(ANKARA) – CHP Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, okullarda Ramazan ayı etkinliklerine ilişkin, “Mesele Ramazan ayının ya da toplumsal değerlerin yaşatılması değildir. Yusuf Tekin ve arkadaşlarının ideolojik kavgasına çocuklarımızı alet etmesidir. Her sorunda susanların, konu bir tek yılbaşına, ramazana gelince ortaya çıkmasıdır” dedi.
CHP Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, okullarda Ramazan ayı etkinliklerinin düzenlenmesine dair basın açıklaması yaptı. Eğitimde onlarca sorun olduğunu, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in bu sorunları görmezden geldiğini söyleyen Özçağdaş, “Milli Eğitim Bakanı, öğrencilerimizi ayrıştırmaya, fişlemeye, okul iklimini bozmaya, toplumu kutuplaştırmaya ve hadsiz açıklamalarda bulunmaya devam ediyor. Ülkemiz, muhalefete ‘cahil, okuma-yazma bilmeyen, anlamayan’ diyebilecek kadar üslupsuz, küstah, hakaretsiz konuşmayı beceremeyen, hadsiz bir Bakanla ilk kez karşılaşıyor” ifadelerini kullandı.
“Bakan sorunlara çözüm aramak yerine, eğitim üzerinden ideolojik mühendislik yapmayı tercih ediyor”
Bakan Tekin’in okullardaki sorunlarla ilgilenmediğini, öğretmenlerin yoksulluk sınırı altına mahkum edildiğini belirten Özçağdaş, açıklamada şunları kaydetti:
“Çocuklarımız MESEM’lerde ölürken, okula aç giderken, tuvalet musluklarından su içmek zorunda kalırken; öğrencilerimizi ayrıştırmaya çalışan zihniyetin tek amacı; koltuk sevdasından başka bir şey değildir. Sayın Bakan, senin işin siyaset değil, senin işin çocuklarımızın; eşit, özgür, nitelikli, bilimsel ve laik bir eğitim almasını sağlamak. Ülkemizin her bir çocuğu, öğretmeni, vatandaşı; Bakanın koltuk kavgası altında eğitimle ilgili binlerce sorunla başbaşa. Bakan ise tüm bu sorunlara çözüm aramak yerine, eğitim üzerinden ideolojik mühendislik yapmayı tercih ediyor. ÇEDES protokolleriyle okullara vakıf adı altında cemaat ve tarikatler sokuluyor, küçücük çocuklarımız türbelerde, mezar maketleri önünde ağlatılıyor, ortaokul düzeyinde pansiyon açma yetkisi vakıflara genişletiliyor.”
“Bakanlığın ‘gönüllülük esası’ diyerek okullara gönderdiği yazının karşılığının bu olmadığını biliyoruz”
Okullarda etkinliklerin ideolojik tercihlere göre yapıldığını ifade eden Özçağdaş, Ramazan ayı etkinliklerinin zorunluluk haline geldiğini belirterek, şunları söyledi:
“Siyasi partilere okullarda etkinlik yaptırılıyor, Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk anılmıyor, gelişim raporlarına resmi koyulmuyor… Anayasamız yıllardır açıkça ihlal ediliyor. Bakanın, laikliği savunan kesimleri ‘Cadılar Bayramı’nı savunanlarla aynı kişiler’ diyerek; Ramazan ayına karşı olmakla, inançsızlıkla suçlaması, durumu çarpıtmaktır. Laikliği savunanlar ne Ramazan ayına karşıdır ne de toplumun kültürel değerlerine. Mesele Ramazan ayının ya da toplumsal değerlerin yaşatılması değildir. Yusuf Tekin ve arkadaşlarının ideolojik kavgasına çocuklarımızı alet etmesidir. Her sorunda susanların, konu bir tek yılbaşına, ramazana gelince ortaya çıkmasıdır.
Çocuklarımız ve gençlerimiz kendi istekleri ve inançlarıyla orucunu tutabilir, namazını kılabilir, camiye gidebilir, Ramazan ayını özgürce yaşayabilir. Yurttaşlarımız inancını da kültürünü de bir Bakanın yönlendirmesine ihtiyaç duymadan yüzyıllardır yaşatmaktadır ve yaşatacaktır. Bugün, Bakanlığın ‘gönüllülük esası’ diyerek okullara gönderdiği yazının karşılığının bu olmadığını biliyoruz. İş bazı okullarda öğrencilere çetele dağıtılmasına kadar geldiğinde, gönüllülükten çıkıp zorunluluk halini aldığında, hatta bir performans gösterisine dönüştüğünde artık mesele inanç özgürlüğü ya da farkındalık olmaktan çıkmış demektir. Okul ortamında, özellikle küçük yaş gruplarında, gerçek anlamda gönüllülükten söz edilemeyeceği ortadadır. Sınıf bütünlüğü içinde yapılan etkinliklerde çocukların akran baskısı, öğretmen yönlendirmesi veya dışlanma kaygısıyla katılım göstermesi kaçınılmazdır.
“Milli Eğitim Bakanı’na bir kez daha söylüyoruz: Koltuk kaygını değil, öğrencilerin ihtiyaçlarını öncele”
Anayasamızın 24. Maddesi ‘Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir’ diyerek dini inanç ve kanaatlerin bireyselliğini güvence altına almıştır. Yine 42. Maddesinde de eğitim-öğretimin içeriğinin sınırları ‘Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır’ denilerek çizilmiştir. Ayrıca 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 12. Maddesi ‘Türk milli eğitiminde laiklik esastır’ ile laik eğitim güvence altına alınmıştır. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme de çocukların veya ailelerinin düşünceleri ve veya inançları nedeniyle ayrımcılığa tutulmaması için gerekli önlemlerin alınmasını taraf devletlere açık bir yükümlülük olarak tanımlar. Toplumumuzun yüzyıllardır yaşattığı kültürel ve manevi değerleri siyasi projelere dönüştürmek, çocukları ayrıştırmaya çalışmak kimsenin haddi değildir. Eğitimde hiçbir uygulama, çocuklarımızı dini ya da ideolojik yönlendirmeye maruz bırakacak biçimde tasarlanamaz. Okullar bütün inançlara eşit mesafede duran, tüm çocukların kendini eşit ve güvende hissettiği, tarafsız, kamusal alanlar olmak zorundadır. Milli Eğitim Bakanı’na bir kez daha söylüyoruz: Eğitimle ilgili karar alırken; makam, koltuk kaygını değil, öğrencilerin ihtiyaçlarını öncele! Siyasi kariyerin için değil; çocuklarımız, velilerimiz, öğretmenlerimiz ve okullarımız için çalış!”

