(TBMM) – CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında açtığı 1 milyon liralık tazminat davasına ilişkin, “Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in bilmesi gereken ve bizce bilip de söylemediği resmi belgede sahtecilik, evrakta sahtecilik suçunun oluşması için en temel unsur, bunu yapan kişinin birilerini aldatmak, yanıltmak üzere sahtecilik yapması gereğidir. Oysa burada yapılan bir grafik tasarımıdır ve Sayın Genel Başkanımız defaatle bunun bir grafik tasarım olduğunu, anlatımı kuvvetlendirmek için olduğunu o programda söylemiştir. Evrakta sahtecilik olması için birinin o belgeyi hazırlayıp, tapuya benzetip, birine tapu diye kandırmak üzere verip onunla bir işlem yapması gerekir. Evrakta sahtecilik suçu böyle oluşur. Şimdi Adalet Bakanı bunu bilmiyor olabilir mi? Elbette biliyordur. Bunlarla boşuna Türkiye’nin vaktini harcamasınlar” ifadesini kullandı.
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Emir, Orman Haftası’nın kutlandığını, ancak ormanların nasıl talan edildiğini, nasıl ranta açıldığını, nasıl arsalaştırıldığını, nasıl yangına bırakıldığını, terk edildiğini konuşmak zorunda kaldıklarını söyledi.
Ormanları doğal felaketlerden, yangınlardan ve benzeri faktörlerden korumanın çok önemli olduğunu belirten Emir, “Ama asıl yapmamız gereken ormanları AKP iktidarından ve onun rantçı, karcı, paracı anlayışından korumaktır” diye konuştu.
Orman Kanunu’nun ek 18. maddesine yaslanılarak Belgrad Ormanı büyüklüğünde ormanın, son 6 yılda arsaya çevrildiğini ifade eden Emir, “Yetmedi. 2025’te 3 bin 224 yangın olmuş. Yalova kadar ormanımız yangına terk edilmiş. Cayır cayır yanarken seyrettiler. Her yaz aynı faciayı yaşıyoruz. Orman yangınları başlıyor. ‘Nerede uçaklar, nerede Türk Hava Kurumu, nerede helikopterler?’ diyorlar. Bir tartışma, sonra unutuluyor. Ama her yaz ayında maalesef binlerce orman yangınına maruz kalıyor ormanlarımız” ifadelerini kullandı.
“Yepyeni orman katliamlarına başlayacaklar”
2012-2024 arasında 120 bin hektar ormanın madene açıldığını aktaran Emir, şunları kaydetti:
“Orman alanlarını kesiyorlar. Bunun yüzlerce örneğini burada her gün konuşuyoruz ve madene açıyorlar. Son 10 yılda 120 hektar orman açılmış. En son Milli Parklar Yasası’nı çıkarttılar. Ormanları büyütelim, bırakın korumayı, ‘büyütelim’ derken bizler, onlar nasıl tahsis ederiz, nasıl ranta çeviririz diye uğraşıyorlar ve şimdi yepyeni orman katliamlarına başlayacaklar. Bizim aslında en temel görevlerimizden biri ülkemizdeki orman varlığını, yani o atalarımızdan bize kalan en kutsal değerlerimizin başında gelen varlığımızı, gelecek kuşaklara devretmekken maalesef bu rantçı, talancı, doğa tanımaz anlayış ormanlarımızı katlediyor. İşte Orman Haftası’nda konuşmamız gereken gerçeklik budur.
Ormanlar ve maden deyince Cengiz demeden olmaz. Cengiz öyle bir şirket ki dünyada en çok kamu ihalesi alan 10 şirketten birisi Cengiz Holding. Bakar mısınız? Tüm dünyada. Gerçi Türkiye’deki 5 şirketin tüm dünyadaki ilk 10’a girdiğini de biliyoruz. Çünkü hepsi 21/B. ‘Gel.’ diyorlar, geliyor. ‘Şu işi yap’ diyorlar, yapıyor. ‘Şu kadar fiyata yapacaksın’, ‘Yaparız efendim.’ diyor. ‘Peki, sen bunu yaparken karın az olursa ne olacak? Bir başka yerden bir iş daha verirsin.’ diyor. Ve bunlar konuşuluyor. Bunu yapanlar tarafından konuşuluyor. Biz bunu söylemiyoruz, iddia etmiyoruz. Bunu söylerken utanmak yok, çekinmek yok, sıkılmak yok. Açık olması gereken, yarışmacı olması gereken ihaleler tamamen adrese teslim. Cengiz de onların başında geliyor.”
İliç’teki maden faciasına değinen Emir, “9 vatandaşımızı yitirdiğimiz İliç katliamına konu olan madeni de şu anda öğreniyoruz, Cengiz Holding alıyor. Cengiz Holding oraya 1,5 milyar dolar ödeyecek” dedi. İliç faciası sonrası kamu görevlilerinin yargılanmadığını, ilgili şirketin belgelerine el konmadığını, orada ilgili şirketin yöneticilerinin mahkemenin huzuruna dahi getirilemediğini kaydeden Emir, “Orada denetim görevi olan birkaç kişi taksirli ölüme sebebiyet vermek, çevreyi kirletmek suçlarından yargılanıyorlar. Hepsi bu kadar” diye konuştu.
“TRT’de yayınlamamalarının temel sebebi de bu gerçek ortaya çıkmasın diyedir”
İBB Davası’na ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Emir, “Silivri’yi takip ediyoruz. Gizli tanıkların, iftiracıların bir bir baskı altında ifade verdiklerini, utandıklarını, tehdit edildiklerini, ‘bir gün bile yatmazsın’ vaadiyle iftira atmaya zorlandıklarını ama mahkemede artık gerçeği söylediklerini görüyoruz. TRT’de yayınlamamalarının temel sebebi de bu gerçek ortaya çıkmasın diyedir. Bilsinler ki biz ülkemize adalet gelene kadar mücadele edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Emir, eski AK Parti Milletvekili ve gazeteci Şamil Tayyar’ın Adalet Bakanı Akın Gürlek ile yaptığı görüşmenin içeriği ve Bakan Gürlek’in Muhittin Böcek hakkındaki iddialarının sorulması üzerine, şunları kaydetti:
“Akın Gürlek’in konumunu tam değerlendiremediğini anlıyoruz. Çünkü konumu çok hızlı değişiyor. Bakan yardımcısı, siyasetçiydi. Bağımsız ve tarafsız olması gereken, kanunlara göre görev yapması gereken başsavcıydı, bir gecede bakan oldu ve bir gecede çok eski bir AKP’li gibi konuşmaya başladı. Dolayısıyla şapkaları hızlı değişiyor ama kendisi hangi mevkide, hangi bir konumda olduğunun tam farkına varamıyor.
Anayasa 138’e göre hakimler ve savcılar bağımsız görev yaparlar. Hiçbir makamdan, hiçbir kişiden talimat alamazlar, almazlar. Dolayısıyla Adalet Bakanı hakimlerin ve savcıların hiyerarşik üstü değildir, amiri değildir. Adalet Bakanı derdest edilmiş bir davada veya bir soruşturmada o soruşturmaya müdahil olamaz. O soruşturmayı takip edemez. Bir şekilde öğrendiği bilgileri de ifşa edemez. Bakın, soruşturmanın gizliliği ilkesi var. Soruşturma gizli olacak. Masumiyet karinesi var. Deliller toplanacak ve bağımsız yargılama olacak. Şimdi bunlar yapılırken soruşturmanın gizliliğini ifşa etmek, herhangi birisi yapsa suç olur ama bir Adalet Bakanı yaparsa hem suç olur, gizliliğin ihlali suç olur, CMK 257; hem de görevi kötüye kullanma olur. Yani hem görevi kötüye kullanmış olur hem de soruşturmanın gizliliğini ihlal olur. İki ayrı suçu aynı anda işlemiştir Sayın Akın Gürlek. Siz Adalet Bakanıysanız artık çekileceksiniz. Bir Adalet Bakanı ‘Daha ağır bir dava geliyor’ der mi? Bilmemesi gerekir, ilgilenmemesi gerekir. Antalya’daki başsavcının amiri değil. Oradakilere talimat verme, ‘Getirin bakayım şu dosyayı, içinde ne var?’ deme hakkı yok. Bilmemesi gereken bir bilgi. Hadi sen bir şekilde o bilgiyi öğrendin, muttali oldun o bilgiye, söyleyemezsin. Soruşturmanın gizliliğini ihlal edemezsin. Bu bir suçtur. Aynı şekilde dönüp bir de talimat verir gibi yargıya ‘İkincisi gelecek, daha ağır gelecek.’ diyemezsin. Sen artık Adalet Bakanısın. Bak, bir önceki, Türkiye’de hukuk yoktu ama hiç olmazsa Türkiye hukuk devletidir diyordu. Yani İstanbul başsavcısı iken İstanbul savcılarına ‘Şu dosyaya bir bakın.’ deme hakkı vardı ama Adalet Bakanı olarak artık bu hakkı yok.
Aynı anda Adalet Bakanı, aynı anda siyasetçi, aynı anda başsavcı, aynı anda İstanbul başsavcısı, aynı anda Antalya başsavcısı… Olmaz böyle. Türkiye’nin Anayasa’sı, yasaları bu kadar ihlal edilmedi. Peki, ‘daha büyüğü gelecek’ ne demek? O hâlde siz oraya delil mi yerleştirdiniz? Oraya siz FETÖ usulü kumpaslar kurmak için kumpas yapalım diye deliller mi yerleştirdiniz? Bunu yapmadıysanız daha ağırının geleceğini, diğer delilleri nereden biliyorsunuz? Dolayısıyla Akın Gürlek’in artık hiç olmazsa bundan sonra, bakın Türkiye’de bir yargı darbesinin tasarımında ana aktörlerden birisi olmuştur. Hukuku katletmiştir. Şu anda başka bir konumu var. Hiç olmazsa bundan sonra artık anayasaya ve yasalara az da olsa saygı beklemek hakkımızdır. Ve bilsin ki bu mücadele, anayasa ve yasalar galip gelene kadar, Türkiye gerçekten hukuk devleti olana kadar devam edecektir. Adalet Bakanı, bakanlığının; başsavcı, başsavcılığının; hâkim ve savcılar, bağımsız ve tarafsız yargının temsilcisi olarak görevlerini yapana kadar da devam edecek.”
CHP’li Emir, Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e açılan 1 milyon liralık tazminat davasına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in bilmesi gereken ve bizce bilip de söylemediği resmi belgede sahtecilik, evrakta sahtecilik suçunun oluşması için en temel unsur, bunu yapan kişinin birilerini aldatmak, yanıltmak üzere sahtecilik yapması gereğidir. Oysa burada yapılan bir grafik tasarımıdır ve Sayın Genel Başkanımız defaatle bunun bir grafik tasarım olduğunu, anlatımı kuvvetlendirmek için olduğunu o programda söylemiştir. Evrakta sahtecilik olması için birinin o belgeyi hazırlayıp, tapuya benzetip, birine tapu diye kandırmak üzere verip onunla bir işlem yapması gerekir. Evrakta sahtecilik suçu böyle oluşur. Şimdi Adalet Bakanı bunu bilmiyor olabilir mi? Elbette biliyordur. Bunlarla boşuna Türkiye’nin vaktini harcamasınlar”
“Anlaşıldı ki Türkiye’nin hava savunması maalesef neredeyse yerle bir olmuş”
CHP’li Emir, Karadeniz’de İstanbul boğazına yakın bir noktada ham petrol yüklü tankerin hedef alınmasıyla ilgili soruyu yanıtlarken de şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bakın 3 balistik füze topraklarımıza düşecekti, NATO Patriot’ları ile etkisiz hale getirildi. S-400’lerle değil, dedikleri gibi çelik kubbe ile değil. Anlaşıldı ki Türkiye’nin hava savunması maalesef neredeyse yerle bir olmuş. Üzülerek, içimiz kan ağlayarak söylüyoruz. Yıllarca S-400 alıyorsunuz ama entegre olamayacak bir sistem. Bunu çalıştıramıyorsunuz, çalıştıramayacaksınız. Bu yüzden bu yanlış kararınız yüzünden F-35 projesinden, F-16 modernizasyon projesinden dışlandık. Türkiye hava kuvvetlerinde geriye gidiyor, Yunanistan’ın arkasına düşüyor dediğimizde bizi strateji bilmemekle suçlayanlar şimdi Türkiye’nin hava savunmasının kaderini NATO Patriot’larına terk etmişlerdir. Bugün deniz aracı saldırısı ile -kim olduğunu bilmiyoruz- birilerinin Türkiye Cumhuriyeti’ne net bir cevap verdiğini, net bir mesaj verdiğini anlıyoruz. O mesaj şudur: ‘Biz istediğimizde geliriz, İstanbul’a 26 kilometre yaklaşırız ve senin gemini, senin konteynerini, senin bütün varlıklarını istersek yok edebiliriz. Sen bu durumdasın’ mesajı verilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti küçük düşürülmeye çalışılmıştır. İşte siyasi iktidarın Türkiye’yi, Türk savunma sistemini getirdiği yer burasıdır. Bu sorumsuzluktur, bu vurdumduymazlıktır, bu iş bilmezliktir ve bu mesajı alması gerekenler biran evvel almalıdır ve bugüne kadar yapılan bütün yanlışlardan dönülmeli ve hava savunmamız biran evvel güçlendirilmelidir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Meclis’teki milletvekilleri olarak ve inanıyorum ki 86 milyon olarak buna her türlü katkıyı vermeye hazırız. Biz Türkiye Cumhuriyeti’ni kolay bulmadık, kolay kurmadık ve her bir karış toprağımızı ve hava varlığımızı, mavi vatanımızı sonuna kadar savunmak üzere de seferber olmayı biliriz.”

