(ANKARA) – Avrupa Bölgeler Komitesi Başkan Yardımcısı ve Avrupa Sosyalist Partisi (PES) Grubu Temsilcisi Josko Klisovic, Türkiye’de seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasını “açık bir demokrasi ihlali” olarak nitelendirdi.
Klisović, İstanbul’da düzenlenen AB-Türkiye İlişkilerinin Derinleştirilmesine Yönelik İlerici Yaklaşım Konferansı’nda konuştu.
“Kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan belediye başkanlarının görevden alınması ve yerlerine kayyum atanması, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın ihlalidir. Bu, halkın demokratik iradesine aykırıdır” diyen Klisović, yerel seçimlerde elde edilen her başarının “ulusal düzeyde demokratik dönüşüm için kritik önemde” olduğunu belirtti.
Avrupa’da yükselen otoriter sağın korku siyasetiyle ilerlediğini söyleyen Klisović, Türkiye’de de benzer mekanizmaların işlediğini belirtti ve “Korku duygusu sağduyunun önüne geçiyor. İnsanlar kendini güvende hissettiğinde demokrasi yeniden nefes alır” ifadelerini kullandı.
Klisović, Avrupa Bölgeler Komitesi’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu demokrasi ve yerel yönetişim konularındaki çalışmaları nedeniyle en prestijli ödüllerinden biri olan Pavel Adamowicz ödülüne aday gösterdiğini de açıkladı. Konuşmasını “Demokraside taviz olmaz” vurgusuyla tamamlayan Klisović, Türkiye’deki demokratik aktörlerle dayanışmayı sürdüreceklerini söyledi.
İstanPol’dan Korkmaz: “Türkiye’deki yerel yönetim modeli otoriterliğe karşı demokratik bir direnç hattı oluşturuyor”
İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü (İstanPol) Direktörü Seren Selvin Korkmaz da konferanstaki konuşmasında, Türkiye’de yerel yönetimlerin son yıllarda “otoriterleşmeye karşı en güçlü demokratik direnç alanlarından biri” hâline geldiğini söyledi.
Korkmaz, konuşmasında ayrıca şu ifadeleri kullandı:
“Eğer otoriterler ulus ötesi bir hat kuruyorsa, sosyal demokratlar ve ilericiler de aynı kararlılıkla kendi dayanışma hatlarını kurmak zorundadır. Değerler konuşulmadıkça alanı korku, güvenlik ve popülist söylem dolduruyor. Bu sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da krizi. Şehirler sadece hizmet üreten yerler değil; demokratik deneyimin yeniden kurulduğu alanlar hâline geldi. Türkiye ve Avrupa için yeni bir model, bu demokratik köprülerden doğabilir.”
Konuşmasını umut vurgusuyla tamamlayan Korkmaz, Türkiye’deki demokratik direncin hem Türkiye içinde hem Avrupa’da yeni bir siyasal dönüşüm için örnek teşkil ettiğini söyledi.
FES: “Türkiye’deki demokratik direncin güçlendirilmesi Avrupa için her zamankinden daha önemli”
Korkmaz’ın ardından söz alan Friedrich Ebert Stiftung’un (FES) Türkiye’de geçici görevle bulunan temsilcisi Luise Rürup ise Türkiye’deki demokratik aktörlere verilen uluslararası desteğin “jeopolitik gerilimlerin arttığı bir dönemde hayati önem taşıdığını” söyledi.
Rürup, sosyal demokrat hareketin yüz yılı aşkın birikime sahip olduğunu hatırlatarak, FES’in misyonunun “demokrasiyi güçlendirmek, savunmak ve geliştirmek” olduğunu vurguladı. Türkiye’de uzun yıllar çalıştığını hatırlatan Rürup, ülkenin siyasi atmosferine rağmen “son derece canlı ve dirençli bir sivil toplumun” ayakta kaldığını belirtti ve “Türkiye’de sendikalardan topluluk inisiyatiflerine, kadın hareketinden insan hakları savunucularına kadar geniş bir ağ hâlâ çok güçlü. Bu durum bizim için önemli işbirliği alanları yaratıyor” dedi.
FES’in yerel inisiyatifler, sendikalar, feminist örgütler ve gençlik yapılarıyla yürüttüğü uzun soluklu projelerin altını çizen Rürup, sivil toplum alanının daraldığı bir dönemde uluslararası desteğin “olmazsa olmaz” olduğunu söyledi. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne aday ülke statüsünün önemine işaret eden Rürup, geçmişte sık ve açık temas olduğunda iki tarafın da somut fayda sağladığını belirtti ve “Bu kanallar açık tutulmalı. Karşılıklı bilgi akışını, fikir alışverişini ve diyaloğu sürdürmek hepimiz için kritik” ifadelerini kullandı.
Rürup, ABD’nin son dönemde dış politikada güvenilir bir ortak olarak görülmediğini söyleyerek, Avrupa içindeki dayanışmanın daha da önem kazandığını ifade etti. Rürup, konuşmasını, “Amacımız insanların hayatını iyileştirecek güçlü, istikrarlı demokratik sistemler inşa etmek. Türkiye’de ve dünyada tüm ilerici aktörlerle birlikte çalışmaya devam edeceğiz” sözleriyle tamamladı.
“Kent diplomasisi” vurgusu ve sivil toplumun krizi…
Türkiye-Avrupa’dan siyasi aktörleri İstanbul’da bir araya getiren panelin soru-cevap bölümünde, ilk soruya yanıt veren Avrupa Bölgeler Komitesi Başkan Yardımcısı Joško Klisović, hükümetlerin zaman zaman temas kuramadığı dönemlerde kent diplomasisinin boşluğu doldurduğunu belirterek, Avrupa’daki birçok belediye başkanının Türkiye’deki demokratik gerilemeye karşı “açık ve etkin dayanışma” gösterdiğini söyledi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Zeybek ise Avrupa’dan gelen desteğin özellikle Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı süreçte görünür hâle geldiğini kaydetti. Zeybek, “Silivri Cezaevi önünde açıklama yapan belediye başkanları oldu. Bu dayanışma kıymetlidir” dedi.
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, kültürel işbirliğinin kentler arasında doğal bir bağ oluşturduğunu vurgulayarak, “Sanat ve kültür ortak dili kurmamızı sağlar; buradan başlayan ilişkiler diğer sorunlara da çözüm üretir” diye konuştu.
STK’ların yaşadığı ekonomik darboğaza ilişkin bir soruyu yanıtlayan Seren Selvin Korkmaz, sivil toplumun hem finansal hem siyasi baskılar altında olduğunu vurgulayarak, CHP’nin uluslararası ortaklarla açık şekilde bir araya gelmesinin “sivil toplumu rahatlatan ve normalleştiren bir adım” olduğunu söyledi.
CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan da CHP ile Avrupa Parlamentosu Sosyalistler ve Demokratlar (S&D) Grubu’nın işbirliği ile düzenlenen “Avrupa-Türkiye İlişkilerinin Yerelden Güçlendirilmesi” temalı konferansın kapanış konuşmasında, etkinliğin uluslararası dayanışma açısından önemli bir adım olduğunu söyledi.
Tan, toplantının gerçekleşmesine destek veren S&D Grubu, Friedrich Ebert Stiftung ve TUCES’e teşekkür ederek, “Bugün burada bulunmaları bize onur verdi; katkıları bu etkinliğin omurgasını oluşturdu” dedi.

