verdi. Özeleştiri yaptı ve bu özeleştirisi millet tarafından takdir gördü. Döndü millet, Atatürk’ün kurduğu partiye cumhuriyetin 100’üncü yılında büyük bir yenilgi elde etmişken ‘bakalım şimdi ne yapacak’ dedi ve bir kredi verdi. Değişime, gençlere, kadınlara, her yaştan gençlere bir kredi verdi. Bunun sonunda sadece 4 ay sonra girilen ilk seçimlerde, 21 yıllık ‘iktidar hiç yenilmiyoruz, yenilmeyeceğiz’ diyen, kazandıklarıyla övünen, hiçbir zaman yenilmeyeceği konusunda kamuoyuna algı yaratan bir iktidar ilk kez yenildi. 47 yıl sonra Cumhuriyet’in kurucu partisi birinci partiydi. Seçim akşamı 47 yıl sonra milletin paralarıyla, verdiği vergilerle ödediği bandrolle yayın yapan, seçimden önce 100 saatin 99’unu iktidara, birini Cumhuriyet Halk Partisi’ne ayıran kamu yayıncılığıyla mükellef TRT, 47 yıl sonra büyük bir sürprizle karşı karşıyaydı ve 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi TRT ekranlarında dahi birinci partiydi; çünkü milletin gönlünde birinci partiydi.

“Bugün duydukları karşısında ne yapacaklarını gerçekten çok merak ediyorum”

Sayın Erdoğan’ın veciz bir şekilde, kendi açısından talihsiz bir şekilde prompterdan kopup da geçtiğimiz hafta söylediği ‘bu gidişi engelleyemezsin’ dediği o gidiş artık başlamıştı ve durmayacaktı. Kendisi bizimle siyasi rekabet edemeyeceğini anlamıştı. Kazanmak, devlet gücüyle kazanmak; karşısındakini kaybetmeye mahkum görmek kolaydı ve bu sefer kendisini yenenlerle normal yollarla mücadele edecek takati kalmamıştı. Ne kendinde ne partisinin ana kademesinde ne kadın ve gençlik kollarında bu konuda bir enerji görmüyor, bir ümit duymuyordu. Meclis’te oluşturduğu parlamento grubunun da aslında kendisini seçim kazanıp onların da sadece sandalyeleri doldurdukları, ne dediyse onları yapacakları, aksini yapanların cezalandırıldığı bir grup olduğunu çok iyi bilen birisi olduğunu düşünüyordu. Ben bugün o grubun bu duyduklarını hazmedip hazmedemeyeceğini merak ediyorum. Ben bugün 22. dönem grubunun, partinin ‘erdemliler hareketi’ diye yola çıkan kurucularının bugün duydukları karşısında ne yapacaklarını gerçekten çok merak ediyorum. O yüzden de onları bu toplantıyı izlemeye, bu toplantıyı takip etmeye özel olarak davet ettim. Ve hiçbir kademesine güvenmeyen Erdoğan, siyasete müdahale etsin diye daha önce görülmemiş bir şey yaptı ve ‘AK Parti yargı kollarını’ kurdu ve göreve getirdi.

“Erdoğan, Zekeriya Öz gibi bir profili bulmakta zorlanmadı”

Bunun için ona yıllar önce bu ülkenin askerlerine, aydınlarına, siyasetçilerine karşı kullandığı Zekeriya Öz gibi bir profil lazımdı. Onu bulmakta zorlanmadı. Daha öncesinde hâkimken mahkeme mahkeme gezdirip adaleti katlettirdi; sonrasında da çünkü iyi kararlar vermedi, yükselebilmesi için meslekte liyakatle önünü kendi kendilerine tıkadılar. Liyakat esasına göre bir terfiyi beklese bir şey olmayacak, aklı fikri siyasette olan birisini ilk önce mahkeme mahkeme gezdirdi ve adaleti katlettirdiği birisini siyasete almıştı. Onun da aklı siyasetteydi, bakan yardımcısı yapmıştı. Bu sefer hakim olarak değil de savcı olarak iddia etmek üzere, kanıt toplamak üzere, maalesef olmayanı yaratmak üzere, verilmeyen ifadeyi benzetmek üzere bir gözü dönmüşe ihtiyaç bulunca elde başkası yoktu. Siyasi bir makamdan, kendisinin bakan yardımcılığı siyasidir diye Türkiye’ye tanıttığı o makamdan alıp da İstanbul’a Cumhuriyet Başsavcısı yaptı. Bu görevlendirmeyi yaptı. Yargı kolları kurulmadan önce bu millet adalet sisteminden memnun değildi. Mahkemeler plazalardaki avukat bürolarında görülüyor diye konuşuluyordu. Mahkeme sonuçları için verilen ücretler dilden dile yayılıyordu; yani FETÖ borsaları falan vardı. Bu konuda birileri ‘FETÖ borsası var’ diyor, birileri de ‘aman ha, bakalım bakalım, olmasın’ diyordu. Ama bu sefer çeteleşme yargının en tepesine sirayet etti. AK Parti bütün varlığını ve ikbalini bir çeteye teslim etti. Ardından AK Parti yargı kolları ‘AK Toroslar Çetesine’ dönüştü. Kendi kendine yaşanarak bu çetenin üyeleri, 90’larda ölüm arabası olarak anılan faili meçhul cinayetlerin simgesi beyaz Torosları muhaliflere gösterecek cesarete kavuştular. Hem de Erdoğan’ın ‘beyaz Torosları biz tarihe gömdük’ dediği gün beyaz Toros paylaşımı yapacak kadar kendilerinden emin, pervasız ve karşı tarafa karşı o kadar da acımasızlardı.

“AK Parti yargı kollarından doğan bu çete, verilen siyasi talimatlara uygun olarak bir darbe planını adım adım işletti”

AK Parti yargı kollarından doğan bu çete, verilen siyasi talimatlara uygun olarak bir darbe planını adım adım işletti. Önce 30 Ekim’de Esenyurt’un seçilmiş belediye başkanını alıp Türkiye’nin en büyük ilçesine kayyum atadılar; burada terör ilişkisi var diye. Ardından Beşiktaş operasyonları… En sonunda ise 19 Mart 2025’te bu ülkeye bir sivil darbeyi yaşattılar. Devletin 35 yıl önce ilanla davet ettiği, 31 yıl önce de diploma verdiği bir öğrenci cumhurbaşkanlığına aday olacak diye o diplomayı iptal etmek için devletin kendisini, mührünü, belgesini, imzasını inkar ettiler. O öğrenci ile birlikte, örneğin ülkenin en prestijli vakıf üniversitelerinden birindeki işletme anabilim dalı başkanının diplomasını iptal edip, lise mezunu yapmayı dahi göze aldılar. Yüzlerce kişiye uygulanan prosedürü bir kişiye uygulandı diye durdurmak istediler. Üniversiteye dünya kadar yazı yazdılar, yapmayınca tehdit ettiler, dekanları istifa ettirdiler. İşi diploma vermek olan fakülteye bu işi yaptıramayınca, duvar boyatmak, ring seferi planlamak olan üniversitenin yönetim kuruluna bir iftar sofrası saatinde diplomayı iptal ettirdiler.

“Hukuka, vicdana, insafa aykırı bir düzen oturtulmuştu”

Aynı saatlerde bir yandan terör soruşturması yürüyordu. O iftarın ertesi sabahı sahurda; bir dosya terörden, bir savcı terörden, bir başkası rüşvetten, bir başkası ihaleye fesattan harekete geçip tesadüfen kendi kendilerine büyük bir operasyona giriştiler. Bir gece önce diploma iptali yapan üniversitenin yönetim kurulu ile onun ipini elinde tutanlarla, terör mahkemesinin ya da yolsuzluk mahkemesinin iplerini elinde tutanlar aynı oynatıcılardı. O yüzden son derece senkronize, son derece birbiriyle mütenasip zaman akışı uyumlu ama hukuka, vicdana, insafa aykırı bir düzen oturtulmuştu. Her birisi üzerindeki gizlilik olan soruşturmaların, sonradan ispatı da bulunamayacak iftiraları, sözleri eş zamanlı yandaş medyaya, yandaş basına dağıtılıyor; oradan algı operasyonları köpürtülüyordu.

Her darbenin bir bildirisi okunurdu; bu darbenin de bildirisi TRT’de okundu. ‘560 milyarlık yolsuzluk’ diye TRT söyledi. Şimdi TRT oradan yayın yapıyor, koca canlı yayın aracı var; şöyle bir yayın yapmıyor: ‘560 milyarlık yolsuzluk davası başladı’ demeyerek kendini tekzip ediyor. O gün algı yaratmak için bu yalanı attıklarını, İBB’nin 6 yıllık bütçesinin toplamının bile bu kadar etmediğini, bütçenin çoğunun gittiği maaşların ödenip, vapurların yüzdürülüp, asfaltların döktürülüp suların dağıtılıp, hizmetlerin yapıldıktan sonra bile 56 kuruş iddia edemedikleri için şimdi TRT darbe bildirisinin altında durmuyor; başka yalanlara, başka algı operasyonlarına sarılıyor.”

(SÜRECEK)