(AYDIN) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Biz Mustafa Kemal’in kurduğu partide siyaset yapıyoruz. Allah nasip etti, onun emaneti koltukta bulunuyoruz. Soranlara söylüyorum. Ne Ömer’i, ne Ekrem’i… Kendi iktidarlarını sürdürmek için haksızca hedef alanlara şunu söylüyorum; ne Ömer’i veririz, ne Ekrem’i veririz. Gerekirse ölümü göze alırız. Sizin önünüzde eğilmeyiz” ifadesini kullandı.
CHP’nin 101’inci “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingi, bugün Aydın’ın Kuşadası ilçesi İsmail Cem Meydanı’nda düzenlendi. Özel, şunları kaydetti:
“Bu millet eğer sandığına el uzatılırsa, darbeye kalkışılırsa asla ve asla sessiz kalmaz”
“Buradan Aydın’ın bütün demokratlarına sesleniyorum. Biz CHP olarak bu süreçte tek başına bir partiyi değil, bir partinin adaylarını değil, bir sistemi, bir rejimi savunuyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi, kurucusundan emanet Cumhuriyet’in en büyük kazanımı olan sandığı savunuyor. Sandık olur, patron millettir. ‘Gel’ dediği gelir, ‘Git’ dediği gider. Ama bu millet eğer sandığına el uzatılırsa, darbeye kalkışılırsa asla o darbeyi yapanlara sessiz kalmaz. Ne 1960, ne 12 Mart, ne 1980 darbesi, ne 15 Temmuz darbesi, darbeyi yapanlara bir şey kazandırmamış, darbeyi yapanları savunan kimse kalmamış, o darbenin mağdurları eninde sonunda bu millet tarafından tekrar baş tacı edilmiştir. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Sen bu ülkede Başbakanlık yaptın, Cumhurbaşkanlığı yaptın. Tarihe başarıları olan, seçimler kazanmış bir Başbakan bir Cumhurbaşkanı olarak geçebilirdin. Yeniden aday olup yenilsen de şerefti. Aday olmayıp çekilsen de. Ancak sen bunun yerine cunta başkanı olmayı, darbe yapmayı, bir darbenin başına geçmeyi tercih ettin. Tarih boyunca bu yaptığın utançla yaşayacaksın, böyle anılacaksın.
“FETÖ kumpasçılığına, bu belaltı siyasetine de teslim olmayacağız”
Belediyelerimize yapılan siyasi operasyonlar, bunların İstanbul merkezli yönetilmesi, İstanbul’da oluşturulan ve bütün amacı CHP’yi yıpratmak olan bir organizasyon ortadadır. Adana’daki Zeydan Karalar’a da Adıyaman’daki Abdurrahman Tutdere’ye de Kuşadası’ndaki Ömer Günel’e de aynı eller uzanmıştır, amaç bellidir. Geçtiğimiz günlerde Uşak Belediyesi’ne de İstanbul tarafından mali konularında bir AVM’nin sorunları var, çözmek istiyor. Belediyeye ‘10 tane kamyon al.’ O da ‘10 almayayım üç alırım’ diyor. Gidiyor, şikayetçi olup ifade veriyor. Buna benzer mevzular ve bunun yanında yapılan bir gece yarısı baskını. O baskında polis tarafından elde edilen devlete emanet görüntüler ve saatler içinde iktidara yakın gazeteler, internet sitelerinden yapılan büyük bir rezillikle karşı karşıyayız. Ben, partim bu konuda üzerimize düşen neyse yapacağız. Ortaya çıkana sessiz kalmadık, susmadık, üstüne yatmadık. Ancak bir ülkenin iktidarı, iktidarı kaybetmemek için polisin elindeki devletin kamerasını paparazzi kamerasına çevirirse, o görüntüleri yandaş gazetelere, sitelere vermekten menfaat beklerse, bu FETÖ kumpasçılığından öğrenilmiş bir rezalettir. Bu milletin tüm verileri ve bilgileri devlete emanetken, bunu Ankara Emniyeti partimize, arkadaşlarımıza ‘Sakın bizden bilmeyin, özel İstanbul’dan gelmişler, haberimiz olmadan yapmışlar’ demişken biz hangi kirli kumpasın, hangi kirli planın neye hizmet ettiğinin farkındayız. Biz üzerimize düşeni yapacağız ancak bu FETÖ kumpasçılığına, bu rezalete, bu belaltı siyasetine de teslim olmayacağız.
“AK Parti lehine yazanlara, çizenlere: Adapazarı için 920 sayfa yazışma var hepiniz sustunuz”
Bir sözüm AK Parti lehine yazanlara, çizenlere: Bu işten AK Parti’ye siyasi menfaat çıkarmak için sözde etik kuralları hatırlatanlara şunu söylüyorum. AK Parti’nin Adapazarı Belediye Başkanı, üç haftadır aynı belediyede çalışan birisiyle olan ilişkisi üzerinden eleştirildi. Yazıldı, çizildi. Biriniz konuşmadınız. 920 sayfa yazışma var, hepiniz sustunuz. Ne zaman CHP dün Çanakkale mitinginde kendisi ile ilgili yarım günlük meseleye aldığı tutum, milletten takdir gördü. AK Parti bir kelime konuşmadan, Allah’ın kulu Tayyip Erdoğan’a sormadan, o çok kerli ferli gazeteciler bu konuda bir soru sormadan Adapazarı Belediye Başkanı kendi gördüğü lüzum üzerine partisinden istifa etti. Buradan, bu çifte standartçılara söylüyorum: ‘Ya hapse atıl, ya AK Parti’ye katıl. Eğer AK Parti’ysen her rezaletin üstünü örterim, CHP’liysen devletin polisini bu tip işlerde kullanır, bu işten siyaset çıkarmaya çalışırım.’ Millet böyle bir utanmazlığa asla ve asla sessiz kalmadı, kalmayacak. Cumhuriyet Halk Partisi’nin haklılığına, doğruluğuna ve tutumuna inanıyor musunuz? Bize güveniyor musun? Bu alçaklıktan hesap soracak mısınız?
“Erdoğan, Keçiören Belediye Başkanı’nı partine getirmenin peşindesin”
Şimdi buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Hadi Aydın’ın iradesini ‘Ya partime katıl, ya hapse atıl’ diye çaldın. ‘Karşıma çık’ diyorum, çıkmıyorsun. İstanbul’dan yaptığın izlemelerle gece yarısı otel operasyonları videolarından siyaset bekliyorsun. Bak Tayyip Erdoğan, Keçiören’de seçilen bir tosuncuk vardı. Bunun için Osman Gökçek ve Turgut Altınok. Osman Gökçek dediğin partinin Ankara milletvekili. Turgut Altınok dediğin son Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayın. ‘Bunun için, yolsuzluklardan kurtulmak için partimize gelmek istiyorlar’ dedi. Portaş’la ilgili bu kişi hakkında dosya savcılık tarafından çoktan istendi. Bu kişi aynı şekilde topuklayan efede olduğu gibi senin partine gelmek ve yolsuzluklarından kurtulmak istedi. Sizi suçüstü yakaladık. Ankaragücü taraftarını toplayıp gruba getirip kendine tezahürat ettirsin diye hazırlarken, bizim partimizden belediye meclis üyelerine ‘AK Parti’ye geçiyoruz’ derken, dosyasının kapatılması vaadiyle ki, bizim bu konuda kendisine sorduğumuz sorular, aldığımız yanıtlar ortadayken sen bu kişiyi partine davet etmeye, partine katmaya, ona rozet takmaya tenezzül ettin. Şimdi buradan Erdoğan’a sesleniyorum: Erdoğan, Keçiören Belediye Başkanı’nı partine getirmenin, onu partiye katmanın peşindesin ve şunu söylüyorlar. ‘Bu hafta ortalık karışık, bu gürültü içerisinde alalım, katılalım, geçelim’ diyorlar.
“Türkiye’ye sahip çıkmak için, her türlü haksızlıklara direnmek için buraya geldiniz”
Buradan milletimize soruyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bu yaptıklarına, Keçiören’e dosya göstermelerine, dosyasını İstanbul’a istemelerine, kendileri ‘Yolsuzluktan kurtulmak için kapımızda’ demelerine rağmen AK Parti’nin onu transfer çabalarına sessiz kalacak mısınız? Peki tüm bu yaşananlar varken bu Özlem Çerçioğlu’nun bugünlerde oyları CHP’lilerden alıp, seçilip parti değiştirdikten sonra, örneğin Çine’de, örneğin Koçarlı’da, daha önce yapılmış hizmet binalarını, daha önce yapılmış düğün salonlarını, belediyeden alıp kendisine oy veren Koçarlılı, Çineli vatandaşlarımızı cezalandırıp kendine oy vermeyen AK Partili belediyelere hizmet götürmesinin hesabını soracak mısınız? İşte demokrasi böyle bir şey. Mücadele böyle bir şey. Bir yanda kocasının şirketini kurtaranlar, bir yandan tehdide boyun eğenler, şantaja teslim olanlar… Bir yanda evladının, eşinin yüzüne bakamayacak hiçbir şeyi olmayan, Kuşadası’nın gönlünde olan Ömer’in adaletini bu ilçeye getiren 12 metrekarede aslan gibi direnenler… Şimdi buradan yağmur yağdı, dağılmadınız. Yağmur dindi, dağılmadınız. İradeniz için buraya geldiniz. Ömer Başkan’a sahip çıkmak için buraya geldiniz. Türkiye’ye sahip çıkmak için, her türlü haksızlıklara direnmek için. Emeklinin uğradığı haksızlığa isyan için, emekçinin açlığa, yoksulluğa itilmesine itiraz için. Gençlerin umutları için, Türkiye’nin yarınları için geldiniz.
“Ne Ömer’i veririz, ne Ekrem’i veririz. Gerekirse ölümü göze alırız”
Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak, bütün Türkiye’ye Kuşadası’ndan sesleniyorum. Kuşadası’nda Kanapiçe Koyu var. Yıl 1934. Bu koyda o zaman teknoloji bu kadar yüksek olmadığı için düşman ülkelerin ajan çıkarmasına engel olmak için, asker çıkarmasına engel olmak için koylarda nöbetçiler var. Kanapiçe Koyu’nda da Balıkesirli Er Musa var. Demişler ki ‘Bu koy sana emanet Musa. Gazi Mustafa Kemal memleketi kurtardı. Düşmanı denize döktü, bayrağı dikti. Bu bayrak sana emanet Musa. Bu koya yabancı gelirse parolayı sorarsın. Bilirse ne ala. Bilmezse uyarırsın, ikinciye uyarırsın, üçüncüye uyarırsın. Olmadı memleket sana emanet vazifeni yaparsın.’ İngiliz gemisi gelir Kanapiçe Koyu’na. Bir ajan askeri indireceklerdir. Musa parolayı sorar, bilmezler. İhtar eder, durmazlar. Havaya ateş eder, dinlemezler. Musa görevini yapar, bir İngiliz askeri hayatını kaybeder. İngiltere buna çıldırır. Çıldırır. ‘Nasıl olur? İngiliz askeri bir Türk eri tarafından vurulur.’ Türkiye’ye nota verirler. Talep: ‘Ya verin biz yargılayalım, ya idam edin. Bizim gözümüzün önünde o askeri idam edin ve İngiliz askerinin bedelini ödeyin’ derler. Gazi Mustafa Kemal Paşa bunu kabul etmez. ‘Görev yeri dahi değiştirilmeyecek. Musa’ya bir soru sorulmayacak. Verdiğimiz vazifeyi yapan Musa’nın arkasında durulacak.’ Bunun üzerine yedi İngiliz savaş gemisi Kanapiçe Koyu’na doğru harekete geçer. Türkiye’ye son notayı verirler. O nota karşılığı Atatürk’ün önüne gelince Atatürk bakar ve der ki ‘Balıkesirli Er Musa’yı bunlara vermektense Büyük Britanya Kralı ile savaşmayı göze alıyorum.’ İşte 101’inci eylemden bütün Türkiye’ye sesleniyoruz. Biz Mustafa Kemal’in kurduğu partide siyaset yapıyoruz. Allah nasip etti, onun emaneti koltukta bulunuyoruz. Soranlara söylüyorum. Ne Ömer’i, ne Ekrem’i… Kendi iktidarlarını sürdürmek için haksızca hedef alanlara şunu söylüyorum; ne Ömer’i veririz, ne Ekrem’i veririz. Gerekirse ölümü göze alırız. Sizin önünüzde eğilmeyiz.”
(SÜRECEK)

