Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ekrem İmamoğlu: “Bu işi bilinçli bir şekilde organize eden kim var ise yüce Türk yargısı huzurunda, günü geldiğinde, adil bir ortamda, özgür bir ortamda hesap verecek”

CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’na yönelik şaibe iddialarına ilişkin Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada savunma yapan Ekrem İmamoğlu, “Bir yılı aşkın süredir ülkemizin gündemini meşgul eden ve bu işi bilinçli bir şekilde organize eden kim var ise yüce Türk yargısı huzurunda, günü geldiğinde, adil bir ortamda, özgür bir ortamda hesap verecek” dedi. 

CHP'nin 38'inci Olağan Kurultayı'na yönelik şaibe iddialarına ilişkin Ankara 26.

Haber: Esra TOKAT

(ANKARA) – CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’na yönelik şaibe iddialarına ilişkin Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada savunma yapan Ekrem İmamoğlu, “Bir yılı aşkın süredir ülkemizin gündemini meşgul eden ve bu işi bilinçli bir şekilde organize eden kim var ise yüce Türk yargısı huzurunda, günü geldiğinde, adil bir ortamda, özgür bir ortamda hesap verecek” dedi.

CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’nda şaibe iddialarına ilişkin aralarında Ekrem İmamoğlu, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ve CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in de bulunduğu 12 kişinin “Seçim Kanunu’na muhalefet” suçundan yargılandığı davada savunmalar alındı.

Duruşmada Bursa Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, CHP Sancaktepe İlçe Başkanı Nihat Yeşiltaş, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik hazır bulundu. Öte yandan başka dosyadan tutuklu Rıza Akpolat, Ekrem İmamoğlu, Baki Aydöner de duruşmaya SEGBİS üzerinden katıldı.

Duruşmada savunma yapan CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, CHP’nin ve yöneticilerinin davalar silsilesiyle karşı karşıya olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

“Tarihte görülmemiş içerikte hamlelerle, birtakım girişimlerde bulunan bazı insanların yüce Türk yargısı huzurunda bu tür imkanlar bulması ve gerçekten yargımızı, adaletimizi mülkün temeli diye tarif ettiğimiz, sırtımızı dayamamız gereken mahkemelerimizin bu şekilde meşgul edilmesi utanç vericidir, çok üzücüdür. Sözde tanık olarak sunulan ancak gerçekte tanıklık vasfı bulunmayan aynı birkaç ismin her seferinde yeniden sahneye çıkarıldığını görüyoruz. Ya şahsıma ya da mensubu olduğum partiye yönelik yeni bir iftira kurgulamakla görevlendirilmekte, aynı senaryo, aynı ezber, farklı dosya numaralarıyla dolaşıma sokulmaktadır. Madem bu isimler bu denli vazgeçilmezdir, hepsini bir araya getirip İstanbul’da hep birlikte yorumlasınlar, göndersinler, inanın şaşırmam, zira muhtemelen orada da ifadeleri hazırdır diye düşünüyorum.

“Adaletin terazisine iftirayı, dedikoduyu ve siyasi siparişleri koymak milletin iradesine yönelmiş saldırıdır”

Bu akıl dışı beyanları kimlerin ezberlettiği, hangi odakların bu kişilere yol tarif ettiği neden sorgulanmamaktadır? Gerçekten bu, günü geldiğinde sorgulanacaktır. Bağımsız olması beklenen yüce Türk yargısının bu kişileri hiçbir maddi delille desteklenmeyen anlatılarına rağmen tanık ilan etmesi hangi hukuk anlayışıyla bağdaştırılabilir? Hukuk bir ülkenin onurudur. Adaletin terazisine iftirayı, dedikoduyu ve siyasi siparişleri koymak yalnızca değerlere değil, doğrudan milletin iradesine ve demokrasimize yönelmiş çok ciddi bir saldırıdır. İddia makamının bu tür kişi ve kişilerin ifadelerini kale alması utanç vericidir. Yargının akıl ve izan dışı bu senaryoların figüranı haline getirilmeye çalışılması sadece bir hukuki çürüme değil, aynı zamanda toplumun adalet duygusuna karşı açıkça ciddi bir ihanettir. Milletimize ağır bedeller ödeten bu süreçte hukuku siyasetin sopası haline getiren ve buna sessiz kalan herkesi, bu işin içerisinde rol alan herkesi uyarıyorum, bu suçun ortağı haline gelmeyin, yazıktır, günahtır. Bir yılı aşkın süredir ülkemizin gündemini meşgul eden ve bu işi bilinçli bir şekilde organize eden kim var ise yüce Türk yargısı huzurunda, günü geldiğinde, adil bir ortamda, özgür bir ortamda hesap verecek.

“Kurultaya Divan Başkanı olarak gösterilmemi tarafıma teklif eden Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur”

Divan Başkanı olarak görev yaptığım kurultay süreci elbette benim için çok değerlidir. Bu süreç, parti tüzüğü, ilgili mevzuat ve siyasi etik kurallar çerçevesinde şeffaf ve herkesin gözü önünde yürütülmüştür. Bu süreçte ne adaylara yönelik herhangi bir telkinim ne de iradeyi etkilemeye dönük bir tutumum söz konusu olmuştur. Divan Başkanlığım seçimin olduğu gün başlamış ve iki gün sonra da zaten sona ermiştir. Divan Başkanı’nın görevi bellidir. Divan Başkanı, kurultaydaki delegeler tarafından seçilir ve görevini yapar. Görevini yaptığı süreç içerisinde, oylama saati geldiğinde görevi seçim kuruluna devreder ve süreci seçim kurulu yönetir. Aynı zamanda şunu da söylemek gerekir ki kurultay sürecinde benim kurultaya Divan Başkanı olarak gösterilmemi tarafıma teklif eden de önceki dönem Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur ve oy birliğiyle seçilerek onurlu bir görev yaptık, benim için çok kıymetlidir. Şunu da ifade etmek isterim ki CHP mahalle kongrelerinden kurultaya kadar süreçle beraber Kurultay işleyişiyle de Türkiye’de parti içi demokrasinin en üst seviyede temsil edildiği siyasi partidir. Bu yönüyle geçmişten bugüne 37 kurultay nasıl yapılmışsa, daha iyisini nasıl yapabiliriz arayışıyla kurultay icra edilmiştir ve bu kadar çekişmeli, bu kadar mücadeleci olmasına rağmen kurultay sürecinde en ufak bir çatışma, nahoş olay yaşanmamıştır. Ciddi bir saygı içerisinde 38. Kurultayın geçirilmesi de gerçekten büyük bir başarıdır. Herkes birbirine sarılmış, birbirini tebrik etmiştir.

“İftira ve kurgularla şekillendirilmiş, hukuki nedenlerden yoksun suçlamaları şiddetle reddediyoruz”

Kurultayın ikinci turuna ilişkin tarafıma atfedilen iddiaların aksine Sayın Kılıçdaroğlu ile yapılan görüşmeler, kamuoyuna da yansıdığı üzere herhangi bir çekilme yönlendirmesi içermemekte, sürecin sağduyu ve parti içi pratik teamüller çerçevesinde değerlendirilmesine ilişkin ortak bir yönetimi ifade etmektedir. Bu durum iddiaların gerçekte bir kanıt bulunmadığını açıkça ortaya koyduğu gibi gerçekten şu mahkemeyi, siz değerli yargı mensuplarını asla ve asla mecbur edemeyecek seviyesizlikte iddialar olduğunu göstermektedir. Bu iradeye gölge düşürmeye yönelik sonradan kurgulanan anlatıların ne hukuki ne de siyasi bir karşılığı vardır. Bu nedenlerle iftira ve kurgularla şekillendirilmiş, hukuki nedenlerden yoksun suçlamaları şiddetle reddediyoruz. Gerçeğin karşısında hiçbir senaryonun ayakta kalma şansı yoktur.

“İktidarın organize ettiği işlerin çerçevesinde oluşan bu mahkemelerde avukatlarımızın yanımızda olmasını beklerdik”

Yaşadığımız siyasi yargılama süreci içinde, yargı tacizi altında, tecridi yüksek bir cezaevinde 2 buçuk metrekarelik bir SEGBİS odasından avukatımızın yanımızda bulunmasını talep ettim. Ancak ‘Böyle bir uygulamamız yok’ dendi. Ben de duruşma salonunda olmayı istedim. Bütün mahkemelerde hakimlerin, heyetlerin değiştirildiği uygulamalara maruz kaldığımızı siz de takip ediyorsunuz. Burada avukatımın da bizimle birlikte olmasını sağlamanızı isterdik adil yargılanma hakkı için. Muhatap alınmayacak, seviyesiz, mesnetsiz ve ne yazık ki bugünkü siyasi iktidarın organize ettiği işlerin çerçevesinde oluşan bu mahkemelerde avukatlarımızın yanında olmasını beklerdik. Bu yargılamanın bir an önce sanık olarak bulunan arkadaşlarımın beraati ile sonuçlanmasını diliyorum. Bundan sonraki duruşmalara da katılmak istemiyorum.”

Baki Aydöner: “Bizim ailemiz, lekelenmeme hakkımız yok mu?”

Baki Aydöner de savunmasında yaptığı hiçbir görevde seçimlere hile karıştırmak isnadıyla karşılaşmadığını ifade ederek, şöyle konuştu:

“Bu yüzden hicap duyduğumu ifade etmek isterim. Biz kurultay delegeleri zaten örgütün iradesiyle seçiliyoruz. Partide doğmuş, büyümüş birisi olarak hile karıştırcak bir hayat tarzım yoktur. Türkiye’de 81 il başkanı var, hepsi de çok kıymetlidir. Türkiye’de siyaseti kazandık, kaybettik kelimelerini kullanmayan birisiyim. Ben kamuya malolmuş bir siyasetçiyim. Parti içerisinde biz kazandık da kim kaybetti? Siyasete, partimize böyle bakmıyorum. Ben hem Özgür Özel’e hem de Kemal Kılıçdaroğlu’na oy verdim zamanında.”

Delegelere iletmek üzere kendisine Özgür Karabat tarafından nakit para verildiği iddiasında bulunan Bitlis delegesi Veysi Uyanık’ın beyanlarının yalan olduğunu söyleyen Aydöner, şu ifadeleri kullandı:

“Tolgahan Erdoğan Ankara’da bir otele parti delegelerinin girip çıktığını söylüyor. Ayrıca Erdoğan, ‘Otele Baki Aydöner’in çanta ile girdiğini gördüm ama içinde ne olduğunu bilmiyordum’ diyor. Ben sırf bu yüzden yargılanıyorum. Üç gün kurultay var, aynı kıyafeti mi giyeyim? Ben kendi hayatımı neden riske atayım, 15 yıllık partili hayatıma neden leke süreyim? Bana ne kim genel başkan, kim olmamış? Tolgahan Erdoğan sonra İstanbul İl Kongresi için market kartları dağıttığımı söyledi. İstanbul’da bu soruşturmadan takipsizlik kararı verildi. Hayatımda bu adamın ben elini sıkmadım, sokakta görsem tanımam şu an bile.”

Sosyal medyada kendileri hakkındaki paylaşımlara da değinen Aydöner, “Ben bu çirkin ifadeleri şikayet ettim ama hiçbir şey yapılmıyor. Bizim ailemiz yok mu Hakim Bey? Bizim lekelenmeme hakkımız yok mu? Bu vicdansızlar yüzünden bugün burada yargılanıyoruz” diye sordu.

Rıza Akpolat: “Kurultayda Özgür Özel yerine başka bir tercih yapsaydık burada ne ben ne de arkadaşlarım yargılanacaktı”

Rıza Akpolat ise savunmasında “kendisine düşman hukukunun uygulandığını ve tutuklu olduğunu” ifade ederek, şunları kaydetti:

“Savcılık dosyalardan beraat edeceğime o kadar emin ki, bu yüzden sürekli hakkımda yeni dosyalar açıyor. İleride İttihat ve Terakki üyeliğinden yargılanabilirsem şaşırmayın. İzahı olmayan şeyin malesef mizahı oluyor. Bizim içinde olduğumuz durum da budur. Bize karşı yürütülen bu savaşın ne akılla ne mantıkla ne de hukukla ilgisi var. Suçlandığımız konular hakkında savunma yapmak bizim için zuldür. Eski Beykoz Belediyesi Özel Kalem Müdürü Veli Gümüş kurultaya katılmamış zaten. Ancak söylediği şeyler dosyaya konmuş, itibar edilmiş ve biz de savunma yapmak zorunda kalıyoruz. Çocukluğumdan itibaren CHP’nin kurultay ve kongrelerinde bulunmaya çalıştım. Demokratik bir ortam vardır ama delegenin iradesini sakatlamak gibi bir durum söz konusu olamaz. Bugün burada olmamamızın nedeni nettir, kurultayda Özgür Özel yerine başka bir tercih yapsaydık, seçimlerde CHP birinci parti olmasaydı burada ne ben ne de arkadaşlarım yargılanacaktı. Ancak ben başka tercih yapsaydım, umutları sömürülen partili arkadaşlarım yargılayacaktı. O yüzden bu yargılanmayı, parti üyelerimizin yargılamasına tercih ederim.”

Özgür Çelik: “Kongre kazanmanın, kurultay kazanmanın, CHP’li olmanın suç olduğu günlerden geçiyoruz”

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ise “Kongre kazanmanın, kurultay kazanmanın, CHP’li olmanın suç olduğu günlerden geçiyoruz. CHP ne zaman birinci parti oldu, işte ondan sonra olanlar oldu. Gözaltılar, tutuklamalar bundan sonra oldu” dedi.

Hakkındaki üç ayrı davadan 22,5 buçuk yıl hapis istemiyle yargılandığını bildiren Çelik, “Partimize açılan davalar bitmiyor. Sadece CHP mi hedefte? Hayır. Öğrenciler, sanatçılar, gazeteciler tutuklandı, televizyonlara kayyum atandı. Yani muhalefeti sindirmeye çalışan uygulamalarla karşı karşıyayız. İddianamelerin içinde hiçbir somut delil yok, tamamen itirafçı delilleri ve ‘duymuştum’ şeklindeki ifadeler dayandırılmış. Amaç Ekrem İmamoğlu’nun aday olmaması, amaç muhalefetsiz ve gösterme seçimler yapılan bir Türkiye. Ben hayatımda hiç kimsenin önünde önümü düğmelemedim seçilmek için. Her zaman üyelerimiz seçti.

Açılan davaların hepsi seçimlerden sonra. Davaların açılma tarihleri bile her şeyi net ortaya koyuyor. Madem ortada bir şaibe vardı neden bir 1,5 yıl beklemişler, neden adaylık başvurusu yapmışlar kurultayda? Aday olan kişi seçimi kaybetmeseydi böyle ifadeler verebilecek miydi? Neden bir tanesi bile kurultayda çıkıp ‘Hile vardı’ demedi? Delegesiniz zaten, konuşabiliyorsunuz. Neden konuşmadılar? Ben çıktım desteklemek istediğim aday için konuştum. Çıkıp konuşsalardı kurultay salonunda. Amaç CHP’yi kavgalı göstermek, partinin itibarını zedelemek, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nu Silivri’ye attırmak, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i ve CHP’yi susturmak. Şikayet eden kişilerin hepsinin Özgür Özel’in karşısındaki adaya oy verdiği deniliyor. Bu ifadelerle dava açılırsa siyasi partilerde, meslek örgütlerinde, derneklerde, sivil toplum örgütlerinde kaybetmiş kişileri destekleyenlerin ifadeleriyle davalar açılırsa, kayyumlar atanırsa bundan sonraki seçimleri kaosa sürüklemez mi? Bundan önceki tüm seçimler de tartışmalı hale gelir. Herkes gider şikayet eder, kaybettiği seçimleri, ’Şöyle oldu, böyle oldu’ diyerek. Bu davaların hepsi sonrasında yaptığımız Olağanüstü Kurultay ve kurultayımızla zaten konusuz kaldı.

“En az bizim duyduğumuz saygı kadar yargı erkinin de kendisine saygı duyması lazım”

Önüme konulan Erkan Çakır’ın ifadesi ‘Bir parti üyesinin Özgür Çelik’in odasına girerken suratı asıktı, çıkarken yüzü gülüyordu’ olmuş. Ben bunun üzerine kalktım İstanbul’dan geçtiğimiz nisan ayında ifade vermeye geldim Ankara’ya savcılıkta ancak ne iddianamede buna yer verilmiş ne de davada. O zaman ben ne ile yargılanıyorum? Bu kadar mesnetsizdi bu ifadeler neden karşımıza çıkarıldı o zaman?
‘İstanbul delegelerine meclis üyeliği sözü verildi’ deniliyor. Kim bu meclis üyeleri? Biz örgüt denetiminde bir seçim yaptık. Örgütün oylarıyla seçilenler geldiler Ankara’da oy verdiler. Biz yargı erkine saygı duyuyoruz. En az bizim duyduğumuzu saygı kadar yargı erkinin de kendisine saygı duyması lazım. Yargının itibarına gölge düşürülmemeli.

Her şeyin merkezine Ekrem İmamoğlu’nu oturtma çabası moda oldu Türkiye’de. Fırat’ın kenarında iki koyun kaybolsa Ekrem İmamoğlu’nu sorumlu tutacaklar. Yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesini sağlamayı istiyorlar. Mahkemelerimizin buna alet olmaması gerekir. Adaletin terazisinin bozulduğu bu düzende insanlara zulmediliyor. Rıza Akpolat tutukluluğunun birinci yılında hala hakim karşısına çıkmadı, Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğuna neredeyse bir yıl olacak. Biz sadece kendimiz için, bu ülkede yaşayan herkes için adalet istiyoruz. Arkadaşlarımın ve benim beraatimi istiyorum.“

Erkan Aydın: “Bugün sadece ‘duydum’, ‘böyle olduğunu düşünüyorum’ şeklinde ifadelerle yargılanıyoruz”

Bursa Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın da “Kurultaydan 6 ay önce Osmangazi Belediye Başkan adayı olarak zaten dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu beni aday göstermiştir, ardından da anketlerde yüzde 48 oranında çıktığım için CHP Genel Başkanı Özgür Özel de adaylığımı ilan etmiştir ve sonrasında da seçimleri kazandım. Bugün sadece ‘duydum’, ‘böyle olduğunu düşünüyorum’ şeklinde ifadelerle yargılanıyoruz. 31 Mart 2024 seçimlerinde tarihi bir başarı elde ettik, Osmangazi’de hiç seçim kazanmamıştır CHP ve biz bu seçimleri kazandıktan sonra bu iddialarla karşı karşoya geldik. Bana atılan suçlamaları kabul etmiyorum. Ben o dönemde bir CHP üyesi olarak oy hakkımı kullandım” beyanlarında bulundu.

Nihat Yeşiltaş: “Bu davaların tamamı CHP iktidarını engellemeye yöneliktir”

CHP Sancaktepe İlçe Başkanı Nihat Yeşiltaş da savunmasında, şunları kaydetti:

“38. Olağan Kurultay’dan hemen sonra bir şahsın sosyal medyadan bana iftira atması üzerine mahkemeye başvurdum. Bu şahıs ifadesinde sadece ‘duydum’ diyor. Duyduğu kişi ise gelip ‘böyle bir şey demedim’ demesine rağmen biz yargılanıyoruz. Ben davacı olduğum bir dosyada sanık durumundayım. Ne zaman 31 Mart’ta CHP Türkiye’nin birinci partisi oluyor, bu bir yıl boyunca bekletilen dosya davaya dönüşüyor. Halkın umudu haline gelen CHP’nin iktidarını engellemek için CHP’yi bu tür davalarla mahkeme koridorlarında oyalamaya çalışıyorlar. Sayın İmamoğlu ve belediye başkanlarımızın tutuklu olmasının, il başkanlarımızın burada yargılanıyor olma nedeni yerel seçimlerde CHP’nin iktidar olmasıdır. Bu tür mahkemelerle CHP’nin iktidarını engellemek halkın iradesini de engellemektir. Bu ülkede aileler, gençler umutlarını CHP iktidarıyla kuruyor. Kadınlar sokaklarda korkmadan dolaşacaklarını günleri CHP’nin iktidarında görüyor, emekliler huzurla yaşayacağı günleri CHP’de görüyor. Bizler yargı bağımsızlığından, hukuk devleti anlayışımızdan vazgeçmeyeceğiz. İktidar mücadelemize devam edeceğiz. Bu davaların tamamı CHP iktidarını engellemeye yöneliktir.”

Duruşma, avukatların beyanlarıyla devam ediyor.