(MUĞLA) – Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, “Bugün Milas’ta verdiğimiz mücadele, demokrasi mücadelesiyle aynı zemindedir. Akbelen’de verilen mücadele; halk, hukuk, adalet ve demokrasi mücadelesidir. Necla Işık Muhtarımızın ve yol arkadaşlarının verdiği mücadelenin her zaman yanında, ön saflarındayız. Bizler havamıza, suyumuza, toprağımıza, zeytinimize, geçmişimize ve geleceğimize sahip çıkıyoruz” dedi.
CHP’nin, cumhurbaşkanı adayı, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve erken seçim talebiyle başlattığı “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 89’uncusu Muğla Milas’ta Atapark Meydanı’nda yapılıyor.
Mitingde konuşan Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, bugün seçilmiş belediye başkanlarının, yerel yöneticilerin, kamu personelinin ve bürokratların yargı süreçleriyle görevlerinden uzaklaştırıldığı, tutuklandığı bir dönemden geçildiğini, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve 15 milyon kişinin oylarıyla belirlenen Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere, halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarına yönelik baskıların yalnızca kişilere değil, halkın iradesine yönelik olduğunu söyledi.
Aras, “Tutuklu belediye başkanlarımız, siyasetçilerimiz ve bürokratlarımız yalnız değildir. Onlar kamu yararını önceleyen anlayışın, Cumhuriyet Halk Partisi’nin en büyük temsilcileridir” diye konuştu.
Demokrasi zayıfladığında doğanın korunamayacağını, hukuk güvencesi ortadan kalktığında suyun, toprağın, zeytininin savunmasız kalacağını belirteren Aras şunları kaydetti:
“Bugün Milas’ta verdiğimiz mücadele, demokrasi mücadelesiyle aynı zemindedir. Akbelen’de verilen mücadele; hak, hukuk, adalet ve demokrasi mücadelesidir. Necla Işık Muhtarımızın ve yol arkadaşlarının verdiği mücadelenin her zaman yanında, ön saflarındayız. Bizler havamıza, suyumuza, toprağımıza, zeytinimize, geçmişimize ve geleceğimize sahip çıkıyoruz. Biz her şeye muhalefet etmiyoruz. ‘Her şeye muhalefet ediyorlar’ diyenlere’ yazıklar olsun’. Biz yaşamı, toprağımızı, suyumuzu, zeytinimizi ve havamızı korumaya çalışıyoruz. Bu süreç her gün yeni bir gelişmeye sahne oluyor.
“Acele kamulaştırma kararıyla 6 köyde, 6 bin 200 dönümlük çok büyük bir alan Milas’ımızdan koparılmak isteniyor”
Bugün acele kamulaştırma kararıyla 6 köyde, 6 bin 200 dönümlük çok büyük bir alan; başta tarım arazileri ve zeytinlikler olmak üzere, elimizden alınmak isteniyor, Milas’ımızdan koparılmak isteniyor. 10 Ocak tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan karar, Milas ilçemizde 6 mahallede toplam 6,2 milyon metrekare büyüklüğündeki 679 parselin kamulaştırılmasını öngörmektedir. Tehdit yalnızca karada değildir; denizde de vardır. Milas’ın en müstesna köşelerinden biri olan Kıyıkışlacık-İasos bölgesinde yapılmak istenen maden limanı projesi; kıyımızı, ekosistemimizi, balıkçılığımızı ve turizmimizi, dolayısıyla yaşamımızı doğrudan tehdit etmektedir.
“Kıyıkışlacık’a dokundurtmayacağız”
Güllük Körfezi’nin hassas deniz sistemi; ağır tonajlı yük gemileri, kömür ve maden taşımacılığı, dip tarama faaliyetleri ve kıyı dolgularıyla geri dönülmez biçimde tahrip edilme riskiyle karşı karşıyadır. Buna sessiz mi kalalım? Kıyıkışlacık yalnızca bir köy değildir; binlerce yıllık tarihin, kültürün, tarımın ve yaşamın harmanlandığı eşsiz bir kıyı yerleşimidir. Kıyıkışlacık’a dokundurtmayacağız.
“Muğla; karada maden sahalarıyla, kıyıda liman projeleriyle ve orman tahsisleriyle kuşatılmak istenmektedir”
Bugün Muğla’nın yüzde 68’i maden ruhsat alanıdır. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) resmî verilerine göre konuşuyorum. Muğla ilinin yüz ölçümünün yüzde 68’i maden arama, işletme ve ihale ruhsat alanı kapsamındadır. 946 adet arama ve işletme ruhsatı bulunmaktadır. Ayrıca bin 955 adet yeni maden sahası ihaleye çıkarılacaktır. 2026 yılında ilan edilen 667 yeni ihale sahasının 35’i de Muğla sınırları içindedir. Maden ruhsatlarının büyüklüğünü 6 bin 200 dönüm olarak ifade ettim. Peki yalnızca maden ruhsatlarının toplam büyüklüğü ne kadar biliyor musunuz? 164 bin dönümden fazla. Bunun yaklaşık 100 bin dönümü orman alanı, 15 bin dönümü tarım arazisi, 7 bin dönümden fazlası ise zeytinliktir. Muğla; karada maden sahalarıyla, kıyıda liman projeleriyle ve orman tahsisleriyle kuşatılmak istenmektedir.”
Başkan Ahmet Aras, Muğla’nın, Akdeniz Havzası’nda yer aldığını ve iklim değişikliğinden en fazla etkilenen, en kırılgan bölgelerden biri olduğunu belirterek, kuraklık, orman yangınları ve su kıtlığının artık günlük hayatın gerçekleri haline geldiğini ifade etti.
Aras, “Son günlerde bereketli yağışlar aldık; yer üstü sularımız geçmiş yıllara göre daha iyi durumdadır. Ancak iklim krizinin etkisiyle bir günde yağması gereken yağmur bir saatte yağmakta, bu da sellere ve su baskınlarına yol açmaktadır. Nitekim Köyceğiz ve Seydikemer’de seralarımız ve tarım alanlarımız Eşen Çayı’nın taşması sonucu zarar görmüştür. Çiftçilerimize ve üreticilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum; her zaman yanlarında olacağız” diye konuştu.
“Havamızın, suyumuzun, toprağımızın ve zeytinimizin feda edilmesine razı değiliz”
Aras, Muğla’daki üç termik santral, Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin, 10 milyon ton karbon saldığını ifade ederek, şunları söyledi:
“Muğla’daki diğer tüm faaliyetler toplamda 6 milyon ton karbon salarken, yalnızca üç termik santral 10 milyon ton karbon salmaktadır. Bir taraftan Paris İklim Anlaşması’nı imzalayıp diğer taraftan enerji politikalarını kömür ve fosil yakıtlar üzerine kurmak büyük bir çelişkidir. Ayrıca kamu kaynaklarından, üretmedikleri enerji kapasitesi için bu santrallere milyarlarca lira aktarılmaktadır. Bilim insanlarına göre, bu santraller kapatılsa dahi Türkiye’nin elektrik üretiminde fazlası bulunmaktadır. Buna rağmen bazı şirketlerin daha fazla kazanç elde etmesi uğruna havamızın, suyumuzun, toprağımızın ve zeytinimizin feda edilmesine razı değiliz. Bizim derdimiz yalnızca acele kamulaştırma değildir; yaşamdır, halktır. Akbelen’de, İkizköy’de yaşam alanları yok edilirse insanlarımız kentlere mahkûm edilecektir. Dönüm başına 600 bin lira verilerek ‘Git, ne hâlin varsa gör’ denmektedir. Oysa bu parayla Milas’ta iki yıl kirada oturmak dahi mümkün değildir. Biz önce zeytinlerimizi ve ormanlarımızı koruyalım. Yaşam alanlarımızı özgür bıraksınlar; sonra nereye gidiyorlarsa gitsinler.”

