Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

CHP’li Aylin Nazlıaka: “Bizim Milli Eğitim Bakanımız yok, ‘Dini Eğitim Bakanımız’ var”

CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı Aylin Nazlıaka, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e tepki göstererek, “Bu dönemde bizim ‘Dini Eğitim Bakanımız’ var. Milli Eğitim Bakanımız yok. Kendisi tarikatlar ve cemaatlerden STK diye bahseden, karma eğitimi tartışmaya açan, ÇEDES projesiyle okullara imamları sokan bir zihniyet. Bakanlığın bütçesini neye ayırdığına baktığınızda aslında tabloyu çok net görüyorsunuz” dedi.

CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı Aylin Nazlıaka,

(ANKARA) – CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı Aylin Nazlıaka, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e tepki göstererek, “Bu dönemde bizim ‘Dini Eğitim Bakanımız’ var. Milli Eğitim Bakanımız yok. Kendisi tarikatlar ve cemaatlerden STK diye bahseden, karma eğitimi tartışmaya açan, ÇEDES projesiyle okullara imamları sokan bir zihniyet. Bakanlığın bütçesini neye ayırdığına baktığınızda aslında tabloyu çok net görüyorsunuz” dedi.

CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı Aylin Nazlıaka, Ankara’da düzenlenen “Türkiye’de laik eğitim ve laik yaşam” başlıklı panele katıldı. Nazlıaka, burada yaptığı konuşmada, CHP iktidarında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın adını Kadın ve Eşitlik Bakanlığı olarak değiştireceklerini ifade ederek, “Hepimiz gayet iyi biliyoruz ki içinde bulunduğumuz dönemde kadınların, çocukların, engellilerin, yaşlıların, tüm kırılgan grupların yaşadığı sorunlar aile kavramı içerisinde eritiliyor. Ve ailenin güçlü olması için şiddet görüyorsa da kadının susması, istismara uğruyorsa da çocuğun buna gözünü kapamasına dönük bir bakış açısı, bir zihniyetin ülkede köklendiğini görüyoruz” diye konuştu.

Eşitliğin kadınlar ve çocuklar için su gibi, hava gibi, nefes almak gibi olmazsa olmaz olduğunu söyleyen Nazlıaka, babası tarafından 7 yaşında istismar edilen Nilay’ın yaşadıklarını anlattı. Öz kızını istismar eden babanın sadece 9 ay cezaevinde kaldığını daha sonra Nilay’ın aile baskısıyla ifadesini değiştirmek zorunda bırakıldığını anlatan Nazlıaka, “Çocuk ‘benim rızam vardı’ demek durumunda kaldığı için adam zaten beraat ediyor. Ama soruyorum size, adı üstünde çocuk, çocuğun böyle bir şey için rızası olabilir mi? Rıza dediğimiz durum ancak eşitler arası bir ilişkide söz konusu olabilir. Yani yaşça büyük birisiyle bir küçük arasında, bir antrenörle bir sporcu arasında, bir öğretmenle öğrenci arasında, bir ebeveynle çocuk arasında rıza ilişkisi diye bir şey söz konusu olamaz. Bugün Nilay 29 yaşında tekrar başvuruda bulunuldu. Şimdi devam eden ayrı bir dava süreci var. Elbette biz sonuna kadar bunun takipçisi olacağız. Ayrıca çocuğun rızası vardı diyerek beraat kararı veren o yargı mensuplarıyla ilgili olarak da bir süreç başlatıldı. Bunun da takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.

Nilay’ın hikayesini Türkiye’de duymayan kalmasın diye her yerde anlatmaya çalıştığını söyleyen Nazlıaka, “Lütfen sizler de bunu çoğaltın. Bu bilinsin, duyulsun. Yani bir küçüğün rızasından bahsedilebilir mi? Aile içinde ensest ilişki normalize edilebilir mi? Buna sessiz kalınabilir mi? Aile yakınları, ‘ne yapalım canım olmuş artık. Siz de susun, oturun, ailenin itibarı sarsılmasın’ diyebilir mi? Fatmanur Çelik için de çok yakardık. Kızı Hifa İkra’la birlikte. 5 Mayıs’ta duruşmasında olacağız hep birlikte. Ne yazık ki o bugün aramızda değil, kızı da aramızda değil. Onun için benzer bir şeyin Nilay için olmamasını sağlamak adına hepimize sorumluluk düşüyor arkadaşlar” dedi.

“Son 5 yıl içerisinde 57 bin 618 kız çocuğu evlendirildi”

Türkiye’nin her geçen gün laik, çağdaş, bilimsel, kamucu, parasız eğitimden giderek uzaklaştığını bunun da sorumlusunun AK Parti iktidarı olduğunu söyleyen Nazlıaka, şunları kaydetti:

“Örneğin AKP’nin sistematik olarak köy okullarını kapatması, taşımalı eğitime geçmesi bunlardan bir tanesi. Bugün baktığınızda Kur’an kursu açılması için köyde birkaç çocuğun olması yeterli bulunurken, köy okullarında ön koşullar ortaya koydular. Tabii o dönem milletvekili olduğum için 4+4+4 yasasının çıkmaması için ne kadar yoğun mücadele ettiğimizi en iyi bilenlerdenim. Onu yaşamış olan bir arkadaşınızım. İnanın, orada Cumhuriyet Halk Partisi’nin direngen yapısı olmasaydı ikinci dörtlük periyotta uzaktan eğitime dönüşecekti. Ve hiç şüphesiz bu yasal değişiklik sonrasında hem çocuk işçiliğinin hem de erken yaşta zorla evliliklerin önü açılmış oldu. Örneğin TÜİK bile şunu itiraf ediyor: Son 5 yıl içerisinde 57 bin 618 kız çocuğu evlendirildi. Bakın, 57 bin 618, TÜİK’in söylediği rakam. Biz sadece bir istatistiksel veriden bahsetmiyoruz. Yarım kalan hayallerden, sönen hayatlardan bahsediyoruz. Üstelik bu kız çocukları çoğu zaman çocuk yaşta da anne oluyorlar. Yani daha kendi bedenini keşfedemeden başka bir cana can veriyorlar. Böyle bir tehditle karşı karşıyayız.

Tabii ramazan genelgesi, ÇEDES projesiyle okullara imam sokulması ve çocuklardan iftar sofrasının fotoğrafının çekilmesi, kaç sayfa Kur’an okuduklarına dair geri bildirim istenilmesi gibi birçok uygulamayla birlikte hiç şüphesiz çocukların üzerindeki, velilerin üzerindeki baskı da artıyor. Örneğin Düzce’de okul yönetimi bir yönetmelik veriyor, daha doğrusu kendi yazdıkları bir yönergeyi velilere veriyorlar. Bu konunun üzerine gidince geri çektiler tabii ama buna göre kız öğrencilerle erkek öğrenciler okulda aynı sırada, kantinde aynı sırada yer almayacaklar. Kız öğrenciler serviste öne oturmayacaklar. Kız öğrencilerle erkek öğrenciler sohbet etmeyecekler gibi birtakım yaptırımlar vardı. Yani her geçen gün karma eğitimin de sorgulandığı bir dönemden geçiyoruz.

Hatırlayacaksınız, Trabzon İl Milli Eğitim Müdürü ‘merdivenlerden kızlı erkekli çıkıyorlar’ demişti. Hemen arkasından Samsun Müftüsü ‘kadınlı erkekli horon tepilmez’ demişti. Hemen arkasından kadın plajları yapıldı. Kadınlara yönelik ayrımcı birtakım uygulamalar hayata geçirilmeye çalışıldı. Örneğin mor taksiler, pembe vagonlar… Aslında kulağa ne güzel, pozitif ayrımcılık gibi düşündürtecek ama kadını sosyal hayattan tecrit eden; ‘bu vagon sizin, bu taksi sizin, bu otobüs sizin, geri kalan tüm otobüsler erkeklerin’ yaklaşımını kökleştirecek bir bakış açısını inşa etmeye çalıştılar.”

“İçinde bulunduğumuz dönemde ‘yoksulsun sen, yoksul kal’ anlayışı var”

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in eğitimle ilgilenmediğini “Dini Milli Eğitim Bakanlığı” yaptığını ifade eden Nazlıaka, şöyle konuştu:

“Bu dönemde bizim ‘Dini Eğitim Bakanımız’ var. Milli Eğitim Bakanımız yok. Kendisi tarikatlar ve cemaatlerden STK diye bahseden, karma eğitimi tartışmaya açan, ÇEDES projesiyle okullara imamları sokan bir zihniyet. Onun için her geçen gün çocukların eğitimdeki fırsat eşitsizliği de daha belirgin hâle geliyor. Bakanlığın bütçesini neye ayırdığına baktığınızda aslında tabloyu çok net görüyorsunuz. Yani çocuk işçiliğini ve ‘dindar ve kindar’ bir gençlik yetiştirmek için eğitimin araçsallaştırıldığını görüyorsunuz. Din eğitimi yapan okullara artı meslek ve teknik eğitim veren okullarına bakanlık bu sene 382 milyar ayırmış durumda, değerli arkadaşlar. Bu zaten bize tabloyu çok net gösteriyor.

Ve tabii eğitimle yoksulluk arasında doğrusal bir ilişki var. Cumhuriyetimiz kimsesizlerin kimsesi olarak kurulmuştu, değil mi? O yüzden bir çocuk eğer yoksul bir ailede doğduysa iyi bir eğitim görerek hayata tutunabiliyor ve o yoksulluk çemberini kırıp daha iyi bir hayat düzenine geçebiliyordu. Ama bugün öyle değil. Çünkü o dönemde adalet vardı, liyakat vardı ve laiklik vardı. Ama bugün için bir çobanın cumhurbaşkanı olması mümkün mü? Ya da bir apartman görevlisinin kızının bürokraside en üst noktalara gelebilmesi mümkün mü?

İçinde bulunduğumuz dönemde ‘yoksulsun sen, yoksul kal’ anlayışı var. İşte o yüzden de zenginin daha zenginleştiği, yoksulun daha yoksullaştığı bir düzen, eğitim sistemiyle de adeta yeniden üretiliyor. Eğitim Reformu Girişimi’nin 2025 raporundaki bir veriyi paylaşmak isterim size. Türkiye’de 804 bin çocuk, zorunlu eğitimde olması gerekirken okul dışında. Mesela ben Sakarya Akyazı’da Işık adında bir kız çocuğuyla tanıştım. Patatesleri çuvala dolduruyordu. Işık’a sordum: ‘Okula ne zaman gidiyorsun?’ diye. ‘Ben okula gitmiyorum ki’ dedi. Bunun üzerine tabii ki konunun üzerine gittik ve Işık şu anda eğitime devam ediyor. Ben de takip ediyorum. Ama böyle kaç çocuğun hayatına dokunabiliriz? Bu ne kadar sık denetleniyor? Çocuk işçiliğiyle mücadelede iktidar ne yapıyor? Bunların hepimiz son derece farkındayız. Şu aşamada özellikle vurgulamak istediğim şey şu: Bu girdabı ve bu ceberut iktidarı ilk seçimlerde yıkmak için, bu girdabı aşabilmek için yapmamız gereken üç şey var: Dayanışmak, dayanışmak, dayanışmak.”