Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

CHP’li Sencer Solakoğlu: Birinci önceliğimiz kooperatifleşme olacak

CHP İzmir İl Başkanlığı’nın Ödemiş’te düzenlediği “Çiftçi Buluşması”nda konuşan CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Tarım Orman Politika Kurul Başkanı Sencer Solakoğlu, “Bizim en büyük problemimiz üretmekte değil. Hepimiz üretiyoruz. Ama ürettiğimizi satarken çok büyük bir problem yaşıyoruz. Ben 20 yıldır neredeyse bu mesleğin içinde hep şunu gördüm. Hep mi tüccar ve sanayici kazanıyor? Benim sütümü sattığım fabrika şu son yedi yılda üçüncü fabrikasını bitirdi. Her biri birbirinden büyük. Anlayamıyorum ben. Mesela süt toplayıcılarına bakıyorsunuz. Arabalar alıyorlar, refah içinde yaşıyorlar, gayet güzel para kazanıyorlar. Bize geldiği zaman sürekli bizi aşağıya doğru baskılıyorlar. Parayı kazanıyorlar. Ben hiç bilmiyorum süt toplayıcısının bir buçuk liradan aşağıya el değmeden cebine girmediğini ben hiç duymadım. Birinci önceliğimiz çok büyük olmayan kooperatifleşme olacak.” dedi.

CHP İzmir İl Başkanlığı’nın Ödemiş’te düzenlediği “Çiftçi Buluşması”nda konuşan CHP

(İZMİR) – CHP İzmir İl Başkanlığı’nın Ödemiş’te düzenlediği “Çiftçi Buluşması”nda konuşan CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Tarım Orman Politika Kurul Başkanı Sencer Solakoğlu, “Bizim en büyük problemimiz üretmekte değil. Hepimiz üretiyoruz. Ama ürettiğimizi satarken çok büyük bir problem yaşıyoruz. Ben 20 yıldır neredeyse bu mesleğin içinde hep şunu gördüm. Hep mi tüccar ve sanayici kazanıyor? Benim sütümü sattığım fabrika şu son yedi yılda üçüncü fabrikasını bitirdi. Her biri birbirinden büyük. Anlayamıyorum ben. Mesela süt toplayıcılarına bakıyorsunuz. Arabalar alıyorlar, refah içinde yaşıyorlar, gayet güzel para kazanıyorlar. Bize geldiği zaman sürekli bizi aşağıya doğru baskılıyorlar. Parayı kazanıyorlar. Ben hiç bilmiyorum süt toplayıcısının bir buçuk liradan aşağıya el değmeden cebine girmediğini ben hiç duymadım. Birinci önceliğimiz çok büyük olmayan kooperatifleşme olacak.” dedi.

CHP İzmir İl Başkanlığı tarafından Ödemiş’te düzenlenen “Çiftçi Buluşması”, tarım ve hayvancılıkta yaşanan krizin tüm yönleriyle tartışıldığı bir platforma dönüştü. Ödemiş Belediyesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleşen buluşmaya CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Tarım Orman Politika Kurul Başkanı Sencer Solakoğlu, CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, Ödemiş Belediye Başkanı Mustafa Turan, ilçe belediye başkanları, parti yöneticileri ve çok sayıda çiftçi katıldı.

Toplantıda konuşan CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Tarım Orman Politika Kurul Başkanı Sencer Solakoğlu, “Biz ne yazık ki sayımız çok ama sesimiz inanılmaz derecede kısık bir toplumuz çiftçiler olarak ve ben buna itiraz ediyorum ve itiraz etmeyi devam edeceğim her platformda. Biz kimi örgüt başkanı olarak seçtiysek istisnalar hariç 12 bin tane birlik ve kooperatif varsa maksimum 300 – 500 tanesi bunların gerçekten işini düzgün bir şekilde yapıp gayretle üreticinin menfaatini koruyordur ama büyük çoğunluğu ne yazık ki bunu yapmıyor ve bugün bu süt fiyatının bu et fiyatının tüketicinin şu anda yaşadığı bütün problemin temelinde bu satılmış STK liderlerin olduğunu bilmenizi istiyorum” dedi.

“En çok üretim yapması ve fedakarlık yapması beklenen bir toplumuz”

Çiftçiliğin siyaset üstü olduğunu belirterek sözlerini sürdüren Solakoğlu, şunları kaydetti:

“Çiftçilik siyaset üstüdür, Türkiye tarımı siyaset üstüdür. Herkesin görüşleri olabilir, herkesin bir fikri olabilir, bir doğrusu olabilir veya doğru olduğuna inandığı bir şey olabilir. Ama gıda bu gerçekliktir. Bugün Türk gençlerimizin, çocuklarımızın protein tüketiyor olmaları gerekiyor. Ancak o şekilde sağlıklı bir şekilde büyüyeceklerini hasta olmadan, bodur kalmadan büyüyebileceklerini biliyoruz ve bunu bizim sağlamamız gerekiyor. Ucuz bir şekilde gıdaya erişimin teminatı olmamız lazım. Ama diyeceksiniz ki yahu hem ucuz gıda üretip hem çiftçi nasıl zengin olacak? Bu bir tezat diyeceksiniz. Hayır, bu bir tezat değil. Dünyanın gelişmiş ülkelerine baktığınız zaman itibar skalasında mesela Amerika’da ölçülür, çiftçiler üçüncü sırada. En itibarlı meslekler arasında bakın itfaiye erleri, doktorlar, hemşireler, çiftçiler. En altta da siyasetçiler var. Onun bir üstünde de avukatlar var. Doğruya doğru. Ben hayatımda hiç eğri konuşmadım. Türkiye’ye bakalım. Hop, tabloyu ters çevirelim. En üste siyasetçiler, altında avukatlar. Ondan sonra biz en dipteyiz. Şimdi, itibarı en dipte olan bir toplumdan en çok üretim yapması ve fedakarlığı yapması beklenen bir toplumuz biz öyle mi? Bu mümkün değil.”

“Birinci önceliğimiz kooperatifleşme”

Üreticinin ürettiği ürünü satarken yaşadığı problemlere dikkat çeken Solakoğlu, şöyle devam etti:

“Bizim en büyük problemimiz üretmekte değil. Hepimiz üretiyoruz. Ama ürettiğimizi satarken çok büyük bir problem yaşıyoruz. Ben 20 yıldır neredeyse bu mesleğin içinde hep şunu gördüm. Hep mi tüccar ve sanayici kazanıyor? Benim sütümü sattığım fabrika şu son yedi yılda üçüncü fabrikasını bitirdi. Her biri birbirinden büyük. Anlayamıyorum ben. Mesela süt toplayıcılarına bakıyorsunuz. Arabalar alıyorlar, refah içinde yaşıyorlar, gayet güzel para kazanıyorlar. Bize geldiği zaman sürekli bizi aşağıya doğru baskılıyorlar. Parayı kazanıyorlar. Ben hiç bilmiyorum süt toplayıcısının bir buçuk liradan aşağıya el değmeden cebine girmediğini ben hiç duymadım. Birinci önceliğimiz çok büyük olmayan kooperatifleşme olacak. Bu tip yerlerde çok büyük olduğunuz zaman, çokluk olduğu zaman orada karmaşa başlıyor. Küçük başlamak gerekiyor ve bizim bu kooperatiflerin temel amacı kazandığı parayı üyesine dağıtmak olması gerekiyor. İzmir bu konuda çok enteresan bir yer. Belki Türkiye’deki nadir iyi işleyen kooperatiflerin olduğu bir il. Bu aynı zamanda daha medeni, yeniliklere açık bir toplum olmanızdan kaynaklı olduğunu da düşünüyorum ama kesinlikle yeterli değil. Çünkü Ödemişe baktığım zaman benim süt fiyatım belirlenirken Ödemiş’teki düşük fiyat bahane gösteriyor, benim Bursa’daki fiyatımı da aşağıya çekiyorlar. Yani siz hala tam anlamıyla bir olamamışsınız. Bizim bu aracıları ortadan kaldırmamız gerekiyor. Şimdi aracı gerekli. Bir sütün bir yerden bir yere nakledilmesi gerekli. Onu belki bizim kendi kooperatiflerimiz yapacak ve gerçekten maliyeti kadar oradan düşecek. İkinci, üçüncü, dördüncü bir kâr merkezi oluşmaması gerekiyor. Bizim birleşmemiz ve kooperatifleşmemiz gıdanın ucuzlaması ve bizim elimize daha fazla para geçmesine sebep olacak” ifadelerini kullandı.

“Bizim en büyük gücümüz aslında gıdada, gastronomide”

Dünyada Türkiye’den daha güzel, daha bereketli bir ülke olamaz. Ama her şey bileni için önemlidir. Siz bir altının üzerinde oturuyorsunuz ama o madeni nasıl kullanacağını bilmediğiniz zaman o altın sizin için hatta bir zorluk olacaktır. Türkiye, tarım anlamında işlenmemiş bir elmas. Dışarıdan baktığınız zaman anlamıyorsunuz. Önce işlenmesi lazım. Bizim en büyük gücümüz tarımda değil. Üretmekte de değil. Bizim en büyük gücümüz aslında gıdada, gastronomide yani yemeklerimizde.

Ege Mutfağı bugün dünyanın en sağlıklı mutfağı ve bugün sağlığın ön planda olduğu artık unutkanlık hastalığı olarak da bilinen Alzheimer gibi hastalıkların şeker ve alkol kaynaklı olduğunun ispatlanmış olduğu ve protein tüketiminin çok önemli olduğunu ve nişasta tüketiminin azaltılması gerektiğini bildiğimiz bu bilim çağında herkes işlenmemiş gıdaya doğru gidiyor. İşlenmemiş gıda dediğiniz zaman zaten Ege Mutfağı’ndan bahsediyoruz. Biz sadece sağdımız sütümüzle değil ama biz örnek veriyorum İzmir tulumumuzu bütün dünyaya neden tanıtmıyoruz? Biz ineği daha verimli sağarak varlıklı olamayacağız. Bizim zenginleşmemizin altında yatan şey demin bahsettiğim küçük kooperatif modelidir. Küçükler sektörüne göre büyük de olabilir kooperatifler. Önemli olan kar dağıtımını yapabiliyor olması. Önemli olan markalaşmamız dev dev fabrikalarla değil, daha geleneksel yöntemlerle üretilmiş peynir çeşitlerimiz veya gıda türlerimiz konserveler de olabilir ve bunların ondan sonra dünyaya pazarlanması.”

“Bizden birinin artık tarımı yönetmesi gerekiyor”

Tarım ve hayvancılığın yönetiminde çiftçilerin olması gerektiğine de değinen Solakoğlu, “Bugün eğer Tarım Bakanı olarak yetkim olsaydı süt fiyatı şu anda 30 liraydı. Bunu popülizm için söylemiyorum. Avrupa’daki süt fiyatı olduğu için. Çünkü benim de ineğim aynı mısırı yiyor, aynı soyayı yiyor, aynı otu tüketiyor. Bütün dünyada bunun fiyatı belli. Dünyadaki soya fiyatı belli, sizin de burada yedirdiğiniz fiyatla Amerika’daki adamın aynı, Almanya’dakinin aynı. Bizim nasıl daha düşük olacak?

Biz dünyanın en ucuz sütünü satmak zorunda bırakılan şu anda ikinci bundan bir ay öncesine kadar dünyanın en ucuz sütünü satmak zorunda bırakılan kesimiz. Bunu niye bize reva gördüklerini hakikaten kasıt olduğuna inanıyorum. Bunu kasten yaptıklarına inanıyorum. Çünkü ben bu konuşmayı Sayın Tarım Bakanı’na da yaptım defalarca. ‘Yapmayın’ dedim. Süt fiyatını düşürerek gıda fiyatını kontrol edemezsiniz. Tam tersine olur. Ne oldu? Bizim cebimize girmeyen parayı milyarlarca dolarımızı yurt dışına gönderiyoruz. Et alabilmek için, hayvan alabilmek için. Öbür taraftan İsrail’e bakın suyu olmayan, toprağı olmayan zaten sevilmiyorlar. Onu ayrı bir konu ama adamlar kimseye bağımlı olmadan etini sütünü sağlayabiliyor. Biz İsrail kadar olamayacak mıyız? Bu nasıl bir şeydir? Niye bize bunu reva görüyorsunuz? Defalarca söyledim. Bana verdiği tek cevap: Sencer Bey sizin bildiğiniz gibi değil. Ben bilmiyormuşum. İktisatçı beyefendi bu olayı biliyormuş nasıl olacağını. Aferin bravo. Bizden birinin artık tarımı yönetmesi gerekiyor. Biz artık iktisatçılardan, avukatlardan bu işin olmadığını gördük, öğrendik. Bizim içimizden birinin bunu yapması gerekiyor” dedi.

CHP iktidarında çiftçi, üreten kadınlar sosyal sigorta kapsamına alınacak

Solakoğlu, sözlerini şu şekilde tamamladı:

“Bizim köylerde sabah inekleri, sağan kişiler hanımefendilerdir. Çiftçiler, çiftlikte yaşayan annelerimizdir daha çok. Hanımlar akşam da sağıyorlar, sabah da sağıyorlar. Herifler de genelde kahvede oturabiliyorlar. Kusura bakmasın erkekler. İşin gerçeği bu. Ama günün sonu geldiği zaman yani emeklilik yaşı geldiği zaman yaş 65’e dayanıp artık sağımı bıraktığınız zaman hiçbir sosyal güvencesi olmadan dımdızlak ortada kalıyorlar hanımlar. Biz ilk geldiğimiz zaman ben bunu Sayın Genel Başkanımızla da konuştum. Derhal bu çiftçi, üreten hanımların sosyal sigorta kapsamına alınmasını sağlayacağımızı net vaat edebiliyorum. Onlar olmasa hiçbiriniz sebze de yiyemezsiniz. Bizim tarlada da karnabaharı kesen hanımlardır, ineği de sağan hanımlardır.”

Güç: Yem artıyor, mazot artıyor, elektrik artıyor ama süt fiyatı baskılanıyor

CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç de şunları kaydetti:

“Bugün burada siyaset konuşmak için değil, sizin yaşadığınız gerçeği konuşmak için buradayız. Çünkü bu bölgenin insanı lafı dolandırmaz. Ne yaşıyorsa onu söyler. Uzun zamandır en çok duyduğum cümle şu: Çalışıyoruz ama para kazanmıyoruz. Sabahın kaçında kalktığınızı biliyoruz. Ahıra girmeden gününüz başlamıyor. Yem torbasını omuza alırken hesabı kafanızda yapıyorsunuz. Mazotu koyarken bir daha düşünüyorsunuz. Ama ay sonu geldiğinde cebiniz dolmuyor. Sorun da tam burada başlıyor. Ulusal Süt Konseyi çiğ süt fiyatını 22,22 TL olarak açıkladı. Kâğıt üzerinde bir fiyat. Ama sahada ne oluyor? Süt 18 liraya, 19 liraya gidiyor. Devletin açıkladığı fiyat bile uygulanmıyor. Uygulandığını varsayalım, yetiyor mu? Yetmiyor. Bu fiyat açıklandıktan sonra yem fiyatları üç defa arttı. Yem artıyor, mazot artıyor, elektrik artıyor ama süt fiyatı baskılanıyor. Sonra ne oluyor? Üretici borçlanıyor. Hayvanını kesime göndermek zorunda kalıyor. Bu sadece çiftçinin kaybı değil. Bu, Türkiye’nin hayvancılığının yani geleceğinin kaybıdır.

“Çiftçi kazanırsa memleket kazanır”

Peki umut nerede? Umut yine burada. Umut Küçük Menderes’in tarlasında. Umut Ödemiş’in ahırında. Umut sizin emeğinizde. Ama şunu açık söyleyeyim; bu kalkınma, çiftçiyi dışarıdan izleyenlerle olmaz. Bu kalkınma, saray odalarından akıl verenlerle olmaz. Bu kalkınma, sizinle birlikte olur. Sizin bilginizle olur. Sizin yaşadığınız gerçeklerle olur. Biz buradayız. Biz sizin aranızdayız. Hayvancılığın, çiftçiliğin içindeyiz. Sorunu da biliyoruz, çözümü de. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak üreticinin arasındayız. Vatandaşından akıl alan bir anlayışla çalışıyoruz. Akademiyle çalışıyoruz. Uluslararası gelişmeleri takip ediyoruz. Nitelikli kadrolarımızla sürekli çözüm üretiyor ve bu çözümleri sürekli güncelliyoruz. Bizim siyaset anlayışımız; halktan kopuk değil, halkla birlikte. Yukarıdan dayatan değil, aşağıdan dinleyen. Bu yüzden biliyoruz ki bu ülkenin umudu üretendedir. Bu ülkenin umudu köydedir. Bu ülkenin umudu Cumhuriyet Halk Partisi’nin halkçı anlayışındadır. Ve şunun da farkındayız: İktidar olduğumuz gün işimiz yeni başlayacak. Daha çok çalışacağız. Daha çok üreteceğiz. Bu ülkenin pırıl pırıl, vatanperver Türk evlatlarının daha mutlu, daha huzurlu yaşaması için sizinle birlikte yol yürüyeceğiz. Çünkü biz şuna inanıyoruz: Bu topraklar üretirse Türkiye kalkınır. Çiftçi kazanırsa memleket kazanır. Biz, bu kalkınmayı sizinle birlikte gerçekleştirmeye hazırız.”

Turan: Her yıl dertlerimiz, sıkıntılarımız çoğalıyor

Ödemiş Belediye Başkanı Mustafa Turan da şunları söyledi:

“Ben de Ödemiş’te yaşayan nüfusu yaklaşık yüzde 90’ı gibi çiftçilik ve hayvancılıktan geldim. Yaklaşık 19 buçuk yıl tarımsal kalkınma kooperatifi yönetim kurulu üyeli ve başkanlığını yürüttüm. Bizim burada olmamızı sağlayan sebeplerden etkilerde bir tanesi de buydu. Geldiğimiz yerin sorunlarını en iyi bilenlerdenim. Hem üretici olarak, ürünlerin pazarlanması olarak, sivil toplum kuruluşu yöneticisi olarak bu sorunların merkezinden geldim. Her yıl değişik mecralarda çözüm arıyoruz ama biz çözümü ararken her yıl dertlerimiz, sıkıntılarımız çoğalıyor. Bizler toplumun temelini buluşturan bireyleriz, çiftçileriz, köylüyüz. Biz üretmezsek şehirdekinin tüketeceği nerede gelecek? Bizim üretim gücümüz gittikçe elimizden kalınıyor. Maliyetlerimiz yükseliyor. Karlığımız azalıyor. Hatta zarar etmeye başlıyoruz. Dört beş yıl önce yüzde bir, iki, üç, dört beş derken hayvancılık desteklerini dilerim şu gün yüzde 22 buçuklardır. Artık diğer kredileri oranla düşük bir faiz gibi görünüyor ama çiftçi kazanmadığı için maalesef bu faizleri ödeyecek durumda değil, bundan sonra da olamaz. Bir de başımıza 2026 yılıyla beraber değişik bir şey geldi. BAĞKUR primini ödeyemeyen, onu ödeyecek kadar kazanamayan çiftçi Ödemiş’te sadece çiftçi değil, esnaf da bunun içinde çok ciddi bir sayı var. Sosyal Güvenlik Kurumuna borcun varsa sana kredi vermiyoruz dediler. Adam gitmiş 1 milyon kredi kullanıyor, bir buçuk milyon. Borcu olmuş ödeyememiş. 700-800 bin lira BAĞKUR borcu var. Zaten biz çiftçi olarak hiç borcumuzu ödemedik ki. Biz bugün ödüyoruz, ertesi gün çekiyoruz. Girdi çıktı diye çok güzel bir modeli hep beraber bulduk. Sağ olsunlar bu modeli bulmamızı sağlayanlar hala bu işin yöneticileri maalesef ki yöneticileri.”

Çiftçi Buluşması kürsü konuşmalarının ardından soru cevap şeklinde devam etti.