(İSTANBUL) – DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Seçilmiş belediye başkanlarımızı, milletvekillerini, siyasetçileri serbest bırakın. Gazetecilik suç değildir. Gazetecilere dokunmayın. Üniversitelere, gençlere dokunmayın. Hak mücadelesi veren ve tutuklu olan sendikacıları serbest bırakın. Sendikacılık suç değildir. Hak aramak, örgütlenmek suç değildir. Ama bu baskı politikalarını uygulayanlar bir şeyi gözden kaçırıyorlar, unuttukları bir şey var. Bu ülkenin demokrasi birikimini hafife alıyorlar. Oysa bizler ülkenin dört bir yanında evlerimizden, iş yerlerimizden, alanlardan, meydanlardan, sokaklardan, okullardan, üniversitelerden her gün sesleniyoruz: Bu ülke sahipsiz değil, demokrasi sahipsiz değil” dedi.
CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve erken seçim talebiyle başlattığı “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 99’uncusu İmamoğlu’nun tutukluluğunun birinci yılı nedeniyle İBB binasının bulunduğu Saraçhane’de yapıldı.
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, burada yaptığı konuşmada İstanbulluları, “Saraylar, saltanatlar çöker. Kan susar bir gün, zulüm biter, menekşeler de açılır üstümüzde. Leylaklar da güler. Bugünlerden geriye bir yarına gidenler kalır, bir de yarınlar adına direnenler. Merhaba yarınlara, geleceğimize sahip çıkan işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler. Türkiye’nin dört bir yanından gelen demokrasi ve emek dostları merhaba” sözleriyle selamladı.
Çerkezoğlu şöyle devam etti:
“Bu meydan, Saraçhane Meydanı, işçi sınıfının onurunun, direncinin ve demokrasi mücadelesinin simgelerinden biridir. Türkiye işçi sınıfının hakları için ayağa kalktığı DİSK’in harcının karıldığı yerdir. Ve bugün bir kez daha hep birlikte Saraçhane Meydanı’ndayız. Haklarımız için buradayız. Halkın iradesine sahip çıkmak için buradayız. Seçme ve seçilme hakkımıza sahip çıkmak için buradayız. Demokrasiye ve Cumhuriyete sahip çıkmak için buradayız.
“Siyasi iktidar, sandıkta yenemediğinin bileğini yargı sopasıyla kırmaya çalışıyor”
Bugün Türkiye demokrasiyi ve anayasal düzeni hedef alan akıl almaz bir tabloyla karşı karşıya. Toplumsal desteğini yitiren siyasi iktidar baskıyla ve hukuksuzlukla iktidarını sürdürmeye çalışıyor. Siyasi iktidar, sandıkta yenemediğinin bileğini yargı sopasıyla kırmaya çalışıyor. Siyasallaşmış yargıyla, egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir ilkesine meydan okuyorlar. İstiyorlar ki işçiler sesini çıkarmasın, verilenle yetinsin; emekliler itiraz etmesin, pazar artıklarıyla yaşamaya mahkum edilip ölümü beklesin. İstiyorlar ki gençler, o barikatları yıkıp gelen gençler, üniversiteliler bu ülkede hayal kurmasın, ‘Bırakıp gitsinler bu ülkeyi’ diyorlar. İstiyorlar ki kadınlar eşitlik, adalet, özgürlük demesin. Ve seçme ve seçilme hakkımıza müdahale edenler bizim hayır deme hakkımızı elimizden almaya çalışıyorlar. O zaman buradan, Saraçhane’den hep birlikte söyleyelim: Buna izin verecek miyiz? Türkiye’nin açlık sınırının altındaki asgari ücretliler ülkesi olmasına izin verecek miyiz? Türkiye’nin çalışmak zorunda kalan emekliler ülkesi olmasını kabullenecek miyiz? Türkiye’yi patronundan daha çok vergi veren emekçiler ülkesi haline getirmelerine sessiz kalacak mıyız? Ülkemize şiddet mağduru kadınlar, okula aç giden çocuklar, geleceğinden umudu kesen gençlerin ülkesi haline getirmelerine izin verecek miyiz? Ülkemizi hapishanelerinde gazetecilerin, siyasetçilerin, sanatçıların, sendikacıların olduğu bir ülke haline getirmelerine izin verecek miyiz? İşte yanıt, işte meydan. Hayır diyoruz, anlayın artık, hayır diyoruz.
“Seçilmiş belediye başkanlarımızı milletvekillerini, siyasetçileri serbest bırakın”
Ve bugün buradan Saraçhane’den bir kez daha sesleniyoruz: Seçilmiş belediye başkanlarımızı, milletvekillerini, siyasetçileri serbest bırakın. Gazetecilik suç değildir, gazetecilere dokunmayın. Üniversitelere, gençlere dokunmayın. Hak mücadelesi veren ve tutuklu olan sendikacıları serbest bırakın. Sendikacılık suç değildir. Hak aramak, örgütlenmek suç değildir.
Ama bu baskı politikalarını uygulayanlar bir şeyi gözden kaçırıyorlar, unuttukları bir şey var. Bu ülkenin demokrasi birikimini hafife alıyorlar. Bu halkın mücadele birikimini küçümsüyorlar. Oysa bizler ülkenin dört bir yanında evlerimizden, iş yerlerimizden, alanlardan, meydanlardan, sokaklardan, okullardan, üniversitelerden her gün sesleniyoruz: Bu ülke sahipsiz değil, demokrasi sahipsiz değil. Cumhuriyet sahipsiz değil, hep birlikte sahip çıkıyoruz.
Sandıkta yenemedikleri rakiplerini siyasallaşmış yargı ve hukuksuz uygulamalarla tasfiye etmeye çalışan bir zihniyet var bu ülkede. Ve bu zihniyet sadece demokrasiyi değil, 85 milyonun emeğini ve ekmeğini tehdit etmektedir. Oysa biz çok iyi biliyoruz, her yerde söylüyoruz, demokrasi işçinin ekmeğidir. Demokrasi yoksa ekmek de yoktur. O nedenle bugün tehlikede olan soframızdaki ekmektir. Tehlikede olan çocuklarımızın geleceğidir. Tehlikede olan demokrasidir, Cumhuriyettir. Ama herkes bilsin, baskıyı ve zulmü kendi iktidarlarının güvencesi olarak görenler bilsinler ki bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini üreten işçilerden, emekçilerden, kadınlardan, gençlerden, yani halktan daha büyük bir güç yoktur. İnanmayan bu meydana baksın. Bugün bir kez daha görüyoruz ki biz haklıyız, biz güçlüyüz.
“Bu ülkenin geleceğini yeniden kurmak için örgütlü olalım”
Bu meydanda bir söz verelim. Yarından itibaren hayatımızı değiştirmek için bu ülkenin geleceğini yeniden kurmak için örgütlü olalım. Nerede olursak olalım yan yana omuz omuza olalım. Sendikalı olalım. Meslek örgütlerimizde, derneklerde, mahallelerde, iş yerlerinde yan yana gelelim. Ve zor zamanlarda karanlık zamanlarda ne yaptınız diye soracak olan tarihe hepimizin verecek bir cevabı olsun. O yüzden inanalım ve hep birlikte ayağa kalkalım. Öncü işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, ‘Artık yeter’ diyenler; tarihin ‘Bir adım öne’ çağrısına kulak verenler, unutmayalım adalet toplumun nefesidir. İnanalım ve ayağa kalkalım. İnanalım ki bizler dünyanın tüm değer ve güzelliklerini üretenlerler ilkokul çocuklarını bombalamakta bir nebze hicap duymayan emperyalist barbarlardan ve onun işbirlikçilerinden daha güçlüyüz. İnsanlığı da dünyamızı da bu barbarlıktan kurtaracak olan emekçi halklardır, işçi sınıfıdır, örgütlü mücadelemizdir. O nedenle hep birlikte inanalım.”

