(TBMM) – CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “‘Paramız var, ithal ederiz’den ‘Marketlerde hiçbir ürün eksiği yok’ savunmasına geçmek yerine, iktidarın ‘Halkımız yeterince beslenebilecek gıdayı alabiliyor mu? İthal ürün bulunmazsa ya da savaş ile fiyatlar daha da fırlarsa ne yapılmalı’ noktasında daha gerçekçi çözümlere yönelmesi zorunludur. Acil plan kapsamında hangi üründe ne kadar açığımız varsa o ürünlerin üretimine yönelik bölgesel tarama sağlanmalıdır. Ürün deseni üzerinde yapılacak ekimler teşvik edilmelidir” dedi.
CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman, Köyişleri Komisyon Üyesi Gürer, savaşın tarıma etkileri ve çözüm önerileri üzerine TBMM’de basın toplantısı düzenledi.
Gürer, ABD-İsrail ve İran arasında olan ve dört haftayı geride bırakan savaşın Türkiye tarımında var olan sorunlarının katlamasına yol açtığını belirterek “Özellikle gübre, akaryakıt, enerji, yem ve temel gıda ürünlerinde arz açığımız, dışa bağımlılığımız doğrudan her kesimi de etkilemektedir. Tarım politikalarının yanlış uygulamaları, pandemi, Ukrayna-Rusya Savaşı, küresel iklim değişikliği süreçlerinde uyarı verse de, iktidarın laftan öte geçmeyen ve kağıt üzerinde kalan önlemleri neticesinde, bugün yaşanmakta olan savaşın etkisini daha ağır hissedilmesine neden olmuştur” dedi.
Gıdada arz açığının ithalatla giderilmeye çalışıldığına değinen Gürer, yerli üretimi desteklenmediğini ifade etti.
Gürer, “Tarım sanayi ve turizm karşısında ikinci plana atılmasına karşın turizm ve sanayide de sorunların oluştuğu görülmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2025 yılına ilişkin Gayrisafi Yurt İçi Hasıla verilerine göre Türkiye ekonomisi 2025 Yılı 4. çeyreğinde yüzde 3,6 büyüdüğü açıklanırken tarımsal üretim ise sert düşüş yaşayarak yüzde 8,8 gerilemiştir. Hububat ve meyvelerde çift haneli kayıplar, sebzede düşme meydana gelmiştir. Yapısal ve yönetsel sorunlarla boğulan tarım kesimi savaşında olumsuz etkisi ile zor bir sürece evrilmiştir. Acil önlemler şarttır” diye konuştu.
Tarım topraklarının AK Parti iktidarları döneminde daraldığını, mera alanlarının bozulduğunu, yeterli destek verilmeyen çitçi ve üretici sayısının nüfusa uygun artmadığını anlatan Gürer, şunları kaydetti:
“Ülkemiz tarım için yeterli topraklara ve verimliliğe sahip olmasına karşın tarım alanlarının daralması, çiftçi sayısının artan nüfusa orantılı artmaması, tarımsal girdi artışlarına karşı önlem alınmaması, tüccara bırakılan kamunun kenarda durduğu düşük alım politikalarının yaratılması, taban fiyat uygulamalarından vazgeçilmesi; kamucu, planlı, öngörülebilir ve kooperatifçiliğin de destekleneceği uygulamalardan uzak durulması tarlada kalan ürünün kamu tarafından değer bulmasının sağlanmaması; dondurulmuş, işlenmiş, katma değerli ürüne dönüşen markalaşmış bir tarım politikasının oluşturulmaması, Tarım Kanunu’nun 21 maddesine uygun çiftçiye destek verilmemesi, yaş ortalaması 24’ü bulan traktöründen sulama suyuna, mera ıslahından toplulaştırmaya, ürün desenine ve bölge dokusuna uygun üretim modellerine geçiş sağlanmamasına kadar yapısal sorunlar tarımı zora sokmuştur. Bunun yansıması rafta ürün fiyatının artması; çiftçinin, besicinin korunmaması, ithalat ile çözüm sağlanacağı düşüncesi ile ithal lobilerinin zenginleştirilmesi yolunu açmıştır.”
“Acilen tarımda ekimi desteleyecek, besiciyi koruyacak önlemler açıklanmalı”
Tarımın yapısal sorunlara eklenen savaşın getirdiği olumsuzlukların gıdada önemli bir sorunlu sürece evrildiğini belirten Gürer, “‘Paramız var, ithal ederiz’den ‘Marketlerde hiçbir ürün eksiği yok’ savunmasına geçmek yerine, iktidarın ‘Halkımız yeterince beslenebilecek gıdayı alabiliyor mu? İthal ürün bulunmazsa ya da savaş ile fiyatlar daha da fırlarsa ne yapılmalı’ noktasında daha gerçekçi çözümlere yönelmesi zorunludur. Hala ekim yapılmış ürünler yanında ekim yapılacak ürünler vardır. Acil plan kapsamında hangi üründe ne kadar açığımız varsa o ürünlerin üretimine yönelik bölgesel tarama sağlanmalıdır. Ürün deseni üzerinde yapılacak ekimler teşvik edilmelidir” dedi.
Gürer, dünyada tarımda gelişen ülkelerin acil tarım destek paketleri ile çiftçi ve üreticiye destek verirken, Türkiye’de iktidarın ithalatla çözüm arayışında olduğunu ifade ederek, “Acilen ekimi desteleyecek, besiciyi koruyacak önlemler açıklanmalıdır. Ülkemizin gübre ithalatı en çok yaptığı ülkeler ABD, Almanya, Avustralya, Arjantin gibi ülkelerdir. İran da ülkemiz için önemli bir gübre tedarik merkezidir” ifadelerini kullandı.
“Acilen üretici girdi fiyatlarında indirim sağlanmalıdır”
Tarımda alınması gereken acil önlemleri madde madde sıralayan Gürer, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Acilen üretici girdi fiyatlarında indirim sağlanmalıdır. Hayvansal ve bitkisel üretimin sürdürülebilirliği için mevcutta ek muafiyetler sağlanmalıdır. Özellikle topraktan uzaklaşmış, kırsalda yaşayan küçük aile tipi işletmelerin toprakla tohumu buluşturması ve boşalan ahırların yeniden sürece katılmasını sağlayacak, ürün alım garantili, maliyet ve makul kar ile alım fiyatı oluşturulacak ve yem destekli Cumhurbaşkanlığı çağrısı yapılmalıdır. Gübre ve yemde yüzde 50 oranında sübvanse sağlanmalıdır. Sahte gübreye karşı denetimler artırılmalıdır. Gübre demek üretimde verim demektir. Gübresiz üretim verim kayıplarına da yol açar. Ülkemiz gübre de önemli ölçüde dışa bağımlı kılınmıştır. 2020 yılında tonu 2 bin 140 lira olan taban ve üst gübre olarak kullanılan fosfor ve azotlu DAP gübrenin 39 bin lira bayi fiyatıdır. Tunus’tan ithal edilmektedir.”
Gürer, gübre fiyatlarındaki artışa ilişkin örnekler vererek, “Bazı gübrelerin temininde de sorun yaşanmakta ve gübre fiyatı neredeyse her gün değişmektedir. Bu yıl gübre desteğinde iktidar yeni düzenlemeye gitti. Geçen yıl verilen destek bir yıllık zammı karşılamamıştı. Gübrede acilen yapılması gereken en az yüzde 50 oranında kamu tarafından sübvanse sağlanmasıdır. İthal yem fiyatları da artmaktadır 50 kilogram süt yemi 1000 lirayı bazı bölgelerde aşmıştır. Çiğ süt sabit tutulurken yem fiyatı artışı hayvancılık yapanları zorlamaktadır” diye konuştu.
Hayvan kesim ve satışı yerine özellikle süt ineklerinin korunması ve yemde de yüzde 50 destek verilmesi gerektiğini ifade eden Gürer, “Kimyasal gübreler önemli ölçüde doğal gaza bağlıdır. Sakarya Gaz Sahası’nda Türkiye’nin en büyük doğal gazının keşfedildiği ve 2023 itibarıyla karaya ulaştırılmaya başlandığı açıklanmıştı. Bu doğal gazdan gübre üretiminin nasibini alması sağlanıp özelleştirme ile fabrikaları satılarak dışa bağımlı kılınan gübre için yeni yol haritası oluşturulmalıdır” dedi.

