(ANKARA) – İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “770 yılla yargılanan birinin devlet korumasında mahkeme salonuna getirilmesi, hatta orada yine kendilerine ait medya üzerinden topluma mesaj vermesi ne anlaşılabilir bir durumdur ne de kabul edilebilir bir durumdur. Burada bir dengesizlik vardır; dolayısıyla o dengesizliğin da giderilmesi gerekmektedir. Herkese her şekilde itham etme geleneğinden gelen bir anlayışla da karşı karşıyayız. Silivri’de yapılan yargılamaların tamamını takip ediyoruz. Partimizin Hukuk İşleri Başkanı, bir heyetle her mahkemeye gözlemci olarak katılıyor. Ve orada yapılan yargılamaların, sorgulamaların, soruşturmaların hukuki yönü üzerine bir değerlendirme yapma imkânı da bizlere sunuluyor. En başından beri söylüyorum; bu soruşturmalar, kovuşturmalar ve yargılamalar hukuki olmanın çok ötesinde, siyasi bir iş olması hissiyatı yaratıyor. Toplumun da genel kanaati bu” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 18 Ocak’ta düzenlenen İYİ Parti Dördüncü Olağan Kurultayı’nda yeniden genel başkan seçilen Müsavat Dervişoğlu’na partisinin genel merkezinde hayırlı olsun ziyaretinde bulundu.
Özel ve beraberindeki CHP heyetini İYİ Parti Genel Sekreteri Osman Ertürk Özel, Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Enver Yılmaz ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı İpek Özkal Sayan karşıladı. Görüşmede CHP heyetinde ise Genel Sekreter Selin Sayek Böke, Kurumsal İlişkiler ve Siyasi Partilerle İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Serkan Özcan, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Gençlik ve Spor Politika Kurulu Başkanı Sevgi Kılıç yer aldı.
Özel ve Dervişoğlu, yaklaşık 1 saatlik görüşmenin ardından gazetecilere açıklama yaptı.
Müsavat Dervişoğlu, şunları söyledi:
“Çözüm süreci adı verilen ihanet projesinin amacı Cumhuriyetimizin temel niteliklerini tartışmaya açmaktır”
“18 Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirdiğimiz kurultayımızdan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin değerli Genel Başkanı Sayın Özgür Özel, hem kongre sonuçlarıyla ilgili hem de yeniden genel başkanlığa seçilmem münasebetiyle tebrik ziyaretine geldiler. Kendisini ve heyetini ağırlamaktan ziyadesiyle mutlu ve memnun olduğumu ifade edebilirim. Kendilerine de hoş geldiniz diyorum.
Görüşmemiz esnasında Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu problemlerle ilgili karşılıklı fikir alışverişinde bulunduk. Ele alınması icap eden bütün problemleri değerlendirdik. Bunların içerisinde CHP’ye yönelik yargılamalarla alakalı yaşananlar da dâhil olmak üzere kapsamlı bir görüş alışverişinde bulunduk. Emeklilerin meselelerini ele aldık, gençlerin sorunlarını ele aldık, demokrasimizin karşı karşıya bulunduğu problemlerle ilgili olarak da fikirlerimizi paylaştık. Bununla birlikte Türkiye’de yaşanan süreçle ilgili TBMM’de komisyonun raporu üzerindeki çalışmalar, bu zamana kadar yapılmış olanlara dair de düşüncelerimizi ifade ettik.
Daha önce de defalarca belirttiğim gibi çözüm süreci adı verilen ihanet projesinin amacı Cumhuriyetimizin temel niteliklerini tartışmaya açmaktır. Bunu yeniden ifade ettim. Bunu başarmak için ise önce kelimeleri ve imajları değiştirmeye çalıştıklarını dile getirdim. Bölücü başı yerine kurucu önder ifadesinin, PKK yerine SDG’nin, federasyon yerine ise Türk-Kürt-Arap kardeşliği söyleminin kullanılmasının gerekçelerine işaret ettim.
“Cumhuriyet, ulusu oluşturan bireylerin ayrımsız ve eşit olarak devletle sözleşme yapması demektir”
Bir hakikatin anlamını kelimeler ile oynayarak gizlemek ve yeni bir tanıma kavuşturmaya çalışmak bizim açımızdan kabul edilebilecek bir durum değildir. İYİ Parti, Gazi Meclis’in alet edildiği komisyonculuğu bu yüzden zaten tamamen reddetmiştir. İsminde Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi olan korsan yapıdan bugün geriye, eli kanlı bir katile demokrasi havarisi gömleği giydirmeye çalışan, dönemini tamamlamış bir terör örgütüne gereksiz yere kredi açan bir güruh kalmıştır. O güruh da bu işin gaflet dolu lüzumsuzluğunun artık farkında olacak ki, sürecin bedelini ödememek için anlamsız çıkışlar yapmakta ya da şuursuz pozlar vermektedir. Bu vesileyle bir kere daha vurgulamak isterim ki, Türkiye Cumhuriyeti mensuplarını kimlik kategorilerine ayırarak teşhis etmek, ulusu kimlikler arası bir iş birliği çerçevesinde tanımlamak cumhuriyetin felsefesini anlamamak ve hatta ona ihanet etmek anlamına gelir. Ulusu alt kimlik kategorilerine bölmek, farklı hukuki uygulamalara, yani federal bir sisteme meşruluk sağlamaktan başka bir işe de yaramaz. Cumhuriyet, ulusu oluşturan bireylerin ayrımsız ve eşit olarak devletle sözleşme yapması demektir. Bu yüzden kimliği ne olursa olsun bir vatandaşın refahının, özgürlüğünün, haklarının ve sorumluluklarının teminatı, Türk milletinin bir parçası olmaktan geçer. 100 yıllık bir cumhuriyetin onurlu bir vatandaşı olarak bunu hatırlatmaktan dahi hicap duyuyorum. Ez cümle, hangi kimlik olursa olsun kimlik gruplarını incitmemek gibi bir niyetin diyeti, cumhuriyetin kimliğini bertaraf etmek olamaz, olmamalıdır.
“Yaşananlar kardeşlik hikâyelerinin arkasına sığınılarak örtülebilecek bir günahı çok aştı”
Siyasetini ısrarla ve tüm başka ihtimallere inat bir terör örgütü ve lideriyle eş görmeyi tercih ederek seçtiği yol elbette ki kendilerini bağlar. 40 yıllık terörle mücadele döneminde Türk milletinin gösterdiği millî kimlik hassasiyetini anlamayanlara verilebilecek başkaca bir tavsiye de yoktur. ‘İmralı partisi’nin Türkiye’nin toplumsal haklarına döşediği mayınlara ortak olmamak gerekmektedir. Bilinmesi gereken tüm bu yaşananların gerek Atatürk’ün, gerek beka söyleminin ve gerekse kardeşlik hikâyelerinin arkasına sığınılarak örtülebilecek bir günahı çok aştığı gerçeğidir. O sebeple herkes tarafından cumhuriyete dair hassasiyetlerimizin önemsenmesini de temenni ediyorum.”
“770 yılla yargılanan birinin devlet korumasında mahkeme salonuna getirilmesi anlaşılabilir bir durum değildir”
Müsavat Dervişoğlu, Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davası ve erken seçim beklentilerine ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“770 yılla yargılanan birinin devlet korumasında mahkeme salonuna getirilmesi, hatta orada yine kendilerine ait medya üzerinden topluma mesaj vermesi ne anlaşılabilir bir durumdur ne de kabul edilebilir bir durumdur. Burada bir dengesizlik vardır; dolayısıyla o dengesizliğin de giderilmesi gerekmektedir. Herkese her şekilde itham etme geleneğinden gelen bir anlayışla da karşı karşıyayız. Silivri’de yapılan yargılamaların tamamını takip ediyoruz. Partimizin Hukuk İşleri Başkanı, bir heyetle her mahkemeye gözlemci olarak katılıyor. Ve orada yapılan yargılamaların, sorgulamaların, soruşturmaların hukuki yönü üzerine bir değerlendirme yapma imkânı da bizlere sunuluyor. En başından beri söylüyorum; bu soruşturmalar, kovuşturmalar ve yargılamalar hukuki olmanın çok ötesinde, siyasi bir iş olması hissiyatı yaratıyor. Toplumun da genel kanaati bu. Ayrıca bu mahkemelerin özel mahkemelermiş gibi bir yerden bir yere taşınması ya da yeni yapılacak yargılamalar için yeni salonların inşası vesaire, sanki olağan dışı bir dönemde, ‘olağanüstü’ demiyorum, altını çizerek söylüyorum, bütün bunların yapıldığına dair bir kanı da oluşturuyor. Hukuk açısından, hukuk devleti açısından, demokrasi açısından bunlar çok kabul edilebilir durumlar değildir. Siyaset bir iddia işidir.
“Erken seçime TBMM’de yeterli çoğunluğumuz olmadığı için zorlayamıyoruz”
Hükümeti, TBMM’de yeterli çoğunluk olmaması münasebetiyle erken seçime zorlayamıyoruz. Çünkü biliyorsunuz, 360 kişilik nitelikli bir çoğunluğa ihtiyaç var. Bu çoğunluk, iktidar ‘erken seçim’ demeden seçim yapılmasını mümkün kılmıyor; elimizde olmaması münasebetiyle. O sebeple de CHP’nin değerli genel başkanı bir iddia koyuyor ortaya. Hukuken de yapabileceği bir işe işaret ediyor ve diyor ki, ‘Belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini eş zamanlı olarak istifa ettirelim’. Madem ki erken genel seçim yapamıyoruz, üzerinde spekülasyon olan, birtakım sıkıntıları da beraberinde getiren şu İstanbul meselesini başında bir çözelim. 770 yıldan yargılanan bir adam devlet korumasıyla gelirken, belediye başkanları, başta Sayın Ekrem İmamoğlu tutuklu yargılanmaya devam ediyor. Dolayısıyla bu haksızlığın da giderilmesini temin edebilmeyi mümkün kılalım ve seçimin işaret fişeğini İstanbul’dan atalım, diyorlar. Bu bir siyasi iddiadır. Karşılık bulup bulmayacağı da tabii doğal olarak tartışma konusudur. Ama bir yöntemdir. Netice itibariyle bu tür çözümleri iktidarın sunması gerekirken, bunları muhalefetin önermeye mecbur kalması da manidardır. Bu noktadan bakıldığında, hükümetin yanaşmayacağını bildiğim bu talebin karşılık bulmayacağı, onlar tarafından karşılanmayacağını bildiğim bu talebin menfi dayanaklarının sağlam olduğunu ifade edebilirim.
“Ülkenin bir iktidar değişikliğine ihtiyacı var”
Türkiye’deki erken seçimle alakalı olarak yaşananlara baktığımızda, hakikaten ülkenin bir iktidar değişikliğine ihtiyacı var. Bunların şartlarının da oluşması lazım. İş başında bulunan hükümet, takdir edersiniz ki kazanabileceği bir dönemde seçim yapmak planı içerisine giriyor. 25 yıldır da iktidarlarını muhafaza etmenin yolunu buradan geçirdiler. Ama onlar için denizin tükendiğini söyleyebilirim. Ne kadar ertelerseniz erteleyin, netice itibariyle sandık bu milletin önüne gelecektir. Türkiye’nin tartışması gereken, iktidar değişikliği kadar aynı zamanda sistem değişikliğidir. 2018’de yürürlüğe giren bu sistem yüzünden zaten bütün bu tıkanıklıklar yaşanıyor. Yargı alanında, hukuk alanında, ekonomi alanında, gençlerin umuduna dair problemler alanında, tamamı sistemden kaynaklanan sorunlardır. Dolayısıyla muhalefet bir taraftan seçim talep ederken, öbür taraftan da sistem değişikliğine duyulan ihtiyacı ıskalamamalıdır. CHP ile İYİ Parti’nin bu konudaki hassasiyetini biz her fırsatta dile getirmeye gayret sarf ediyoruz. Diler ve umarım ki hukukun, adaletin egemen olduğu; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bir dönemi yeniden açabilmenin yolunu bulur ve bu büyük milletin iradesiyle onu yaşama geçirebiliriz.”
“Vatandaşımızı yoklukta eşitliyorlar”
Emeklilerle ilgili bir soruya Dervişoğlu, “Emeklilerle ilgili görüş ve düşüncelerimizi bu zamana kadar çok defa ifade ettik. 20 bin lirayla bir ailenin geçinebilmesi şayet mümkün ise, o 20 bin liralık maaşı makul ve mazur görebilmek mümkündür. Ama Ankara’nın en kenar semtinde, şayet barınma ihtiyacınızı karşılamak için ev kiralamaya kalksanız bunun en az 25 bin lira olduğu gerçeğini görüyorsanız, bu maaşın ne kadar yetersiz olduğunu da görürsünüz.
Ne yapacak emekli aileler, insanlar? Hayatlarını idame ettirecekler. Bir, barınacaklar; iki, doyacaklar; üç, giyinecekler; dört, eğitim ihtiyaçlarını karşılayacaklar. Satın aldıkları hizmetlerin bedelini ödeyecekler. Bunun 20 bin lirayla karşılanabilmesi mümkün değil. Ayrıca başka bir tehlike daha var, insanlar yoklukta eşitleniyor. Emeklilerin yalnızca yüzde 10’unun maaşı asgari ücretin üzerinde. Böyle bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. Ve verilen bu maaş farkının bir sadaka mesafesinde olduğunu da her fırsatta ifade ediyoruz. Emekliye verirken yok, yandaşa verirken var, ihaleler dağıtılırken var, kendilerine kaynak yaratırken var. Ama bu toplumun ihtiyaç sahiplerine gelince, hükümetin ayrıca herhangi bir kaynağı yok. Et yemek için insanlar Kurban Bayramı’nı bekliyor. Bu hükümetin ayıbıdır. Dolayısıyla emeklinin hakkının ve hukukunun savunulduğu her platformda İYİ Parti olarak bulunmaya devam edeceğiz. Yani vatandaşımızı yoklukta eşitliyorlar. Asıl üzerinde durmamız gereken şey budur. Sefalette eşitliyorlar ve yarattıkları sefaleti yöneterek seçim kazanma alışkanlığını da sıcak tutuyorlar. Sefalet yaratıyorlar, yönetiyorlar. Cehalet yaratıyorlar, yönetiyorlar. Şimdi de suç yaratmaya ve yarattıkları suçu yönetmeye başladılar. Böyle olan, bu yaklaşıma sahip iktidarların sonu sandıkta yok olup gitmektir. Tarih böyledir.”

